“Uygun Görünüm”’le başlayan ayrımcılık ve dijital zorbalığın görünmeyen yüzü
Son dönemdeki iş ilanlarını hiç incelediniz mi? Bu iş ilanlarında ilk gözünüze çarpan detay neydi? Pozisyonun tanımı mı, maaş aralığı mı yoksa birbiri ardına sıralanan gerçek dışı beklentiler mi? İş ilanlarında sıkça rastladığımız eşitsizliklerin ve orantısız beklentilerin yanında bir de bu durumun farklı bir boyutu var: İş ilanlarında kadın olmak. Kadınlar zaten günümüzün zorlu ekonomik koşullarında iş bulmakta yeteri kadar zorlanırken bir de bu süreçte erkeklerin uğraşmadığı bazı cinsiyetçi uygulamalarla uğraşıyor. Kadınların istihdamını hedefleyerek onları desteklediğini iddia eden birçok şirketin açtığı poziyonlarda işin tanımından çok dış görünüşe yönelik beklentiler vurgulanıyor. Bu gerçeklik, kadınların iş hayatında maruz kaldıkları ayrımcılığın henüz başvuru aşamasında başladığını kanıtlıyor. İş ilanlarının bir kısmı işe başlama değil, güzellik yarışmasına katılma şartları gibi sunuluyor. Bakımlı, prezentabl, dış görünüşüne özen gösteren, iyi giyinen, uygun görünümlü… Şartlar sıralamakla bitmiyor. Erkekler için böyle şartlar iş ilanlarında genellikle yer almazken; kadınlara yönelik sürekli estetik olma ve göz zevkine hitap etme zorunluluğu odak noktasında oluyor. Bu yazımızda iş arayan ve kariyerlerinde ilerlemek isteyen kadınların önlerine konulan “uygun görünüm” engeline ve kadınların iş ararken yaşadıkları zorluklara değineceğiz.
İlanlarda yer alan cinsiyetçi kodlar
Kadınlar iş hayatlarında cinsiyetçi ve ayrımcı uygulamalarla ne yazık ki çok sıklıkla karşılaşıyorlar. Eşit işe eşitsiz ücret, mobbing, üstü kapalı taciz, patron baskısı, göz ardı edilen sağlık politikaları, terfi etmesi gerekirken sürekli yerinde saymak, iş tanımının dışındaki işlere dahil edilmek gibi çok sayıda zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Ancak bu zorluklarla mücadele etmeleri için bile öncelikle bir işe girmeleri gerekiyor ve bir de işe girme sürecinde birçok zorlu sınav veriyorlar. Bu sınav ilk önce kariyerlerine uygun iş ilanlarını incelemeleriyle başlıyor. Büyük hayaller ve hedeflerle başvuracaklarını düşündükleri iş ilanlarında “bayan eleman alıyoruz”, “bakımlı”, “güler yüzlü”, “düzgün fiziğe sahip” gibi cinsiyetçi ifadelere rastlıyorlar. Bu tanımlarla hemen hemen her iş alanında karşılaşsak da özellikle hizmet, ön büro ve hosteslik gibi sektörlerde bu durumun çok daha yaygın olduğunu görüyoruz. Erkeklere yönelik açılan bu sektörlere ait ilanlarda dış görünüşe dair neredeyse hiçbir iz bulamıyoruz. Erkekleri değerlendirirken işverenler için bilgi ve yetenek gibi nitelikler ön planda iken kadınların görünüşü üzerinden değerlendirildiği bu sistemde bilgi, eğitim, yetenek ve deneyim gibi kriterler sürekli arka plana itiliyor. İş ilanlarında yer alan, dışarıdan görünmeyen ama derinden hissettiren bir ayrımcılığın kapısını aralayan bu dil gün geçtikçe normalleşiyor. Ve bu dil, kadınları “görünüş objesi” haline getiren cinsiyetçi temsili yeniden üretmekten başka bir işe yaramıyor. Günümüzde hala cinsiyetsiz ilanlar yeterince yaygınlaşmış değil. Bazı iş ilanlarında işverenler işe almak istedikleri çalışlanların özellikle de kadın çalışanların “uygun görünüm“e sahip olmasını istiyorlar. Fakat bu ifadede, uygunluğun kime göre ya da neye göre olduğu tanımı yer almıyor. Bu ifade erkek çalışanlar için çok nadiren kullanılıyor ve bu da toplumsal cinsiyete dayalı bir ayrımcılığı gözler önüne seriyor. Kadınlar, işe girme ve işte tutunma çabasında kendilerini belli bir güzellik kalıbına uymak zorunda hissediyorlar. Zayıf olmak, makyaj yapmak, topuklu giymek, belirli bir tarzda saç kullanmak gibi doğrudan belirtilmeyen fakat örtük biçimde dayatılan bu beklentiler, kadınlar üzerinde yoğun bir psikolojik baskı yaratıyor. Bu baskı, aslında beden politikalarının bir uzantısıdır: Kadın bedeni hem kontrol ediliyor hem de “sunulmaya değer” hale getirilmek isteniyor.

“Kadınsan sadece toplumun sana biçtiği iş tanımlarına uygunsun“
İş ilanlarındaki toplumsal cinsiyet ayrımcılığının tek yönü bu değil. Kadınlar, iş ilanlarında bir de oldukça keskin mesleki sınırlarla karşılaşıyor. İş ilanlarının bir bölümünde bazı mesleklerin yalnızca erkekler tarafından yapılabileceği belirtiliyor. Örneğin; mühendislik, bilim ve sağlık gibi alanlara ait bazı iş ilanlarında cinsiyetçi ifadeler sistematikleşmiş durumda. Bu tür ilanlarda “Bay Elektrik‑Elektronik Mühendisi Aranıyor” gibi doğrudan vurgulanan cinsiyet atıflarına sıklıkla rastlıyoruz. Bu ifadeye bakarak mesleklerin hala cinsiyete göre sınıflandırıldığını ve kadınların bazı meslekleri yapmaya uygun bulunmadıklarını söyleyebiliriz. Bu tür ilanlarda yer alan cinsiyetçi kalıplar, kadınları başvuru sürecinin dışına itiyor. Yani daha ilana başvurulmadan kadınları elemeye yönelik bir filtre görevi görüyor. “Mühendis”, “Yazılımcı”, “Şoför” ve “Tekniker” gibi meslekler erkeklikle bağdaştırılmaya devam ediyor.
Türkiye’de ve dünyada ne yazık ki hala “erkek işi – kadın işi” algısı çok yaygın. Erkekler teknik, analitik ve bilimsel temelli işlerle ilişkilendirilirken kadınlar ise hizmet, destek ve iletişimin ön planda olduğu işleri yapmaya uygun bulunuyor. Bu nedenle kadın mühendisler ve teknikerler sektörde ya görünmez kılınıyor ya da bir “istisna” gibi sunuluyor. Kadınlar, iş ilanlarındaki bu cinsiyetçi ve ayrımcı kodlar yüzünden kendilerini sürekli dışlanmış hissediyor ve bunun sonucunda da “zaten beni almazlar” düşüncesiyle ilanlara başvurmaktan vazgeçiyor. Kadın adayların yetkinliklerinden önce cinsiyetlerinin değerlendirildiği, kadınların önüne görünmeyen bariyerler koyan bu anlayışın yok olabilmesi için öncelikle işverenlere ve İK uzmanlarına toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri verilerek cinsiyetsiz ve kapsayıcı ilan dilinin önemi vurgulanmalıdır. Aynı zamanda iş ilanlarının denetlenmesi ve kapsayıcı ilan dili rehberlerinin hazırlanması da yine bu sorunun çözüm seçenekleri arasında değerlendirilebilir.

Sınırların silindiği satırlar: İş ilanlarında mahremiyete ve beden bütünlüğüne yönelik müdahaleler
İş ilanlarında gördüğümüz cinsiyetçi ve ayrımcı dil, yalnızca dış görünüş ve mesleki yeterlilik gibi konularla sınırlı kalmıyor. Kariyer ve iş bulma platformlarında açıkça kişisel yaşamın ihlalini içeren birçok iş ilanı bulunuyor. Bu iş ilanlarındaki dil, bazen öyle tehlikeli bir hal alıyor ki kadınların mahremiyetini ve beden bütünlüğünü tehdit eden hatta tacizi meşrulaştıran bir düşünce yapısı ile karşı karşıya kalıyoruz. Bazı iş ilanlarında mesleğin tanımı ve amacı ile hiç ilgisi olmamasına rağmen “ailevi yükümlülüğü olmayan”, “esnek saatlere uygun”, “çocuk sahibi olmayan” gibi ifadeler yer alıyor. Kadınlardan kariyer sahibi olabilmeleri ve mesleklerinde yükselebilmeleri için özel hayatlarından ve ailelerinden vazgeçmeleri bekleniyor. Üstelik bu tür beklentiler, kadınlara yönelik ev içi sorumlulukları cezalandıran bir çerçevede sunuluyor. İş mülakatlarında kadınların özel hayatlarına dair üstü kapalı sorgulamalar yapılıyor. İşverenler ve İK uzmanları tarafından “evli misin?”, “çocuk planın var mı?” gibi kişisel sınırları ihlal eden ve kariyer yaşamıyla bağdaşmayan sorular soruluyor. Erkeklere asla sorulmayan bu sorular özel yaşamın profesyonel yeterlilikle ilişkili olduğu iddia edilerek meşru bir hale getirilmeye çalışılıyor. İş ilanlarındaki bir diğer tehlike ise “erkek müşterilerle iyi iletişim kurabilecek”, “müşterilere sıcak yaklaşım gösterebilecek” gibi tacizi normalleştiren, muğlak ve tehlikeli ifadelerdir. Bu dil, kimi zaman iş tanımını aşarak kadınlardan rızası dışında “flörtöz”, “memnun edici” bir tavır beklenmesine yol açarken aynı zamanda taciz riski o işin bir parçasıymış gibi gösteriliyor. Ve bunun çok daha vahimi de iş tanımında bile cinsel imaların ya da itaatkâr rollerin arandığı durumlarda yaşanıyor.
Bazı iş ilanlarında iş tanımı, mesleki olarak değil, kadınların cinsiyeti üzerinden yapılıyor. Geçtiğimiz haftalarda Kariyer.net platformu üzerinden yayınlanan bir iş ilanı sosyal medyada birçok kişi ve sayfa tarafından paylaşılmış, oldukça sert eleştiriler almıştı. İstanbul’da bulunan bir firmanın verdiği ilanda kadın asistan arandığı belirtilmişti. İlandaki cinsiyetçi dil bununla da sınırlı değildi. Çalışma saatlerinin 18:00-21:00 saatleri arası olduğu vurgulanırken iş tanımında açıkça taciz riski barındıran ifadeler yer almıştı. İlanda “çay kahve servisi yapacak”, “benimle ilgilenecek”, “istediğim her şeyi yapacak”, “kıyafet konusunda tercihlerime uyacak” gibi asla profesyonel bir meslek tanımı ile bağdaşmayan, çirkin bir dil benimsenmişti. Dilerseniz bu iş ilanını beraber analiz edelim. “Kadın asistan arıyoruz”, “çay kahve servisi yapacak”, “benimle ilgilenecek” gibi ifadeler, kadınları sadece hizmet sunan, duygusal emeği üstlenen kişiler olarak konumlandırıyor. “Kıyafet konusunda tercihlerime uyacak” ifadesi, çalışanın bedenine ve mahremiyetine müdahale anlamını taşıyor. Bu, beden politikaları açısından ciddi bir hak ihlalidir.
Tüm bu beklentiler, işverenin çalışan üzerinde cinsel ya da görsel kontrol kurma arzusunu yansıtıyor. “Benimle ilgilenecek”, “istediğim her şeyi yapacak” gibi belirsiz ve sınırsız ifadeler, cinsel tacize açık bir alan yaratıyor. Bu ilanda iş tanımı net bir biçimde yapılmadığı gibi, aynı zamanda cinsiyetçi çağrışımlara açık bir “teslimiyet” dili kurulmuştur. Böyle son derece güvencesiz olan ortamlarda kadınların cinsel, psikolojik veya ekonomik tacize uğrama riskleri normalinden çok daha fazladır. Bu, açıkça kadın emeğinin değersizleştirilmesi ve sömürülmesidir. Bu ilan, feminist bakış açısı ile bakıldığında yalnızca cinsiyetçi değil; kadının bedenini, emeğini ve zamanını kontrol altına almaya çalışan patriyarkal düzenin de küçük bir yansımasıdır. Bu tür iş ilanları sadece kadın emeğini değersizleştirmekle kalmıyor; bunun yanında cinsiyet eşitliğini ihlal ederek taciz ve istismar için uygun bir zemin yaratıyor.

Dijital zorbalık en çok iş arayan kadınları hedef alıyor
Günümüzde dijital mecraların iş dünyasına katkısı yadsınamaz. Özellikle iş arama sürecinde olan kişiler için erişilebilirlik, hız ve yaygınlık açısından dijital kariyer platformları oldukça büyük faydalar sunuyor. Ancak tüm bu avantajların yanında bir takım dezavantajlar da mevcut. Bu platformlar son dönemde iş arayan kadınlar için yeni bir risk alanına dönüşmüş durumda. İş bulma ve kariyer alanındaki en popüler platform olan LinkedIn’de bu konuda mağdur olan kadınlar şikayetlerini paylaşım yaparak dile getiriyorlar. Dijital platformlarda iş arayan kadınların en çok rahatsız oldukları konu ise kendilerine ‘profesyonel’ bir kılıf giydirilerek gönderilen özel mesajlar. “Yardımcı arıyorum“, “asistanım olur musun“, “özel işlerim var” tarzındaki bu cinsel içerikli teklifler, bir iş ağı platformunda olması gereken profesyonellik ilkesine kesinlikle uymadığı gibi bir de kadınların yetenek, bilgi ve eğitimlerini küçümseyerek beden bütünlüklerine yönelik taciz denilebilecek bir boyut taşıyor. Bu tür mesajların sıklığı ve etkisi kadınların dijital mecralardan soğumasına neden oluyor.
Üstelik iş ağı platformlarında rastladığımız cinsiyetçi tutumun örnekleri yalnızca bu mesajlar değil. LinkedIn, X, Instagram gibi platformlarda kadınların iş ve kariyer ile ilgili yaptıkları paylaşımlara cinsiyetçi yorumlar geliyor. Bazı kişiler bu paylaşımların altında kıyafet, görünüş, medeni durum üzerinden ima ya da soru sorma hakkını kendilerinde bulabiliyor. Son günlerde gündem olan bazı zincir market çalışanlarının işlerini yaparken çektikleri fiziksel ve psikolojik zorlukları gözler önüne seren videoları sosyal medyada görmüşsünüzdür. Bu zincir marketlerde oldukça ağır şartlar altında çalışan emekçi kadınlara karşı sosyal medyada çok yoğun bir öfke ve nefret var. Bazı erkek kullanıcılar emekçi kadınların insani olmayan şartlarda çalıştırılması için “eşitlik isteyenlere gayet makul bir iş” yorumları yapıyor. Bu kişiler, kadınların iş hayatlarında istedikleri eşitliği yalnızca fiziksel yönden ele alıyorlar. Fakat bu, doğru bir yaklaşım değil. Kadınlar iş dünyasında erkeklerle fiziksel yönden değil; hukuki, medeni, ekonomik, eğitim ve sağlık gibi konularda eşit olmak istiyorlar. Kadın emekçiler, güç gerektiren işlerde daha fazla çalışarak kadın-erkek eşitliğini sürekli vurgulamayı amaçlamıyorlar. İstedikleri tek şey; sadece kadın oldukları için verdikleri onca emeğin artık sömürülmemesi ve gasp edilen haklarını geri almak! Ve bunu, kadınları hala ataerkil düzene hizmet etmesi gereken köleler olarak gören ve kadınların bilinçlenmesini asla istemeyen zihniyete rağmen yapmaya çalışıyorlar. Bu düzenin yıkılması için hayatlarının her alanında mücadele etmeye devam ediyorlar.
Bu döngüyü kırmak mümkün mü?
Peki, yıllardan beri süregelen bu cinsiyetçi düzen yok edilebilir mi? Kadınların cinsiyetlerinden dolayı ayrımcı bir dile maruz kalmadıkları iş ilanları oluşturmak, işyerlerinde baskı ve istismara uğramadıkları bir sistem inşa etmek, emeklerinin karşılığını alabildikleri bir iş politikası yaratmak gerçekten mümkün mü? Bu, uzun ve zorlu bir süreci gerektirse de imkansız değil. Sürecin ilk adımı ise işverenlere, şirket yöneticilerine ve İK uzmanlarına cinsiyet eşitliği eğitimleri vermek ve bunun sonucunda kadın emeğine ve feminizme bakış açılarını değiştirmektir. İkinci adım; İK departmanlarında cinsiyet bilinci olan profesyonellere yer vermektir. Cinsiyet eşitliği eğitimleri iyi bir seçenek olsa da başarılı olması uzun zaman alabilir. İK departmanlarına zaten cinsiyet bilinci gelişmiş olan uzmanları dahil etmek çok daha kısa sürede etkili sonuçlar doğurabilir. İlanlarda cinsiyetsiz bir dil kullanmaya özen göstermek de bir diğer adımdır. Kadınların görünüşü yerine bilgi birikimine, eğitimine ve yeteneklerine odaklanan, istismar ve psikolojik şiddet iması taşımayan, iş tanımında mahremiyete ve beden bütünlüğüne yönelik ihlaller bulunmayan iş ilanları yaygınlaştırılmalıdır.
İş bulma platformlarına alternatif olarak kadın dayanışma ağları ve kadınlara yönelik kariyer destek platformları oluşturulabilir. Bu türdeki platformlar kadınların istihdamına öncelik verirken iş bulma ve çalışma sürecinde destekleyici bir rol üstlenebilir. Elbette bunlar tek başına bir çözüm değildir. Medyada, iş dünyasında ve sosyal platformlarda kadın temsilinin artması da önemlidir. Kadınlar ne kadar görünür olursa seslerini de o denli güçlü duyurabilir. Ancak kadınların iş dünyasında görünür olması da yetmez; kadınlar aynı zamanda kendi kimliği ve emeğiyle de var olmalıdır. Kadınların işe alınmasında estetik değil, yetenek bir kriter olmalıdır. “Uygun görünüm” değil, adil politikalar esas alınmalıdır. Bu döngü ancak bu şekilde kırılabilir. Kadınların sesinin bastırılmadığı, potansiyelinin sınırlandırılmadığı bir iş dünyası yaratmak yalnızca birimizin değil, hepimizin sorumluluğudur.
Kaynak:














