İlayda D., 22 yaşında genç bir manken olarak yaşamını sürdürürken, geçtiğimiz günlerde İstanbul Çağlayan’da bir markette alışveriş yaparken maruz kaldığı tacizle gündeme geldi. İlayda, altındaki şortun fotoğrafını izinsiz çeken bir erkek tarafından taciz edildi. Tacizci, genç kadının durumu fark etmesiyle panikleyip telefonunu kapattı ancak ardından “Son resminize bakabilir miyim?” diyerek tacizine devam etmeye çalıştı.
İlayda D., yaşadığı bu hak ihlalini sosyal medya hesabından paylaşarak kamuoyunun dikkatini çekti. Tacizci hakkında karakola giderek şikayette bulunduğunu belirtti. Bu paylaşım, tacize uğrayan kadınların yaşadığı yalnızlık ve çaresizlik hissini kıran önemli bir duruş oldu. Ancak ne yazık ki, bazı sosyal medya kullanıcıları bu paylaşıma “iftira” yorumlarıyla karşılık verdi. İlayda, bu tür karalama girişimlerine karşı “İftira diyen herkesin bu videoyu CİMER’e şikayet etmesini istiyorum” diyerek karşılık verdi.

Görsel Kaynağı: sozcu.com.tr
Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin gündelik yüzü: Taciz
İlayda D.’nin yaşadığı bu olay, aslında Türkiye’de ve dünyada kadınların kamusal alanlarda maruz kaldığı tacizin, cinsiyet temelli şiddetin sadece küçük bir parçasıdır. Kadınların bedenlerinin sürekli olarak erkekler tarafından “hedef” haline getirilmesi, tahakküm ve denetim arzusunun doğrudan tezahürüdür.
Kamusal alanda kadınların yaşadığı taciz, sadece fiziksel bir saldırı olarak değil; aynı zamanda psikolojik bir şiddet, baskı ve korkutma aracıdır. Kadınların özgürce giyinme, yolda yürüme ya da herhangi bir yerde bulunma hakkı, bu tür davranışlarla sistematik olarak ihlal edilmektedir. Bu durum, kadınların hayatlarını sürekli savunma ve korku içinde geçirmelerine neden olmaktadır.
Tacizcilerin çoğu, toplumun onaylayan ya da görmezden gelen bakışları sayesinde eylemlerinin bedelini ödemekten kaçmaktadır. Bu da şiddetin yeniden üretimine ve yaygınlaşmasına yol açmaktadır. İlayda D.’nin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım, bu karanlık tablonun görünür kılınması ve sesini yükselten kadınların dayanışmasının gücünü ortaya koymaktadır.
Kadınların maruz kaldığı şiddetin medyada aktarımı, toplumun bu soruna bakış açısını doğrudan etkiler. İlayda D.’nin yaşadığı taciz haberinde olduğu gibi, failin eyleminin net olarak ortaya konması, mağdurun ise onurunu ve mahremiyetini koruyacak bir dil kullanılması şarttır.
Tacize maruz kalmak suç değil; Suç, tacizin kendisi
“Kadının giyimi” ya da “Dikkat çekmesi” gibi söylemlerle taciz ya da şiddet meşrulaştırılamaz. Bu tür ifadeler, failin eylemini hafifletmeye ve toplumda şiddetin normalleşmesine hizmet eder. Şiddetin nedeni hiçbir zaman mağdurun davranışı ya da görünüşü değildir; suç failin kendisindedir.
Medyanın, toplumsal cinsiyet eşitliği bilinciyle habercilik yapmalıdır. Ek olarak medya, kadınların yaşadığı şiddeti görünür kılarken aynı zamanda bu şiddetin arkasındaki yapısal sorunları da ifşa etmelidir. İlayda D.’nin yaşadığı taciz vakası, münferit bir olay olarak değil, erkek egemen kültürün kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün bir parçası olarak görülmelidir.

Tacizle mücadelede devletin ve toplumun sorumluluğu
Taciz ve diğer şiddet biçimlerinde mağdurların korunması devletin en temel yükümlülüğüdür. İlayda D.’nin yaşadıkları, mevcut koruma mekanizmalarının yetersizliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Tacizcilerin cezalandırılması, mağdurların hukuki süreçlere erişiminin kolaylaştırılması, etkin koruma tedbirlerinin alınması hayati önem taşır.
Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde eğitimin yaygınlaştırılması, erken yaşlardan itibaren çocuklara ve gençlere saygı, eşitlik ve hak bilincinin aşılanması gerekmektedir. Erkeklerin bu kültürün içinde nasıl şekillendiği, şiddetin nasıl öğrenildiği ve nesilden nesile nasıl aktarıldığı unutulmamalı ve bu durumu değiştirecek önlemler alınmalıdır.
İlayda D. sadece tacize uğrayan bir birey değildir; genç bir kadındır, hayalleri, hedefleri ve yaşamı olan bir bireydir. Kadınların hayatları, şiddet anlarıyla değil; tüm yönleriyle görünür kılınmalıdır. Yaşadıkları eşitsizlikler, verdikleri mücadeleler ve hak arayışları haberlere yansıtılmalıdır.
Kadınların yaşadığı şiddet sadece bireysel bir suç olarak değil, sistematik bir toplumsal sorun olarak ele alınmalıdır. Bu, ancak toplumsal farkındalığın artması, kadın örgütlerinin güçlendirilmesi ve etkin yasal düzenlemelerle mümkün olabilir.
Toplum olarak, suçu işleyeni odağa alan ve şiddete maruz bırakılanları güçlendiren bir yaklaşımla hareket etmeli; şiddeti meşrulaştıran her türlü söylemi kararlılıkla reddetmeliyiz. Devlet kurumlarının etkin koruma ve caydırıcılık önlemlerini hayata geçirmesi, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının yaygınlaştırılması ile kadınların güvenliği sağlanabilir.
Kaynakça:
Sözcü Gazetesi (2025). Genç manken marketten paylaştı: “Taciz edildim, karakola gidiyorum” [Haber].
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) (2023). Kadına Yönelik Şiddet Raporu.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) (2021). Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı (2024). Kadına Yönelik Şiddet ve Hukuki Süreçler.















