Çok sevdiğim bir kadın içerik üreticisinin videosunda karşılaştığım şu fikir çok dikkatimi çekti: “History” kelimesinin kökeninin “his story” olduğundan aslında tarihin sadece erkeklerin hikayesini anlattığını söylüyordu. Hak vermeden geçemedim. Peki, bu sadece bir teori mi? Yoksa derinlerde, görmezden gelinen bir gerçeğin ipucunu mu taşıyor? Kelimenin kökenine bir bakalım. İngilizce “history” kelimesi, etimolojik olarak Antik Yunanca’ya kadar uzanıyor. Eski Fransızca’daki “historie” kelimesinden gelen “history”, zamanla Latince “historia” ve Yunanca ἱστορία (historia) biçimlerini almış. Yunancadaki bu kelime “araştırma, bilgi edinme, inceleme” anlamlarına gelirken, kökü olan “histōr” ise “bilge kişi, tanık” anlamını taşıyor.¹ Ama bu bilgi, kelimeyi “his story” – yani “onun hikâyesi” – olarak sorgulama ihtiyacımızı ortadan kaldırmıyor. Tarihte adı geçen kaç kadın var gerçekten? Kaçı konuşabildi? Kaçı sadece bir eş, bir anne olmaktan öteye gidebildi? Kaçı sadece kadın olduğu için hikâyesini anlatamadı, erkeklerin gölgesinde kaldı? Bu yazı kadınların hikâyesini geri alma çabası aslına bakarsanız.
Görünmez Kraliçeler

Kadınlar, yönettikleri halde bile tarihin bir kenarına itildiler. Mezopotamya’daki Kish antik kentinin hükümdarı Kubaba, bilinen ilk kadın hükümdar. Bilinen dediğime bakmayın hiçbirimiz bilmiyoruz.
Kral Listesi onu “eresh” (kraliçe eşi) olarak değil, “lugal” (kral) olarak anıyor.
Bu unvanı taşıyan Sümer tarihindeki ilk ve tek kadın.² Peki, hangimiz ismini bir tarih kitabında görebildik? Okullarda öğretilen kaç kadın hükümdar var sahiden? Tomris Hatun’u duyan var mı okul sıralarında? Kleopatra’yı biliyoruz ama güzelliğiyle… Kadın olduğu için nasıl yönettiğinden çok, güzel mi çirkin mi sorusuna kafa yoruyoruz. Kleopatra’nın aslında çirkin olduğu yönündeki haber başlıkları ise tıklanma rekorları kırıyor. Hangi erkek hükümdar hakkında böyle bir haber gördünüz? Ya da şöyle sorayım: Hiç merak ettiniz mi?
Güzelliğiyle tanımlanan, bedeni üzerinden tartışılan hep kadınlar oldu.

Kadın Bedenine İlk Sansür
LeRoy McDermott’in 1996 tarihli makalesi Self-Representation in Upper Paleolithic Female Figurines, tarihin derinliklerine gömülmüş bir gerçeği su yüzüne çıkarıyor.³ McDermott, Venüs figürlerinin erkekler tarafından yapılmadığını; aslında kadınların kendi bedenlerini yukarıdan bakarak yonttuklarını öne sürüyor. Göğüslerin büyük görünmesi, yüz detaylarının olmaması… Tüm bunlar bir kadının kendi bedenini tanıma çalışması olabilir mi? Bu figürinler birer otoportre olabilir. Doğurganlığı, bedeni, varlığını anlatmak isteyen kadınlar… Ancak yıllarca bu figürinler “erkekler tarafından yapılmış kadın tasvirleri” olarak tanımlandı. Belki de bu, kadın sanat tarihinin ilk sansürüydü.

Yazamayanlar
Bu satırları yazıyor olmam bile ataerkiye karşı bir başkaldırı aslında. Tarihte çoğu kadın yazdıklarını paylaşamadı, görünmedi veya yayımlanamadı. Bu yüzden bazıları kendine yeni bir kimlik yarattı, bazıları ise sessizce sustu. Ama yazdılar. Hem de çok güzel yazdılar.
Robyn Thurman (Rob Thurman), Cal Leandros serisinin kapağında gerçek adını değil, çevresindeki erkek arkadaşlarının ona taktığı lakap olan “Rob” ismini kullandı. Fantastik kurgu hâlâ erkek egemen bir alan.
Mary Ann Evans (George Eliot), kadın olduğu anlaşılırsa yazdıklarının “aşk romanı”na indirgeneceğini düşündü.
Charlotte Brontë (Currer Bell), Jane Eyre’i yazdı ama yayınevi “Kadınlar böyle yazamaz” deyince, hem kendisi hem kardeşleri erkek isimleri kullandı.
Karen Blixen (Isak Dinesen), hep erkek kalemi sanıldı.
Alice Sheldon (James Tiptree Jr.), kadın olduğu ortaya çıkınca eleştirmenlerin fikirleri değişti.
Bu kadınların kalemleri hep güçlüydü ama isimleri onlara ait değildi.
Women’s Prize for Fiction, bu görünmezliği fark etti ve 2020’de “Adını Geri Al” adlı bir kampanya başlattı. Kampanyada 25 kadın yazarın kitabı, kendi isimleriyle yeniden yayımlandı. Web sitesinde şöyle yazıyordu:
“Bugün hâlâ pek çok insan, en büyük edebiyat eserlerinden bazılarının kadınlar tarafından kaleme alındığını bilmiyor… Biz, bu kadınlara söz hakkı vermek istiyoruz.”⁴ Yani tarih boyunca kalem, kadının elinde bile olsa; mürekkep hep erkeğin adına aktı. Tarih boyunca sayılmadık. Sosyal güvencemiz olmadı. Emeğimiz görünmedi. Göz ardı edildik. Yalnızca son 100 yıldır haklarımızı arayabiliyoruz. Tarih sadece kralların, savaşların, imparatorlukların değil. Bizim, görünmeyenlerin, susturulmuşların da hikâyesi.

Kaynakça
- “History.” Online Etymology Dictionary, https://www.etymonline.com/word/history
- “Kraliçe Kubaba: Tarihte Bilinen İlk Kadın Hükümdar.” Arkeofili, 8 Mart 2020, https://arkeofili.com/kralice-kubaba-tarihte-bilinen-ilk-kadin-hukumdar/
- McDermott, LeRoy. “Self-Representation in Upper Paleolithic Female Figurines.” Current Anthropology, vol. 37, no. 2, 1996, pp. 227–275. https://www.journals.uchicago.edu/doi/10.1086/204492
- “Reclaim Her Name.” Women’s Prize for Fiction, https://womensprizeforfiction.co.uk/features/features/news/reclaim-her-name-25-books-by-women-authors-published-under-their-own-names-for-the-first-time
















güzeldi, doğruydu ve akıcıydı, ancak çabuk bitti. bunu daha çok konuşalım