Yazar: 8:04 pm Köşe Yazıları

“Kadın kitabı” deyip geçmek ne kadar kolay

Bir kitabevine giriyorsunuz. Raflarda bir roman görüyorsunuz, pastel renk kapağı var, üzerinde bir çiçek ya da kadın silueti. Etiketine bakmadan bile ne düşündüğünüzü biliyorum: “Kadın kitabı.” Bu iki kelime, o kitabı okumayı düşünmeden bir kenara bırakmak için yeterli oluyor çoğu zaman. Peki bu etiket ne anlama geliyor? Kim koyuyor onu?

Kadınlar erkek ismiyle yazardı

19. yüzyılda kadın yazarlar eserlerini yayımlamak için erkek ismi kullanmak zorunda kalıyordu. Mary Ann Evans “George Eliot” adını seçti. Charlotte Brontë “Currer Bell” oldu. Amantine Aurore Dupin ise “George Sand” kimliğiyle tanındı. Bunların hepsi aynı şeyi yapıyordu: Cinsiyetlerini gizleyerek ciddiye alınmaya çalışıyorlardı. Yüzyıllar geçti. Kadınlar artık kendi adlarıyla yayın yapabiliyor ama ciddiye alınma sorunu bitmedi. Sadece biçim değişti. Bugün “kadın kitabı” damgası, o eski erkek ismi zorunluluğunun çağdaş versiyonu. Bir eseri içeriğiyle değil, yazarının cinsiyetiyle değerlendirmek ve bu değerlendirme çoğu zaman o kitabı okuma listesinin dışına çıkarmak demek.

Rakamlar ne söylüyor?

Edebiyat ödülleri, bir alanın kime değer verdiğini görmek için iyi bir ayna. Türk edebiyat ödüllerine bakıldığında tablo çarpıcı: Orhan Kemal Roman Ödülü’nde bugüne kadar 7 kadın yazara karşılık 53 erkek yazar ödüllendirilmiş. Sait Faik Hikaye Armağanı’nda 16 kadın yazara karşı 33 erkek yazar. Haldun Taner Öykü Ödülü’nde ise 7 kadına karşı 21 erkek.

Rakamlar bir tesadüf değil. Kadın yazarlar edebiyat dünyasında var ama yeterince görünmüyor, yeterince ödüllendirilmiyor, yeterince müfredata girmiyor. Gazi Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, edebiyat öğretmen adaylarının kadın yazar ve şairlere ilişkin farkındalıkları oldukça düşük. Bunun temel nedeni ise ortaöğretim ders kitaplarında kadın yazarlara ayrılan yerin son derece sınırlı olması.

“Evrensel” ve “kadına özgü” ayrımı

Goethe-Institut Türkiye‘nin aktarımı üzere edebiyat dünyasında ilginç bir çifte standart işliyor: Kadın okurlar Knausgård ve Houellebecq gibi erkek yazarların kitaplarını okumaktan imtina etmiyor ama erkek okurlar kadın yazarlara özgü bakış açısını “kadın kitabı” deyip geçebiliyor. Bu ayrım çok şey anlatıyor. Bir erkeğin yazdığı aşk, yalnızlık, ölüm ve anlam arayışı “evrensel” kabul ediliyor. Bir kadın aynı konuları işlediğinde ise “kendi dünyasından” yazıyor, “bireysel” kalıyor, “geniş kitlelere hitap etmiyor” deniyor.

Erkeğin deneyimi neden evrensel, bir kadınınki neden sınırlı sayılıyor? Kadın yazar ciddiye alınabilir ama bunun için ya konusunu “cinsiyetsizleştirmesi” ya da eleştirmenlerin onu “kadın edebiyatı” dışında bir yere yerleştirmesi gerekiyor. İkisi de aynı önyargının farklı yüzleri.

Türk edebiyatında kadın sesi

Türk edebiyatının tarihine bakıldığında, kadın yazarların her dönemde var olduğu ama çoğu zaman görünmez kılındığı görülüyor. Fatma Aliye Hanım, 1892’de yazdığı ilk romanında kadın sorunlarını ele aldı; ama uzun yıllar neredeyse tek kadın yazar olarak kaldı. Sevgi Soysal, Türkiye’de feminizmin adının bile geçmediği dönemlerde kadınların karşılıksız ev emeğini tartışmaya açtı. Suat Derviş, Leylâ Erbil, Adalet Ağaoğlu, Füruzan… Hepsi dönemlerinin çok ötesinde yazdı ama kaç tanesini lise ders kitaplarında okuduk? Bu görünmezlik bir rastlantı değil, bir tercih. Neyin “edebiyat” sayıldığına karar verenler çoğunlukla erkekler olduğunda, kadın sesi kaçınılmaz olarak ikincil plana itiliyor.

“Kadın kitabı” neden küçümseyici?

Şöyle bir düşünce deneyi yapalım: Bir kitaba “erkek kitabı” demek ne zaman aklınıza geliyor? Muhtemelen hiç. Çünkü erkek yazarın kitabı zaten varsayılan norm. Kadın yazarın kitabı ise özel bir kategori, bir alt tür ve alt türler, ana türün altında kalır. “Kadın kitabı” demek, farkında olunmadan şunu söylemek demek: Bu kitap sınırlı bir kitleye hitap eder. Herkese değil, kadınlara. Oysa edebiyat tam da bu sınırları aşmak için var. İyi bir kitap, cinsiyetin ötesinde insanı anlatır ve insanı en iyi anlatanların arasında kadın yazarların çok büyük bir yer tuttuğu, yüzyıllarca görmezden gelinmiş bir gerçek.

Okumak bir seçimdir

Bir dahaki sefere elinize pastel kapaklı, kadın imzalı bir kitap geçtiğinde durup şunu sormanız yeterli: Bu kitabı “kadın kitabı” diye geçiştiriyor muyum yoksa gerçekten içeriğini değerlendiriyor muyum? Çünkü bir kitabı okumadan önce yazarın cinsiyetine bakıyorsak, edebiyata değil önyargıya kapı açıyoruz demektir. O önyargı, yüzyıllardır kadın yazarları erkek ismiyle yazmaya zorlayan zihniyetin devamından başka bir şey değil. Edebiyat herkese ait ve “kadın kitabı” diye bir şey yoktur. Kitap vardır.

Kaynakça

Adıgüzel, F. B. (2014) Edebiyat eğitiminde unutulmuş kadın yazarlar. Yaratıcı Drama Dergisi, 9(18), 17–31.

SKD Türkiye. (n.d.) 25 kadın yazar isimlerine kavuşuyor.

Öğüt, H. (2017, March 8) Edebiyatta feminizm ve feminist edebiyat eleştirisi.

Dil ve Edebiyat. (n.d.) Çağdaş Türk romanında kadın yazarlar.

Visited 6 times, 6 visit(s) today
Close