Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler’in sistematik istismarına karşı kızı ve kendisi için adalet mücadelesi veren 30 yaşındaki Fatma Nur Ç. ve 8 yaşındaki kızı, Zeytinburnu sahilinde ölü bulundu.
Patriyarkal sistemin, cemaat-tarikat ağlarının ve cezasızlık politikalarının koruduğu failler can almaya devam ediyor. Bir süredir adliye koridorlarında kızı için adalet arayan ve sesini duyurmaya çalışan Fatma Nur Ç., 8 yaşındaki kızıyla birlikte Zeytinburnu sahilinde ölü bulundu.
Fatma Nur Ç., hayattayken verdiği röportajlarda defalarca ölüm tehdidi aldıklarını haykırmış ve başlarına bir şey gelmesi durumunda cinayetin üstünün örtülmemesi için kamuoyunu şu sözlerle uyarmıştı: “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin.”

Görsel kaynak: indyturk.com
Tecavüz, zorla evlendirme ve bitmeyen istismar
Olayın ardındaki karanlık tablo, kadınların ve çocukların dini vakıf ve tarikatların gölgesinde nasıl güvencesiz bırakıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Fatma Nur Ç., yıllar önce fail Ayhan Şengüler tarafından tecavüze uğradıktan sonra zorla evlendirildi. Yıllarca süren bu şiddet sarmalı, 8 yaşındaki kız çocuğunun da Kuran’a Hizmet Vakfı sorumlusu Ayhan Şengüler tarafından istismara maruz bırakılmasıyla daha da korkunç bir hâl aldı.
Kızı ve kendi hayatı için çetin bir hayatta kalma mücadelesi başlatan Fatma Nur Ç., Kuran’a Hizmet Vakfı’nın baskılarına, engellemelerine ve nüfuzunu kullanarak yaptığı ölüm tehditlerine rağmen susmadı. İstanbul Anadolu Adalet Sarayı önünde kızı için adalet nöbeti başlattı. Ancak ne Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ne de adli makamlar bu feryadı duydu; devletin korumadığı anne ve kızı, göz göre göre tarikat kuşatmasının ortasında ölüme terk edildi.
“Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum”
Anne Fatma Nur Ç., fail Ayhan Şengüler’in eldeki delillere rağmen tutuklanmaması üzerine adliye önünde başlattığı adalet nöbetinde, bugünleri işaret eden şu uyarıyı yapmıştı:
“Elimizde rapor mevcut çocuğun istismara uğradığına ilişkin. Soruyorum ben Türk devletine, kamuoyuna bu faili kim koruyor? Neden hâlâ dışarıda? Biz öldükten sonra ben adaletin sağlanmasını istemiyorum. Çünkü ben 5 Mayıs’a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Güvenliğimden endişe ediyorum.”
“Faili değil mağduru suçlamak bu toplumun hastalığı”
Hayattayken basına verdiği son demeçlerden birinde, kadınların ve istismara uğrayan çocukların toplum tarafından nasıl yalnızlaştırıldığını şu çarpıcı sözlerle anlatmıştı:
“Faili değil de mağduru suçlamak bu toplumun hastalığı. Bu ailede de öyle. İşyeri ‘biz iş vermeyelim bizim de adımız çıkmasın’ der. Arkadaşlar ‘biz konuşmayalım bize de belki sıçrar bu olay’ der ve istismara maruz kalanlar yalnız bırakılır.”

Görsel kaynak: cumhuriyet.com.tr
Aile Bakanlığı’ndan açıklama: İhmal, suçlama ve hedef saptırma
Olayın kamuoyunda infial yaratmasının ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan resmi bir açıklama yapıldı. Bakanlığın açıklaması şu şekilde:
“Bir süredir haberlere konu olan ve öz babasının istismarına uğradığı iddia edilen çocuk hakkında İstanbul Anadolu 2. Çocuk Mahkemesinin kararıyla Sağlık ve Danışmanlık Tedbiri uygulanmıştır. Sağlık kontrollerinin düzenli yapılmadığının anlaşılması üzerine tedavi sürecinin aksamaması için gerekli çalışmalar yürütülmüş ancak bu süreçte annenin reddedici tutumları sebebiyle yönlendirmelere olumlu yanıt alınamamıştır.
13.02.2026 tarihinde çocuğun özel bir vakıf hastanesine yatırıldığı bilgisi alınmış, tedavi süreci takip edilmiştir. Sağlık kurulu raporunda çocuğun yatılı psikiyatrik tedavisinin gerekli olabileceği belirtilmiştir. Buna rağmen annenin önerilen tedavi ve sevkleri kabul etmediği uzmanlarca bildirilmiştir.
Çocuğun sağlık durumunun risk altında olması nedeniyle 02.03.2026 tarihinde acil koruma kararı çıkartılmış ve konu adli makamlara intikal ettirilmiştir. Aynı gün adrese gidilmiş ancak kimseye ulaşılamamıştır. Akşam saatlerinde gelen ihbar üzerine anne ve çocuğun hayatını kaybettiği bilgisi alınmıştır. Yaşanan elim olay hepimizi derinden üzmüştür. Konu adli makamlarca soruşturulmaktadır.
Öte yandan süreç boyunca, bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşlarının süreci çarpıtarak Bakanlığımızın anne ve çocuğu korumaya yönelik girişimlerini ‘anne ile çocuğu ayırma çabası’ şeklinde yansıtması sorumsuz ve gerçek dışıdır. Çocuğun üstün yararı doğrultusunda atılan adımların kamuoyu nezdinde farklı bir algı oluşturacak şekilde sunulması kabul edilemez. Bu üzücü olay vesilesiyle bir kez daha tüm medya mensuplarını ve STK’ları bu tür konularda yetkililerin yönlendirmesi doğrultusunda hassas ve titiz davranmaya davet ediyoruz.”

Görsel kaynak: t24.com.tr
Korumadılar, suçu masum anneye attılar!
Bakanlığın açıklaması, devletin koruma sorumluluğunu üstlenmek yerine, failin gücüne karşı tek başına mücadele eden anneyi suçlayan devasa bir ihmal itirafıdır. Daha da vahimi, aylarca adalet çığlığı atan anne ve kızı için acil koruma kararının ancak öldükleri gün (2 Mart 2026) alındığı bizzat Bakanlık tarafından itiraf edilmiştir.
Bakanlık, kendi ihmalini “annenin reddedici tutumları” diyerek hayatı elinden alınan bir kadının üzerine yıkmaya çalışmaktadır. Bu bir intihar değil; göz göre göre gelen, faili ve suç ortakları belli olan politik bir kadın ve çocuk cinayetidir. Asıl fail Ayhan Şengüler’dir; onu koruyan, aklayan, adalet arayan bir annenin sesini adliye koridorlarında boğup onları yalnızlığa iten, ölüm gününe kadar kılını kıpırdatmayıp sonra da suçu anneye, basına ve kadın örgütlerine atan bu sistem de cinayetin bir numaralı suç ortağıdır.
Kaynakça:
Toprak, S. (2026, February 3). “İntihar demeyin” demişti: Dinci vakıf yöneticisinin istismar ettiği anne ile kızı ölü bulundu. BirGün.
Görsel kapak: youtube.com














