Bir kadının şiddetten kaçmak için verdiği karar, çoğu zaman yıllarca biriken korkunun, acının ve sessizliğin sonunda veriliyor. Kadın, kapıdan çıkıyor ama kapının arkasında ne var? Nereye gidecek? Kim onu kabul edecek? Devlet bu noktada nerede duruyor Türkiye’de her yıl binlerce kadın bu soruyla yüzleşiyor. Cevaplar ise çoğu zaman bu soruların ağırlığını taşımıyor.
Sistem kâğıt üzerinde var
Türkiye’de şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği kurumlar yasal olarak belirlenmiş durumda. Karakola gitmek, 183 ALO Şiddet Önleme Hattı’nı aramak ya da doğrudan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne (ŞÖNİM) başvurmak mümkün. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddet mağduru kadınlara koruyucu tedbir kararları, geçici maddi yardım ve barınma hakkı tanıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde kadın konukevleri işleniyor. Bu kuruluşlar; fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik şiddete maruz kalan kadınlara geçici barınma, psikolojik destek, hukuki danışmanlık ve mesleki eğitim hizmetleri sunuyor. Kâğıt üzerinde sistem var ama pratikte tablo çok daha karanlık.

141 sığınmaevi, 85 milyon nüfus
CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin’in Meclis’e taşıdığı verilere göre, Türkiye’de bugün itibarıyla toplam 141 kadın konukevi bulunuyor. Bu konukevlerinin 112’si Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na, 25’i belediyelere, 3’ü Göç İdaresi Başkanlığı’na, sadece 1’i ise sivil toplum kuruluşuna ait. Oysa Belediye Kanunu, nüfusu 100 binin üzerindeki belediyelere kadın konukevi açma yükümlülüğü getiriyor. Türkiye’de bu kapsamda 251 belediye var ancak belediyeye ait sadece 25 konukevi mevcut. Yani yükümlü belediyelerin büyük çoğunluğu bu zorunluluğu yerine getirmiyor. Kanun var, yaptırım yok.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın aktardığı verilere göre, Türkiye’de kadın sığınmaevlerinin yasal standartları karşılayabilmesi için gereken yatak kapasitesi 8 bin 81. Mevcut kapasite ise bu rakamın %54 altında kalıyor. Yani ihtiyacın yarısından fazlası karşılanamıyor.
Norveç 34, Türkiye 8
CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin hazırladığı rapora göre, WAVE 2022 verilerinde her 100.000 kadına düşen sığınmaevi kapasitesi Norveç’te 34, Almanya’da 30, Fransa’da 26, İspanya’da 23. Türkiye’de ise sadece 8. Aynı rapor şunu da ortaya koyuyor: 2010 yılında 61 olan sığınmaevi sayısı, 2024 yılına kadar yalnızca 150’ye yükseldi. 2020-2024 döneminde ise yalnızca 5 yeni sığınmaevi açıldı. Üstelik aynı dönemde Anıt Sayaç verilerine göre kadın cinayeti sayısı 2014’teki 294’ten, 2024’te 440’a yükseldi. Kapasite artmıyor ama şiddet artıyor.
ŞÖNİM’ler neden yeterli değil?
Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri, şiddete uğrayan kadınların karakol ya da sığınmaevi başvurusundan önce yönlendirilebildiği ilk başvuru noktaları. Yönetmeliğe göre 7 gün 24 saat hizmet vermeleri gerekiyor ama pratikte durum farklı. Bodrum Kadın Dayanışma Derneği üyesi Figen Erozan, Muğla’daki ŞÖNİM’in 09.00-17.00 saatleri arasında çalıştığını aktarıyor ve şunu ekliyor: “Şiddet çoğunlukla gece yaşanıyor.” Evrensel’in haberine göre; 2018’de 79 olan ŞÖNİM sayısı 2024’e kadar yalnızca 82’ye ulaşabildi. Yani altı yılda üç merkez eklenebildi.

Sığınmaevine giren kadın ne hissediyor?
Kapasite yetersizliğinin yanı sıra sığınmaevlerindeki işleyişte de ciddi sorunlar yaşanıyor. Mor Çatı’nın değerlendirme raporunda, sığınmaevine başvuran kadınların yaşadıklarını şu cümlelerle aktardığı görülüyor: “Kendimi suçlu gibi hissettim”, “Cezaevine giriyor gibi hissettim”, “Gördüğüm yaklaşım bana yaşadığım şiddeti hatırlattı.”
Telefon ve dışarı çıkma yasakları nedeniyle iş başvurusu yapamayan kadınların varlığından da söz ediliyor. Bir kadın şiddetten kurtulmak için sığınmaevine gidiyor; ama orada da özgürlüğünü yitirdiğini hissedebiliyor. Bu, çözüm değil; sorunun başka bir biçimi. Uygulamada 12 yaşından büyük erkek çocuğu olan kadınların, 60 yaşından büyük kadınların, mülteci kadınların ve LGBTİ+ bireylerin sığınmaevlerine kabul edilmediğine ilişkin ciddi iddialar da gündemde. Bu iddialar, sisteme erişimin zaten kırılgan olan gruplar için daha da zorlaştığını gösteriyor.
Ayrıldıktan sonra ne oluyor?
Sığınmaevi süreci bittiğinde kadının önünde yeni bir tablo beliriyor: Ev bulmak, iş kurmak, çocuklarına bakmak. Pek çok kadın bu aşamada yeterli ekonomik ve sosyal destek bulamadığı için şiddet gördüğü ortama geri dönmek zorunda kalıyor. Sığınmaevi bir son durak değil, bir başlangıç noktası olmalı ama bu başlangıcı ayakta tutacak mekanizmalar henüz yeterince kurulmamış.

Devlet ne yapmalı?
Sorun açık: Sığınmaevi sayısı yetersiz, ŞÖNİM kapasitesi yetersiz, belediyeler yükümlülüklerini yerine getirmiyor ve yaptırım mekanizmaları işlemiyor. Bütün bunlar yasal boşluktan değil, siyasi tercihten kaynaklanıyor. Şiddetten kaçan bir kadın kapıdan çıktığında devletin orada olması gerekiyor. Kâğıt üzerinde değil, gerçek anlamda. Bir sığınmaevi yatağı, bir kadının hayatını kurtarabilir. Bu kadar somut, bu kadar acil. 2024’te 440 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bu sayıların her birinin arkasında belki de bir kapı vardı. O kapının arkasında ne olduğu, yalnızca o kadının değil; hepimizin sorumluluğu.
Kaynakça
Gazikent27. (2025, Mayıs 20). CHP’li İlgezdi’den kadın sığınmaevleri raporu: 4 yılda sadece 5 sığınmaevi açıldı.
Habere Güven. (2026, Mart 11). CHP Adana Milletvekili Şevkin, “Kadın sığınmaevi sayısı artmak yerine azalıyor”.
Turgut, E. (2024, Haziran 20).Sığınmaevi ve ŞÖNİM sayısı yıllardır artmıyor: Şiddete karşı harcanmayan bütçe Diyanete aktarıldı. Evrensel.
T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2026, Nisan 16). Kadının statüsü genel müdürlüğü (SSS).
Mor Çatı. (n.d.). Kadına Yönelik Şiddet Nedir?
Anıt Sayaç. (n.d.). Şiddetten ölen kadınlar için dijital anıt.













