Domestik şiddet veya yaygın adıyla aile içi şiddet çoğunlukla sadece fiziksel şiddet olarak biliniyor. Limnili ve Özçakar’ın 2017’de hazırladığı “Farklı Boyutlarıyla Şiddet“ isimli derleme makalesinde şiddet: Fiziksel şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet ve psikolojik şiddet olarak 4 başlık altında incelenmiştir. Dünya Sağlık Örgütüne göre şiddet ise, bireyin kendisine yönelttiği ya da bir gruba, topluma yöneltilen yaralayıcı, ölümle sonuçlanabilen, psikolojik açıdan tahribata yol açabilecek, bireyin fiziksel ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebilecek her türlü bilinçli kuvvet ya da güç ve baskı uygulayıcı eylemler olarak tanımlanmıştır (Dünya Sağlık Örgütü, 2002).

Görsel kaynak: zacharymccreadylaw.com
Şiddet bireysel değil toplumsal bir sorun
Toplumda şiddet çoğu zaman “özel mesele” olarak görülür. Bu yaklaşım, şiddeti yaşayan kişinin yalnız kalmasına neden olur. Oysa şiddet, bireysel değil toplumsal bir sorundur. Bir evin içinde yaşanan, tüm toplumu etkiler. Çünkü şiddetin olduğu yerde korku vardır, eşitsizlik vardır ve adalet yoktur.
Şiddete maruz kalan kişiler genellikle bunu ifade etmekte zorlanır. Utanma, korku ve suçluluk duygusu buna neden olur. Ayrıca ekonomik bağımlılık ve sosyal destek eksikliği de sessizliği güçlendirir. Bu nedenle şiddet, çoğu zaman uzun süre devam eder ve derin izler bırakır.
Şiddet döngüsü nasıl işler?
Domestik şiddet genellikle bir döngü halinde ilerler. Bu döngü üç aşamadan oluşur: Gerilim, patlama ve balayı dönemi. İlk aşamada gerginlik artar. Küçük tartışmalar, eleştiriler ve baskı görülür. Şiddet uygulayan kişi kontrolünü kaybetmeye başlar. İkinci aşama patlama evresidir. Bu noktada fiziksel ya da ağır psikolojik şiddet ortaya çıkar. Bu en görünür ve en yıkıcı aşamadır. Ancak döngü burada bitmez. Üçüncü aşama olan balayı döneminde ise şiddet uygulayan kişi özür diler, değişeceğini söyler. Kısa süreli bir sakinlik oluşur. Bu süreç, mağdurun umutlanmasına neden olur. Ancak bu geçici bir durumdur. Zamanla gerilim yeniden artar ve döngü tekrar başlar. Bu tekrarlar, kişinin çıkış yolunu görmesini zorlaştırır. Şiddet, bu şekilde süreklilik kazanır.

Ekonomik şiddeti gözler önüne çıkartan o itiraf
Şiddet döngüsünün en tehlikeli yönü, normalleşmesidir. Zamanla kişi, yaşadığı durumu sıradan kabul edebilir. Bu da müdahaleyi geciktirir ve riskleri artırır. Hatırlayanlarınız varsa geçtiğimiz haftalarda sosyal medya platformlarında paylaşılan bir itiraf sosyal medyanın gündemine düşmüştü. İtirafı bizzat sunuyorum:
”Günde 12 saat çalışıyorum. Eşim benim maaşımı sadece 55 bin TL sanıyor ama aslında 120 bin TL alıyorum. Aradaki 65 bin lirayı her ay altına çevirip saklaması için anneme veriyorum. Evde sürekli ‘Hayat çok pahalı, markete gidilmiyor’ diye tasarruf baskısı yapıyorum. Kışın kombiyi bile en düşük seviyede yakıyorum. Faturaları sürekli kontrol ediyorum; biraz yüksek geldiğinde eşimi azarlıyorum. O ise hiç sesini çıkarmıyor. Benimle birlikte battaniyenin altında oturuyor ve gerçekten ‘Birlikte mücadele ediyoruz’ sanıyor. Ama ben günde iki öğün yemeğimi zaten fabrikada yiyorum; eve çoğu zaman sadece uyumak için geliyorum. Çocuğumuz olmuyor diye ben kendi hayatımı güvenceye alıyorum. Çünkü bu devirde insan babasına bile güvenemiyor.”
Biz sadece birini gözler önünde görebildik. Daha bunun görünmeyen kısımlarını, yani ‘aile içi dayanışma’ maskesi altında sessizce yürütülen ekonomik sömürüyü ve kadının bilgiye erişiminin kısıtlanarak nasıl bir güvensizlik çemberine hapsedildiğini henüz tam olarak kavrayamıyoruz. Bununla ilişkili olduğunu düşündüğüm o anket çalışmasını Eşkinat veriyor. Eşkinat (2013), Türkiye’de Kadına Yönelik Ekonomik Şiddet isimli makalesinde 16 boşanmış kadına anket uygulamış ve bu kadınlardan 10 tanesi eşinin maddi durumu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını söylemiştir. Araştırmacı bu durumu kadınların karşılaştığı ekonomik şiddet olarak yorumlamıştır.

Çıkış yolu ve toplumsal sorumluluk
Domestik şiddetle mücadele, tek başına bireyin değil toplumun sorumluluğudur. Öncelikle şiddetin her türünün kabul edilemez olduğu açıkça ifade edilmelidir. Eğitim, farkındalık ve destek mekanizmaları bu noktada önemlidir. Şiddete maruz kalan kişilerin güvenli alanlara erişimi olmalıdır. Hukuki destek, psikolojik danışmanlık ve ekonomik bağımsızlık imkanları güçlendirilmelidir. Bu destekler, kişinin şiddet döngüsünden çıkmasını kolaylaştırır. Ayrıca çevrenin rolü büyüktür. Komşular, arkadaşlar ve aile bireyleri sessiz kalmamalıdır. Şiddeti görmezden gelmek, onu dolaylı olarak kabul etmek anlamına gelir. Küçük bir destek bile büyük bir fark yaratabilir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği bu sorunun temelinde yer alır. Eşitlik sağlanmadan şiddetin önüne geçmek zorlaşır. Bu nedenle uzun vadeli çözüm, eşit ve adil bir toplum inşa etmektir. Domestik şiddet bir kader değildir. Önlenebilir bir sorundur. Bunun için hem bireysel hem toplumsal adımlar atılmalıdır. Sessizlik kırıldığında, döngü de kırılmaya başlayacaktır.
Kaynakça:
Kelleci, A. (2023, 30 May) Domestic violence & Cycle of violence: Review study, CUJOSS, 47(1): 87-97. Dergipark.














