Yazar: 11:39 am İnceleme-Eleştiri

İdealize edilen para, estetize edilen şiddet: Kadın “seçimi” ve eril tahakküm

Seçim mi, mahkûmiyet mi?

​Modern toplumda kadın özgürleşmesi, genellikle “seçim yapabilme kapasitesi” üzerinden bir başarı hikayesi olarak sunulur. Ancak bu “seçim” söylemi, eril tahakküm ile kadını özgürleştirmekten ziyade onu kuşatan ve her ihtimalde haksız çıkaran bir cezalandırma aygıtına dönüşmüştür. 

Neoliberal kültürün bireyi kendi tercihlerinin mutlak sorumlusu ilan eden yaklaşımı, kadın söz konusu olduğunda faili görünmez kılan bir perde işlevi görür. Kadın, kararları ne olursa olsun, sonucun sorumluluğunu tek başına üstlenmeye zorlanan toplumsal bir “günah keçisi” haline getirilmiştir.

Bu inceleme, kadının kararlarının nasıl iki yönlü bir kıskaca alındığını deşifre etmeyi amaçlar.

​Paranın idealizasyonu: “Kadınlar paraya bakıyor” söyleminin sınıfsal ve eril kökeni

​Eril tahakküm, kadının statü veya ekonomik güven arayışını sıklıkla “paragözlük” olarak etiketleyerek parayı ulaşılmaz ve kadını yoldan çıkaran bir nesne olarak idealize eder. Bu mitin kökeninde, ekonomik sermayeye sahip olamayan erkek kitlesinin duyduğu sınıfsal bir savunma mekanizması yatar. Kendi yetersizliğini kamufle etmek isteyen eril dil, kadını “maddi bir avcı” olarak kodlar.​ Ancak burada büyük bir çelişki vardır: Kadını ev içine hapseden ve kamusal alandaki ekonomik gücünü kısıtlayan sistemin kendisidir. Nancy Fraser’ın belirttiği gibi, kapitalizmin yarattığı güvensizlik ortamında kadının hayatta kalma refleksiyle yaptığı rasyonel seçimler, “ahlaki bir yozlaşma” gibi sunulur. 

Meselenin özüne inildiğinde görülmektedir ki, “paraya bakıyorlar” diyen ses, kadını maddeci olmakla suçlarken eş zamanlı olarak erkeğin elindeki paranın sağladığı tahakküm imtiyazını korumaya çalışmaktadır. Buradaki uyumsuzluk gibi görünen durum, aslında bir madalyonun iki yüzüdür: Erkek, geleneksel olarak parayı kadını “itaat ettirmenin” tek yolu olarak gördüğü için, kadın parayı bir seçim kriteri haline getirdiğinde erkek bu “silahı” kaybetme korkusu yaşar. Dolayısıyla, kadının ekonomik beklentisini “ahlak dışı” göstererek onu pasifize etmeye çalışmak, aslında paranın artık o mutlak itaati sağlamaya yetmemesinin yarattığı hayal kırıklığını gizleme çabasıdır.

Erkek, rıza kazanmak için şefkat veya saygı gibi insani özellikler geliştirmek yerine sadece paranın satın alma gücüne güvenmek istediğinden; kadının “seçici” davranması bu zahmetsiz üstünlük hakkını sarsar.

Özetle bu söylem; “Benim param olmalı ki senin üzerinde otorite kurabileyim; senin bu parayı talep etmen ise benim bu otoriteyi kurmamı zorlaştırıyor çünkü artık seçici davranıyorsun” itirafının üzerini örten bir idealizasyondur.

​Şiddetin estetizasyonu: “Tipinden belliydi” yanılgısı

​Şiddetin estetize edilmesi, suçun dehşetini bir kenara itip failin dış görünüşünü veya yaşam tarzını tartışma konusu haline getirmektir. Bir kadın şiddete maruz kaldığında toplumun —özellikle de eril dilin— ilk refleksi failin “tipini” yargılamak olur. “Düzgün birini seçseymiş”, “Tipe bak, zaten belliymiş” gibi ifadeler, şiddeti failin karakterinden ve iradesinden koparıp görsel bir kategoriye indirger.

​Bu durum, fizyognomi adı verilen ve dış görünüşten karakter analizi yapmayı iddia eden köhne bir yanılgının modern yansımasıdır. Eğer fail “serseri” veya “tehlikeli” olarak kodlanan bir estetik imaja sahipse, uyguladığı şiddet beklenen ve hatta “estetik olarak uyumlu” bir sonuç gibi pazarlanır. Failin suçu, kadının “kötü estetik tercihi” altında ezilir. Fail, sanki kaçınılması gereken bir doğa olayıymış gibi kurgulanır ve kadının bu “tehlikeyi” teşhis edememesi suçun asıl sebebi olarak sunulur. Bu, şiddeti failin bir suçu olmaktan çıkarıp kadının bir “sezgi hatası” haline getiren en rafine mağdur suçlayıcılıktır.

​Sonuç: Faili görünmez kılan paradoks

​Sonuç olarak, eril tahakküm kadını “kazanılması imkansız” bir paradoksa hapseder. Kadın zengin birini seçince “paragöz”, şiddet eğilimli (veya öyle yaftalanan) birini seçince “müstehak” ilan edilerek her iki durumda da özne olmaktan çıkarılır. Bu söylem silsilesinde fail (şiddet uygulayan erkek) her zaman tartışma dışı bırakılır. Odak noktası hiçbir zaman erkeğin neden şiddet uyguladığı değildir; aksine kadının neden o erkeği “seçtiği”dir.

​Pierre Bourdieu’nün “sembolik şiddet” olarak tanımladığı bu mekanizma, kurbanın başına gelenlerden dolayı kendi tercihlerini suçlamasını sağlayarak eril tahakkümü içselleştirir.

Gerçek bir özgürleşme, kadının neyi seçtiğine değil, erkeğin şiddet uygulama imtiyazına ve sistemin bu şiddeti nasıl ambalajlayıp kadının sırtına yüklediğine odaklanmakla başlayacaktır.

Kaynakça:

​Bourdieu, P. (2014). Eril Tahakküm. İstanbul: Bağlam Yayınları.

Connell, R. W. (1998). Toplumsal Cinsiyet ve İktidar. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Illouz, E. (2011). Soğuk Samimiyet: Duygusal Kapitalizmin Şekillenmesi. İstanbul: İletişim Yayınları.

​Fraser, N. (2013). Fortunes of Feminism: From State-Managed Capitalism to Neoliberal Crisis. Verso Books.

​Gill, R. (2007). “Postfeminist Media Culture: Elements of a Sensibility”. European Journal of Cultural Studies.

​Ryan, W. (1971). Blaming the Victim. New York: Vintage Books.

​Özkazanç, A. (2020). “Yeni Sağ ve Muhafazakar Aile Politikaları”, Birikim Dergisi.

​Federici, S. (2014). Caliban ve Cadı. İstanbul: Otonom Yayıncılık.

Visited 20 times, 1 visit(s) today
Close