Victim blaming; şiddet, taciz veya cinsel saldırı gibi durumlarda fail yerine mağdurun sorgulanması olarak tanımlanır. Türkçeye “mağdur suçlayıcılık” olarak çevrilir. Bu kavramı medyada ya da günlük hayatta özellikle taciz ve istismar haberleri veya ifşaların ardından sıkça duyarız: “Kıyafeti yüzünden oldu”, “orada ne işi vardı?”, “çok içmişti” gibi cümleler bunun tipik örnekleridir. Böylece sorumluluk failden kaydırılır, mağdurun yaşadığı travma katmerlenir.
Mağdur suçlayıcılık yalnızca gündelik hayatta değil, modern ve profesyonel ortamlarda da yeniden üretilir. İş yerlerinde taciz şikâyetinde bulunan bir kadına “yanlış anladın” denmesi ya da kariyerini korumak için sessiz kalmasının beklenmesi bunun örneklerindendir. Benzer şekilde sanat dünyasında, sahnede ya da sette yaşanan tacizler çoğu kez “kadının kariyerini ilerletmek için katlandığı” şeklinde yorumlanır. Kadınlardan sessizliklerini korumaları, tacizi ve şiddeti normalleştirmeleri, hatta profesyonel kimliklerinin bir parçası olarak bu travmaları taşımaları beklenir. Failin bu sistematik gücü, mağdurun sözünü bastırmaya yarar.
Popüler kültürde de mağdur suçlayıcılığın izlerine rastlamak mümkündür. Bir şarkıcı, oyuncu ya da manken tacizi ifşa ettiğinde, kamuoyu çoğu kez önce “Neden şimdi konuştu?” veya “İlgi çekmek için yapıyor” gibi yorumlarla mağdurun niyetini sorgular. Bu tavır, failin hesap vermesi yerine mağdurun itibarını zedelemeye odaklanır. Aslında bu mekanizma patriyarkanın en etkili araçlarından biridir: mağduru sessizliğe zorlamak. Failin davranışı tartışılmak yerine mağdurun giyimi, geçmişi ya da sesi tartışılır. Böylece şiddet bireysel bir meseleye indirgenir, sistemsel boyutu görünmez olur. Victim blaming’e karşı en önemli hatırlatma feminist hareketin yıllardır dile getirdiği gerçekte yatar: suç mağdurda değil, faildedir. Tek suçlu faildir.















