Sosyal medya, kadınların yaşadıkları şiddeti, tacizi ve ayrımcılığı görünür kılmaları açısından büyük bir alan açtı. Daha önce çoğu zaman sessizlikle gömülen hikâyeler, artık bir tweet, bir gönderi ya da bir video aracılığıyla binlerce kişiye ulaşıyor. Ancak bu görünürlüğün beraberinde getirdiği bir başka sorun var: Kadınların beyanlarının hızla “iftira” damgası yemesi. Ne yazık ki bu refleks, taciz ve şiddetle mücadeleyi zayıflatmanın en güçlü yollarından biri haline geldi. Kadınların beyanları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ağır bastığı bir zeminde şekilleniyor. Yıllarca susması gereken konumuna itilmiş kadınlar, seslerini duyurmak için sosyal medyayı kullanmaya başladıklarında, toplumun büyük bir kısmı bu sesleri bastırma yolunu seçiyor. En sık kullanılan yöntemlerden biri de “iftira” suçlaması. Bir kadının taciz beyanı, olayın araştırılmasından ya da failin sorgulanmasından önce itibarsızlaştırılıyor. Bu tavır, yalnızca failin korunmasına hizmet etmiyor; aynı zamanda diğer kadınları da konuşmaktan caydırıyor.
Kadınların beyanlarına karşı şüpheci tutum
Oysa istatistikler çok açık: Taciz ve cinsel şiddet olaylarının büyük kısmı hiçbir zaman yargıya taşınmıyor. Bunun başlıca sebeplerinden biri, kadınların inandırılmayacakları korkusu. Bir kadının yaşadığı tacizi anlatırken karşılaştığı şüphecilik, onun ikinci kez mağdur olmasına yol açıyor. Dahası, “iftira” söylemi failin yükümlülüklerini değil, mağdurun güvenilirliğini sorguluyor. Bu da patriyarkanın en temel mekanizmalarından biri: Suçluya değil, mağdura şüpheyle bakmak.

Feminist hareketin yıllardır dile getirdiği “kadın beyanı esastır” ilkesi tam da burada önem kazanıyor. Bu ilke, hukuki bir karar mekanizmasının yerine geçmez ama beyanın ciddiyetle ele alınmasını, yok sayılmamasını sağlar. Kadınların anlattıkları, “önemsiz” ya da “abartı” görülmeden incelenmeli, failin hesap vermesi için süreç işletilmelidir. Bir toplumda iftira olasılığı üzerinden bütün beyanların geçersiz sayılması, adaletin değil, erkek şiddetinin önünü açar. Sosyal medyada her taciz beyanının altına “Kanıt nerede?” yazanlar aslında bir hukuk arayışından değil, bir savunma refleksinden hareket ediyor. Çünkü çoğu zaman fail, toplumda saygın, güçlü ya da sevilen bir erkek. Onun itibarı, mağdurun hakikatinden daha değerli sayılıyor.
Neden erkek şiddeti devam ediyor?
Kadınların beyanlarını itibarsızlaştırmak yerine, toplumun yapması gereken şey, şiddetin neden bu kadar yaygın olduğunu sorgulamaktır. Her taciz beyanı, yalnızca bir olay değil aynı zamanda yapısal eşitsizliğin ve erkek şiddetinin sürekliliğinin bir göstergesidir. Kadınların konuşma cesareti, yeni kuşaklara ilham verecek en güçlü araçtır. Ancak bu cesaret, “iftira” damgasıyla bastırıldığında, hepimiz kaybederiz. Bugün sosyal medyada kadınların beyanlarını itibarsızlaştırmaya çalışanlara karşı sormamız gereken soru basit: Bir kadının anlattığı tacizi önce “yalan” saymak, kime hizmet ediyor? Cevap ortada: Faili koruyan, şiddeti meşrulaştıran bir düzene. İşte bu nedenle kadınların beyanlarına kulak vermek, yalnızca bir dayanışma meselesi değil; aynı zamanda daha adil ve eşit bir toplumun ön koşuludur.
Kaynak:














