Yazar: 2:16 pm Köşe Yazıları

Geceleri geri almak: Bir slogandan fazlası

Bazı sloganlar vardır; yalnızca bir cümle değil, bir tarihin, öfkenin ve talebin özetidir. Take Back the Night tam olarak böyle bir ifade. Türkçeye “Geceleri Geri Al” ya da “Geceyi Geri Alıyoruz” şeklinde çevrilen bu slogan, ilk bakışta basit bir çağrı gibi görünebilir. Oysa arkasında onlarca yıla yayılan bir mücadele ve hâlâ çözülememiş bir sorun var: Kamusal alanın eşit ve güvenli kullanımı.

Hareketin kökeni nereden geliyor?

Hareketin kökeni 1970’li yıllara uzanıyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’da kadınlar, gece
saatlerinde artan cinsel saldırı ve taciz vakalarına karşı sokağa çıkmaya başladı. Bu
yürüyüşler bir protestodan öte, sembolik bir geri alma eylemiydi.
Çünkü mesele sadece güvenlik değildi. Mesele, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam alanlarının görünmez sınırlarla daraltılmasıydı. “Gece tehlikelidir” uyarısı zamanla toplumsal bir kabule dönüşmüş; bu da kadınların özgürlüğünü fiilen kısıtlayan bir norm haline gelmişti. Tam da bu noktada Take Back the Night hareketi radikal bir şey söyledi: Sorun gece değil, sorun şiddet. Çözüm, kadınların eve kapanması değil, kamusal alanın dönüştürülmesidir.

Görsel kaynakça: fr.wikipedia.org

Neden hâlâ güncel olarak bir tartışma konusu?

Bugün hâlâ dünyanın pek çok yerinde aynı tartışmayı sürdürüyoruz. Kadınlara “gece yalnız yürüme”, “dikkatli giyin”, “kendini koru” gibi tavsiyeler veriliyor. Bu tavsiyeler iyi niyetli olabilir, ancak sorunun merkezini kaçırıyor. Çünkü bu yaklaşım sorumluluğu failden alıp potansiyel mağdura yüklüyor. Take Back the Night tam da buna itiraz ediyor: Güvenlik bireysel önlemlerle değil toplumsal dönüşümle sağlanır. Hareketin bugün hâlâ güncel olmasının bir nedeni de bu. Aradan geçen yarım yüzyıla rağmen kadınların kamusal alandaki deneyimi köklü biçimde değişmiş değil. Evet, daha fazla görünürlük ve dayanışma var ama aynı zamanda hâlâ korku var. Birçok kadın için gece özgürlük değil, hesap yapma zamanı: “Bu sokak güvenli mi?”, “Bu saatte dönmek doğru mu?”, “Yanımda biri olsa daha iyi olur mu?”

Take Back the Night yürüyüşleri bu iç hesaplaşmayı kolektif bir eyleme dönüştürüyor. İnsanlar birlikte yürüyerek yalnız olmadıklarını hatırlıyor ve korkunun bireysel değil toplumsal bir mesele olduğunu görünür kılıyor. Bu yönüyle hareket yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda bir dayanışma pratiği. Elbette eleştiriler de var. Bazıları bu tür yürüyüşlerin sembolik kaldığını, gerçek değişim için yeterli olmadığını savunuyor. Bu eleştiri tamamen haksız değil.

Görsel kaynakça: ndsmcobserver.com

Sokakta atılan sloganların yasa ve politika düzeyinde karşılık bulması gerekiyor. Ancak şunu da göz ardı etmemek gerekir: Toplumsal değişim çoğu zaman görünürlükle başlar. Konuşulmayan, tartışılmayan bir sorun çözülemez. Take Back the Night’ın en büyük gücü de burada yatıyor. Bu hareket, korkunun normalleşmesine izin vermiyor. “Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışını reddediyor ve belki de en önemlisi, şu basit ama güçlü iddiayı ortaya koyuyor: Gece de sokak da şehir de herkesindir. Take Back the Night bir slogan olmanın çok ötesinde. Bu, bir hak talebi. Bir var olma mücadelesi ve hâlâ tamamlanmamış bir hikâye. Çünkü gerçekten özgür bir toplumdan söz edebilmek için, kimsenin gece yürürken korkmak zorunda kalmadığı bir dünya gerekiyor.

Kaynakça

Hemmings, C. (2011). Why Stories Matter: The Political Grammar of Feminist Theory. Duke University Press.

McCammon, H. J., & Campbell, K. E. (2002). Allies on the road to victory: Coalition formation between the women’s and civil rights movements. In D. S. Meyer, V. Jenness, & H. Ingram (Eds.), Routing the opposition: Social movements, public policy, and democracy (pp. 52–70). University of Minnesota Press.

Take Back the Night. (2026, May 3). History and mission overview.

Smith, M. (2014). Gender, violence and the public sphere: The evolution of Take Back the Night marches. Journal of Social Movements, 6(2), 45–63.

Görsel kapak: aol.com

Visited 10 times, 1 visit(s) today
Close