Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gözde Cöbek, dijital dünyayı yalnızca ekranlardan ibaret görmeyen bir akademisyen. Dijital sosyoloji, online etnografi ve duygular sosyolojisi üzerine çalışan Cöbek, platformların gündelik hayatımıza nasıl sızdığını; arzuyu, kırılganlığı ve seçim pratiklerini nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Özellikle flört uygulamalarını bir “tanışma aracı” olmanın ötesinde, kadınların bedenleriyle, duygularıyla ve toplumsal cinsiyet normlarıyla müzakere ettiği bir alan olarak ele alıyor.
KadınKöy olarak Gözde Cöbek ile dijital flört pratiklerini, “swipe” eyleminin bedensel boyutunu, profil oluşturmanın görünmez baskılarını ve kadınların flört uygulamalarındaki asimetrik deneyimlerini konuştuk.
“Flört uygulamaları mekânsal sıkışmışlığa bir çare olabiliyor”
Çalışmalarında flört uygulamalarını sadece bir tanışma aracı olmanın ötesinde farklı motivasyonlarla kullanılan bir “yakınlık kurma aracı” olarak ele alan Cöbek’e, bugün Türkiye’de flört uygulamalarının kadınların gündelik hayatla ve kendileriyle kurduğu ilişkiyi nasıl dönüştürdüğünü sorduk:
“Çalışmalarımda aslında sadece bir “flört uygulaması” olarak değil ama çok farklı motivasyonlarla kullanılan ve temelde farklı türlerde “yakınlık kurma aracı” olarak ele alıyorum. Araştırmam pandemi dönemine denk geldiği için insanlar sadece birileriyle konuşmak için ya da yabancı dil pratiklerini geliştirmek için bile kullanabiliyorlardı bu uygulamaları. Bu dijital araçların gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğüne değinebilirim daha genel olarak. Öncelikle artık yeni birisiyle fiziksel ortamlarda tanışmak oldukça zor. Özellikle mezun olup çalışmaya başlayan yetişkinlerin vaktinin çoğu belli mekânlarda (iş yeri ve evde) ve belli kişilerle (iş arkadaşları, aile ve yakın arkadaşlarla) geçiyor.“
“Flört uygulamaları, insanlara kendi çevrelerinin dışında bireylerle tanışma imkânı sunuyor ve bu mekânsal sıkışmışlığa da bir çare olabiliyor. Ayrıca fiziksel olarak biriyle tanışmanın gerektirdiği zaman ve enerjiden de bir uygulama üzerinden biriyle tanışarak tasarruf etmiş oluyorsun.“

“Araştırmama katılan çoğu kadın görüşmeci, bu uygulamaların getirdiği sorunların dışında fiziksel bir ortamda biriyle tanışmaktan daha güvenli buluyorlar bu uygulamalar üzerinden tanışmayı. Çünkü biriyle eşleşmeden önce o kişiyi detaylıca inceleyebiliyorlar ya da eşleşip konuşmaya başladıktan sonra kişiyle henüz yüz yüze buluşmadan önce daha fazla tanıma fırsatı buluyorlar. Bu anlamda karşı tarafla Instagram’dan önce takipleşip daha sonra yüz yüze buluşmaya karar vermeleri de önemli bir nokta. Bir görüşmecim Instagram’ı “sosyal CV” olarak tanımlamıştı ve buluşmaya karar vermeden önce o kişinin hesabını inceleyip onun hakkında daha fazla şey öğrenebildiğini bu yüzden Instagram’ın çok önemli olduğunu söylemişti.“
Ancak bu güvenlik ve esneklik alanı, flört uygulamalarının kadınlar için eşit bir deneyim sunduğu anlamına gelmiyor. Cöbek, dijital yakınlığın sunduğu imkânların yanında toplumsal cinsiyet normlarının ve eşitsizliklerin de bu alanı şekillendirdiğini vurgulayarak şöyle devam ediyor:
“Kadınlar için hem özgüven alanı hem de kırılgan bir zemin”
“Ancak şuna da değinmem gerekiyor: Bu flört uygulamaları daha çok “seks uygulamaları” olarak algılandığından özellikle kadınlar bu algılardan daha olumsuz etkileniyorlar. Örneğin özellikle beyaz yaka olan kadın görüşmecilerim, iş yerindeyken profillerini kapattıklarını ve profillerinde de yüzleri hemen tanınmayacak fotoğraflar koymayı tercih ettiklerini dile getirdiler zira iş yerinden birisinin, onun profiline denk gelmesinden sonra tavırlarının değişebileceğini belirttiler. Bu da toplumsal cinsiyet normları ve yarattığı eşitsizliklerin flört uygulamaları bağlamında kendini nasıl gösterdiğine işaret ediyor.“
“Son olarak yine kadınlarla ilişkili şundan bahsedebiliriz: Kadınlar erkeklere göre daha fazla eşleşme alıyorlar, yani daha çok “beğeniliyorlar.” Kimi görüşmecilerim özgüvenlerinin arttığını dile getirdiler, ama tabii aynı zamanda düşürebildiğini de söylüyorlar zira “şişmansın,” “çirkinmişsin,” gibi yorumlar da aldıklarını söyleyen ve bu anlamda psikolojik olarak olumsuz etkilenen kadın görüşmeciler de vardı araştırmamda.“
“Swiping as a bodily practice” yaklaşımıyla flört uygulamalarını bedensel ve duygulanımsal bir deneyim olarak düşünmemizi sağlayan Cöbek’e, kaydırma eyleminin kadınlar için nasıl bir duygu rejimi ürettiğini sorduk:
“Eş seçimiyle ilgili literatürde genel olarak ya algoritmaların ne kadar baskın bir rolü olduğu ya da bireyin toplumsal pozisyonunun eş tercihlerini nasıl belirlediği tartışılıyor. Ben bu tartışmalara katılmakla birlikte bireylerin de eş seçiminde bir rolü olduğunu tartışıyorum o makalede.“
“Öncelikle kişinin o anda uygulamaya girdiği duygu durumu kaydırma pratiğini etkiliyor. Görüşmecilerim, eğer çok sıkılmışsam ve o yüzden girdiysem o zaman daha az seçici oluyorum ve profillere daha az dikkat ederek hareket ediyorum dediler. Ya da tam tersi, özellikle uzun süreli bir partner isteğiyle giriyorlarsa o zaman ince eleyip sık dokuduklarını ve daha seçici olduklarını söylediler. Bu yüzden öncelikle kişinin o anki ruh hâli, kaydırma pratiğinde ve eş seçimlerinde oldukça etkili.”

“Eş seçimi kriterlerden çok duygulanımlarla şekilleniyor”
“Bunun dışında kullanıcıların elbette belli bir eş tercihleri yani kriterleri var. Genelde o kriterlere göre profilleri sağa ya da sola kaydırıyorlar. Fakat profillerle karşılaştıklarında ve o profildeki bir fotoğraftan ya da yazılı bir bilgiden etkilenerek aslında kriterlerine uymayacak bir profili beğenebiliyorlar ya da tam tersi, kriterlerine uyan birini beğenmeyebiliyorlar. Burada Türkçeye “duygulanım” olarak çevrilmiş affect meselesi devreye giriyor. Profili gördükleri anda ortaya çıkan hisler. Bu, önceden belirlenebilen bir şey olmuyor. Görüşmeler esnasında profillere bakarken bu anları epey yaşadık görüşmecilerle birlikte. “Kriterime uyan, düzgün birisi ama bir şey hissetmedim,” diyerek geçtikleri profiller oldu. Bu yüzden eş seçiminin önceden belirlenmiş bir pratik değil, duygulanımlardan da etkilenen bedensel bir pratik olduğunu tartışıyorum.“
“Yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi kadınlar daha dikkatli incelediği ve daha seçici oldukları için profille ilk karşılaşma anında ortaya çıkan duygulanımlara da erkeklere göre daha fazla önem verdiklerini gözlemledim kendi araştırmamda”
“Benlik sunumlarında toplumsal cinsiyet normlarının ciddi bir rolü var”
Flört uygulamalarında profil oluşturmak çoğu zaman yalnızca birkaç fotoğraf seçmek ya da kısa bir biyografi yazmak anlamına gelmiyor; “en iyi hâlini” sunma beklentisiyle şekillenen görünmez bir performans alanına dönüşüyor. Kadınların bu süreçte hangi toplumsal beklentilerle karşılaştığını ve bu görünmez baskıların nasıl işlediğini sorduğumuzda Cöbek şöyle yanıtlıyor:
“Bireylerin benlik sunumlarında elbette toplumsal cinsiyet normlarının ciddi bir rolü var. Örneğin erkek profillerde özellikle boy bilgisine rastlıyoruz. Peki, neden kadınlar boylarını yazmıyorlar? Çünkü toplumsal cinsiyet kodları “ideal erkeği” uzun boyla ilişkilendiriyor. Bu nedenle de erkeklerin uzun boylu olması bekleniyor. Düzenli bir izleyicisi olduğum Kısmetse Olur’da da kadın adayların erkek adaylara sorduğu ilk sorulardan biri de boyları örneğin. “İdeal kadın” ise bakımlı ve zayıf olmakla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle kadın profillerinde vücutların zayıflıkları ve makyajlı, abiyeli fotoğraflar daha öne çıkıyor. Bunlar dışında yine erkek profillerinde özellikle sosyoekonomik statüye dair bilgilere yer veriliyor. Örneğin kişi doktorsa bunu mutlaka ameliyathaneden çekilmiş bir fotoğraf ya da giyilen formayla belli ediyor. Kadınlarda da belli açılardan çekilen selfie’ler, “ördek dudak” denilen fotoğraf pozu sıkça görülüyor.
Bu tür toplumsal normlar ve yarattıkları toplumsal beklentiler elbette kişiyi kendi ile ilgili yalan söylemeye de itebiliyor. Kimi araştırmalar erkeklerin boylarıyla, kadınlarınsa kilolarıyla ilgili yanıltıcı bilgiler paylaşabildiklerini ya da bunları örtmek amaçlı filtreler kullanabildiklerini tartışıyor. Benim araştırmama katılan görüşmecilerimde böyle bir baskı gözlemlemedim, ancak yukarıda bahsettikleri profillere çok sık rastladıklarını vurguladılar.”

“Bu uygulamalar erkeklerin eşleşememesinden kâr ediyor”
Flört uygulamalarının mimarisinin cinsiyetler arasında nasıl asimetrik bir deneyim ürettiğini sorduğumuzda Cöbek şunları söylüyor:
“Öncelikle kadınlar ve erkekler arasındaki çevrimiçi flört pratiklerinde en temel fark eşleşme. Erkekler kadınlara göre daha fazla eşleşme sorunu yaşadıklarından bu uygulamaların paralı üyeliklerini kullanmaya “zorlanıyorlar,” çünkü algoritmalar onları sıranın en sonuna itiyor yeterli sayıda beğeni almadıkça. Fransa’daki çevrimiçi flört pratiklerini inceleyen Marie Bergström da benzer bir duruma dikkat çekiyor ve şunu söylüyor: Bu uygulamalar, erkeklerin eşleşememesinden kâr ettikleri için öncelik her zaman erkeğin arzuları oluyor. Bu nedenle çevrimiçi flört piyasasında kadınları ve onları merkeze alan flört uygulamalarının yok denecek kadar az olduğuna işaret ediyor. Bu eşleşememe sorunu, erkek kullanıcılarda özgüvenin yaralanmasına da sebep olabiliyor ve psikolojik olarak olumsuz etkileyebiliyor.
Ancak asimetri yalnızca eşleşme sayılarıyla sınırlı değil. Cöbek’e göre kadınların deneyimi, görünürdeki “seçme özgürlüğüne” rağmen başka türden bir eşitsizlikle şekilleniyor.“
“Seçme hakkı objeleştirmeyi ortadan kaldırmıyor”
“Kadınlarda ise, ne kadar seçim hakları olsa da, objeleştirilme durumu bu uygulamalarda da var. Örneğin araştırmama katılan kadın görüşmecilerimin neredeyse hepsi OkCupid kullanıyorlardı Tinder yerine. Neden daha popüler olan Tinder’ı tercih etmediklerini sorduğumda genellikle şu cevabı aldım: Tinder daha çok “seks uygulaması” olarak görüldüğünden kadınlara da seks objesi muamelesi yapıyorlar ve kadınlardan da buna göre davranılması bekleniyor. Bunu kendi deneyimimden de daha detaylı açıklayabilirim: Araştırmama katılması için görüşmeci aramak adına hem Tinder hem de OkCupid’de kadın ve erkek profilleri açtım. Aynı fotoğraflar ve aynı yazılı bilgilerle. Bio’da kim olduğumu, hangi okulda doktora yaptığımı, araştırmamın konusunu yazıp görüşmek isteyenlerin email atmasını rica ediyordum. Kadın profiline saniyeler içerisinde mesajlar yağmaya başladı. Öyle mesajlar gelmeye başladı ki dakikalar sonra bio’da yazdığım metnin en başına “Sadece araştırma için buradayım” cümlesini eklemek zorunda kaldım.”
“Bu cümleye erkek görüşmecilerimden biri de dikkat çekti ve şöyle dedi: Kadınlar muhtemelen nelere maruz kalıyor ki siz bile profilinize “Sadece araştırma için buradayım” demek zorunda kalmışsınız. Kadınların flört uygulamalarında ne tarz mesajlar aldıklarını ifşa eden yabancı Instagram sayfaları var: swipes4daddy, Bye Felipe.”
“Ne sadece özgürleştirici ne de sadece baskıcı”
Flört uygulamalarının kadınlar için özgürleştirici mi yoksa yeni kontrol biçimleri mi ürettiğini sorduğumuzda Cöbek şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Öncelikle “öyle mi yoksa böyle mi” tarzı bir soruya öyle ya da böyle diye bir cevap veremem, ama nasıl hem öyle hem de böyle olabildiğini konuşabilirim zira hiçbir şey ya siyah ya da beyaz olmuyor. Bergström ve diğer pek çok akademisyenin de altını çizdiği gibi, flört uygulamaları belli bir yere kadar özgürlük alanı tanıyor. Örneğin bu uygulamalarda alıcı gözle bakan ve seçen, yani “özne” olan sadece erkekler değil. Kadınlar da burada özne konumunda olduklarından ve erkeklere obje gözüyle bakabildiklerinden, flört uygulamaları bu anlamda kadınlara belli bir özgürlük alanı tanımış oluyor.”
“Ancak elbette ki sadece bakılan değil aynı zamanda bakan olmak toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmıyor. Bir önceki soruda verdiğim yanıttaki gibi saldırgan, cinsiyetçi yorumlara ve mesajlara maruz kalıyorlar. Bu tür durumlarda eşleşmeyi kaldır butonu, engelleme özelliği ya da ghosting kadınlara güç verebiliyor. Ya da bu uygulamaların “seks uygulaması” olarak algılanması, yine kadınları daha olumsuz etkiliyor erkeklere göre, ama öte yandan bu uygulamaları kullanmak kadınları daha güvende hissettirebiliyor. O nedenle ne sadece özgürleştirici ne de baskıcı ya da eşitsizlikleri yeniden üreten bir mekanizma diyebiliriz flört uygulamalarına.”

“Akademik araştırmalar deneyimi görünür ve anlaşılır kılıyor”
Akademik araştırmaların kadınların kendi flört deneyimlerini anlamlandırmasına nasıl katkı sunduğunu sorduğumuzda Cöbek şöyle diyor:
“Özellikle sosyal bilimlerin bu alanda yaptığı araştırmalar çok değerli. Hem algoritmaların önyargılarını/yanlılığını hem de bu uygulamaların toplumsal cinsiyet normlarının ve eşitsizliklerinin yeniden üretilmesindeki ve onları zorlamasındaki rolünü ortaya koymaları açısından. Bu deneyimler kültürel bağlamlara göre değişse de ataerkinin nasıl benzer deneyimler yarattığını göstermeleri açısından da değerli. Örneğin Apryl Williams, “Not My Type” isimli kitabında flört uygulamalarını kullanan siyah kadınların nasıl algoritmaların ırkçılığına hem de beyaz erkeklerin cinsiyetçi ve ırkçı davranışlarına maruz kaldığını anlatıyor.”
“Bu deneyimlerde yalnız olmadıklarını bilmeleri önemli”
Dijital flört deneyimlerini yalnızlık, tükenmişlik ve kararsızlık duygularıyla yaşayan genç kadınlara ve KadınKöy okurlarına ne söylemek istediğini sorduğumuzda Cöbek sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Yaşadıkları deneyimlerde yalnız olmadıklarını bilmeleri önemli. Farklı kültürel bağlamlar da olsa, mesele erkeklik olduğunda pek çok kadın benzer deneyimleri yaşıyorlar. Şunu da unutmamak gerekiyor: Bergström’ün kendi çalışmasında da dikkat çektiği üzere, çevrimiçi flört erkek egemen bir endüstri. Yani bu uygulamaları tasarlayanlar öncelikle beyaz heteroseksüel erkekler. Bu nedenle flört uygulamalarının cinsiyetçiliği ve ırkçılığı bozmak yerine yeniden üretmesi şaşırtıcı değil. Kadınlar da bunun bilincinde olarak bunları ifşa etmeye ve Sara Ahmed’in deyimiyle “oyunbozan” olmaya devam etmeliler.”
Sorudaki yalnızlık ve tükenmişliğe kadın hareketlerinin değerli sloganlarından biriyle cevap vermek isterim:
“Umutsuzluğa kapıldığında bu kalabalığı hatırla.”
Gözde Cöbek’in çalışmaları, dijital flörtün bireysel bir tercih alanı olmanın ötesinde; arzu, algoritma ve toplumsal cinsiyetin kesiştiği politik bir zemin olduğunu gösteriyor.
Kadınların dijital alandaki deneyimlerini anlamak, yalnız olmadıklarını bilmek ve bu alanı dönüştürmek için “oyunbozan” olmaya devam etmek ise belki de bu çağın en önemli dayanışma biçimlerinden biri. KadınKöy olarak bu deneyimleri görünür kılmaya ve kadınların sesini çoğaltmaya devam ediyoruz.
Gözde Cöbek’e katkıları ve değerli paylaşımları için çok teşekkür ederiz.














