CNN’in geçtiğimiz aylarda yayımladığı “As Equals” (Eşit Olarak) başlıklı küresel araştırma dosyası, dijital dünyanın en karanlık, en sistemik ve ne yazık ki en organize kadın düşmanlığı ağlarından birini gözler önüne serdi: “Rape Academy” (Tecavüz Akademisi).
Araştırma, kapalı chat odalarında bir araya gelen binlerce erkeğin; kendi eşlerini, sevgililerini ya da hayatlarındaki kadınları ilaçla uyutarak rıza dışı videolarını çektiklerini, bu “sleep content” (uyku içeriği) adı verilen suistimal videolarını birbirleriyle paylaştıklarını ve yakalanmamanın “taktiklerini” verdiklerini ortaya çıkardı. Sadece şubat ayında 62 milyondan fazla ziyaret edilen bu tür platformlar, kendilerini “her şeyin yasal ve sonsuza kadar barındığı, ahlaktan arınmış (moral-free) bir dosya sunucusu” olarak tanımlıyor. Ancak bu buzdağının görünen yüzü; meselenin özü, bu platformların adlandırmak istediği gibi “ahlaktan azade” bir sapkınlık değil, tam aksine ataerkil düzenin dijitalde kurduğu sistemik bir cezasızlık ve konfor alanıdır.
Anonim dehlizlerde büyüyen erkeklik krizi
Sosyal medyada yükselen seslerin de vurguladığı gibi, ortada “erkekliğin yarattığı kitlesel bir yıkım” var. Dijital mecralar, ataerkil şiddete yepyeni, anonim ve kolektif bir zemin sunuyor. Bu kapalı gruplar, sadece suçun paylaşıldığı odalar değil; erkekliğin birbirini onayladığı, suçu normalize ettiği ve şiddet üzerinden bir tür “erkeklik dayanışması” kurduğu birer akademiye dönüşmüş durumda.
Kadınların en güvenli hissetmesi gereken yerlerde, kendi evlerinde ve hayatlarındaki erkekler tarafından dijital birer “meta” haline getirilmesi, şiddetin ne denli yapısal olduğunu gösteriyor. Fail, sadece o videoyu yükleyen değil; o odaya giren, o taktikleri dinleyen, sessiz kalan ve bu dijital pazardan beslenen milyonlarca erkektir.

“Üzülmek” yetmez, yüzleşmek şart
Dijital alanda meydana gelen bu yıkımı temizlemek, sadece kadınların dijitalde daha dikkatli olmasıyla ya da platformların yapay zeka filtreleriyle çözülecek bir güvenlik sorunu değildir. Bu, doğrudan doğruya erkekliğin kendisiyle yüzleşmesi gereken bir krizdir. Hemcinslerinin yarattığı bu vahşete karşı sadece “şaşırmak” ya da “ben onlardan değilim” diyerek sıyrılmak artık bir seçenek olamaz.
Şiddeti besleyen bu sessizlik sarmalı kırılmadığı, erkekler bu dili ve bu gizli ortaklığı kendi içlerinde ifşa edip reddetmediği sürece ataerkil anlayış dijital odalarda yeni suç ortakları bulmaya devam edecektir.
Dijital dünyanın kuytu köşelerine sıkışan bu organize kötülüğe karşı; kadınların kamusal alandaki sesi, dayanışması ve ifşa gücü en büyük direniş olmaya devam edecek. Çünkü biz biliyoruz ki, hiçbir oda tamamen kapalı, hiçbir suç sonsuza kadar anonim değildir.

Dijital şiddetten kadın cinayetlerine uzanan aynı sistem
Her geçen yıl kadın cinayetlerinin katlanarak arttığı, kız çocuklarının en güvenli olmaları gereken evlerinde, sokaklarında ya da okullarında hayattan koparıldığı bir ülkede; bu dijital “suç akademileri” buzdağının altındaki karanlığın sadece bir parçasıdır. Sokaklar kadınlar için güvensizken, evler ilaçla uyutulup metalaştırıldıkları birer suç mahalline dönüşmüşken ve dijital odalar binlerce erkeğin kolektif suçuyla beslenirken sormak zorundayız: Biz kimi, kimden koruyoruz?
Kadınları koruması gereken yasalar yetersiz kalırken, failleri koruyan bu “ahlaktan azade” dijital konfor alanları ve cezasızlık kültürü, sistemin ta kendisidir. Kendi evinde, en yakınındaki erkek tarafından güvende tutulmayan kadınların dünyasında; dijital dehlizlerde saklanan bu organize kötülük ifşa edilmedikçe, erkeklik bu vahşetle yüzleşip kendi içindeki sessiz ortaklığı yıkmadıkça hiçbirimiz güvende değiliz. Çünkü mesele sadece birkaç “sapkın” yapay oda değil; mesele, kadınların ve çocukların yaşam hakkını yok eden topyekûn ve organize bir sistemdir.
Bugün kız çocuklarının isimlerini adliye saraylarının önünde, adalet arayan pankartlarda okuyorsak; kadınların en mahrem alanları birer “içerik” olarak satılıyorsa, bu sadece kadınların mücadelesi olamaz. Bu durum, toplum olarak yüzleşmemiz gereken ciddi bir değer ve sorumluluk sorununa işaret etmektedir.
Kaynak:
Beşe, G. G. (2024). Messerschmidt’in tasnifi ve Dijital Anıt Sayaç üzerinden Türkiye’de 2024 yılı kadın cinayetleri [Messerschmidt’s classification and the monument counter analysis of femicides in Turkey in 2024]. Mediterranean Journal of Humanities, 14(2), 119–137.














