Kadın ve erkeklerin dili, çoğu zaman onların toplumsal konumlarını ortaya koyar. Kadınların daha nazik ve dolaylı, erkeklerin daha doğrudan konuştuğu düşünülür. Robin Lakoff’un Language and Woman’s Place kitabı, bu farkın doğal olmadığını; kadın dilinin tarihsel olarak gelişmiş bir korunma stratejisi olduğunu gösterir. Ona göre dil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten görünmez bir araçtır.
Kadın ve erkeklerin konuşma şekli arasında birtakım farklar vardır. Genellikle, kadınların daha pozitif, daha yumuşak, daha üstü kapalı ve daha fazla alt metin içeren bir dil kullandığı düşünülür. Erkeklerin ise daha doğrudan, daha keskin ve daha net konuştuğu düşünülür. Bu fark genellikle karakterle, doğayla ya da bireysel tercihlerle açıklanmaya çalışılır ancak mesele derininde farklı.

Görsel kaynak: amazon.co.uk.
Dil ve otorite ilişkisi
Bir konuşmanın içinde kim otorite sahibiyse, dili de o belirler. Otorite sahibi olan kişi, düşüncesini doğrudan ifade eden kişidir. Emir verir, keskin yargılar kurar, aklından geçeni süzgeçten geçirmek zorunda kalmaz. Söylediğinin nasıl karşılanacağını sürekli hesaplamak zorunda değildir. Ancak otoriteye sahip olmayan biri için konuşmak, aynı zamanda bir denge kurma çabasıdır. Kimseyi kırmamaya dikkat etmek, sözleri yumuşatmak, doğrudan söylemek yerine ima etmek… Bunlar, bir uyum biçimidir.
Kadınların dilinin daha nazik, daha dolaylı ve daha fazla alt metin içermesi de tam olarak bu noktada anlam kazanır. Bu özellikler çoğu zaman kadınların “iletişimde daha iyi” olduğu şeklinde yorumlanır. Oysa burada gördüğümüz şey bir ‘’doğal bir yetenekten’’ ziyade tarihsel olarak gelişmiş bir korunma stratejisi olarak gelişen bir reflekstir.
Ataerkinin dil üzerindeki izleri
Farkındalık, benim için Language and Woman’s Place ile birlikte daha görünür hale geldi. Robin Lakoff, kadınların konuşma biçiminin onların doğasından değil, toplumun onları yerleştirdiği konumdan doğduğunu söylüyor. Kadınların konuşurken daha fazla onay arayan ifadeler kullanması, konuşma sırasında bile tam bir otoriteye sahip olamamalarının bir sonucu. Bu yüzden “kibar” dil, toplumsal bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.
Durum yalnızca konuşma biçimlerinde kalmayı dilin kendisine de işlemiş vaziyettedir. Özellikle gramatikal cinsiyetli dillerde ve İngilizce’de, kadınlık referansı taşıyan kelimelerin zaman içinde anlam kaymasına uğrayarak değersizleştiği görülür. Buna karşılık erkeklik referansı taşıyan kelimeler çoğu zaman anlamlarını korur ya da daha prestijli bir hale gelir.
Lakoff’un verdiği çarpıcı örneklerden biri “master” ve “mistress” kelimeleridir. Başlangıçta her iki kelime de benzer şekilde otorite ve saygınlık ifade ederken, zamanla “master” gücünü korumuş; “mistress” ise anlam daralmasına uğrayarak olumsuz bir anlam kazanmıştır. Bu dönüşüm destekli düzende o kadar sıradanlaşmış ki kelime Türkçeye bile “metres” olarak geçmiştir.
Bir başka örnekte ise “courtier” ve “courtesan” kelimeleri vardır. Başlangıçta benzer bir toplumsal konuma ,saray mensubu, işaret ederken, zamanla yalnızca kadınlık referansı taşıyan kelime anlam kaymasına uğramış ve cinsellik üzerinden aşağılayıcı bir anlama indirgenmiştir. Benzer şekilde “bachelor” kelimesi özgür, bekar erkek imajını koruyarak hatta kimi zaman olumlu bir çağrışım taşırken; onun kadın karşılığı olan “spinster” tarihsel süreçte yalnız, istenmeyen ve “evde kalmış” kadın anlamına doğru kaymıştır. Bu örnekler, dildeki anlam kaymasının rastlantısal olmadığını gösterir. Kadınlık referansı taşıyan kelimeler çoğu zaman anlamsal bir aşağılaşmaya uğrarken, erkeklik referansı taşıyan kelimeler anlamlarını korur ya da daha prestijli bir konuma yerleşir.

Görsel kaynak: dreamstime.com
Sınırların ötesinde dili ve hiyerarşiyi aşmak
Lakoff’un çalışması burada önemli bir kırılma yaratır. Kadınların konuşma biçiminden kelimelerin tarihsel dönüşümüne kadar uzanan bu örüntü, dilin tarafsız bir sistem olmadığını; toplumsal güç ilişkilerini yeniden üreten bir yapı olduğunu ortaya çıkarıyor. Kadınların daha yumuşak, daha dolaylı ve daha “kibar” konuşması nasıl ki bu düzenin bir sonucuysa, kadınlık referansı taşıyan kelimelerin değer kaybetmesi de aynı yapının dil içindeki yansımasıdır.
Dil, toplumsal güç ilişkilerinin görünmez bir taşıyıcısıdır. Kadınlara atfedilen pek çok “olumlu” özellik; naziklik, empati, yumuşaklık kimilerine özgür bir tercih alanı gibi görünebilir ve tarih boyunca şekillenmiş bir uyum ve hayatta kalma biçiminin izlerini taşır. Ataerkinin bilincinde ve farkında olsak bile, her bir noktayı sorgulamadığımız sürece neyin düzene hizmet ettiğini, neyin kendi seçimlerimizin bir parçası olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşır.
Eşit bir yaşam için mücadele ederken, bu mücadelenin ifade biçimimize, dilimize ve düşüncelerimize sızmış olması ise ayrı bir çelişki yaratır. Çünkü insan diliyle düşünür, diliyle var olur ve karakterini diliyle kurar. Dil, görünmez sınırlarımızdır. İnsan yalnızca başkalarıyla değil, kendi içinde de kelimelerle konuşur. Her dilin içine sızmış, fark edilmesi zor ama etkili hiyerarşiler vardır.
Belki de tam da burada bir imkân doğar. Çünkü sınırların nerede başladığını fark etmek, onları dönüştürmenin ilk adımıdır. İnsan diliyle düşünür, diliyle var olur ve diliyle değişir. Bu yüzden kullandığımız kelimeleri sorguladığımız her an, yalnızca dili değil, sistemi de sorgulamaya, değiştirmeye başlarız.
Kaynakça:
Lakoff, R. (2009, April 15). Language and Woman’s Place. Cambridge University Press.
Karademir, C. (2021, Şubat 14). Feminizm ve dil ilişkisi. Sophos Akademi.
Dağabakan Öztürk, F. (2012). An Approach of Turkish and German to Language Discrimination of Men and Women as a Sociolinguistic Concept. A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi.
Görsel kapak: dreamstime.com














