Dinlenmek, ilk bakışta politik hiçbir yanı yokmuş gibi görünen, en temel insani ihtiyaçlardan biridir. Ancak kadınlar söz konusu olduğunda dinlenme nadiren nötr bir eylem sayılabilir. Dinlenmek çoğu zaman beraberinde bir suçluluk duygusu taşır. Beden durduğu anda zihinde beliren yapılacak onca şey dururken nasıl oturabilirim sorusu, kişisel bir huzursuzluk gibi görünse de aslında belirli tarihsel ve toplumsal koşulların ürünüdür. Bu yazının amacı, kadınların dinlenirken duyduğu suçluluğu iki ayrı düşünsel çerçeveyi birleştirerek çözümlemek. Bunlar: Byung-Chul Han’ın performans toplumu kuramı ile Arlie Russell Hochschild’ın kadın emeğine dair kavramları.
Dinlenmenin suçluluğu
Kadının dinlenme suçluluğunu besleyen ilk faktör, ikinci vardiyanın yarattığı iş ve aile çatışmasıdır. Hochschild’ın “ikinci vardiya” olarak kavramsallaştırdığı bu durum, kadınların ücretli işlerinin ardından ev içi sorumlulukları da üstlenmeye devam etmelerini ifade eder (Hochschild & Machung, 2012). Kadının dışarıda bir işte çalışıyor olması, onu ev içi sorumluluklardan kurtarmaz. Nitekim çalışan kadınların ev içi emek yükünü taşımaya devam etmesi, iş ve aile yaşamı arasındaki çatışmayı da artırmaktadır (Gürsoy Çuhadar, 2024). Zaman ve enerjinin sürekli azaldığı bu düzende dinlenmeye ayrılan her an, tamamlanmamış bir görevden çalınmış gibi hissedilir. Üstelik bu yükün görünür kısmı, yani fiziksel ev işleri, buzdağının yalnızca görünen ucudur. Evin planlanması, koordinasyonu ve her ayrıntının akılda tutulması gibi zihinsel yük de büyük ölçüde kadının omuzlarındadır. Bu görünmez emek, kadını mekansal olarak nerede olursa olsun sürekli bir meşguliyete mahkûm eder.
Kadın işteyken evi, evdeyken işi düşünür ve iki alanda birden eksik kalmışlık duygusuyla baş etmek zorunda kalır. İşte kadının dinlenememesinin temelinde de bu durum yatar; çünkü zihin hiçbir zaman tam olarak durmadığında, bedenin durması bir rahatlama değil, bir kaçış gibi yaşanır. Bu durum da dinlenmeyi bir hak olmaktan çıkarıp, sürekli ertelenmesi gereken bir suça dönüştürür.

Bu noktada dinlenme suçluluğunun annelik idealleriyle de güçlendiği söylenebilir. Özellikle “iyi anne” olmanın sürekli fedakârlık, hazır bulunma ve çocuğun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyma üzerinden tanımlanması, kadınların boş zamanı kendilerine ayırmasını zorlaştırır. Bu nedenle dinlenme, yalnızca üretken olmamak değil, aynı zamanda bakım sorumluluklarını ihmal etmek gibi algılanabilir. Bu durum, kadınların kendi ihtiyaçlarını ertelemelerini toplumsal olarak normalleştirir ve suçluluk duygusunu zaman içinde kalıcı hâle getirir.
Fakat bu suçluluğun nedeni yalnızca dışarıdan kaynaklanmaz. Baskı zamanla kadının içine de yerleşir. Byung-Chul Han’ın performans toplumu kavramı, bu içselleştirmeyi anlamamıza yardımcı olur. Han’a göre bugün insana artık yapmalısın denmez, yapabilirsin denir; kimse zorlamasa bile insan kendini durmadan çalışmaya iter. Bu yapabilirsin vaadi kadın için ayrı bir tuzak sayılır. Çünkü ev işi, çocuk bakımı ve kariyeri kusursuzca bir arada yürütebileceği yanılsamasını yaratır. Kadın kendini her alanda geliştirmeye çalışırken aslında kendi kendini sömürür ve yetersiz hissettiğinde sistemi değil kendini suçlar.
İşte ataerkillik tam da burada kılık değiştirir. Eskiden açık bir buyrukla iş görürdü: “kadının yeri evidir.” Performans toplumunda ise bu buyruk yumuşar ve kadının kendi içinden yükselen bir daha iyisini yapmalıyım sesine dönüşür. Beklenti aynıdır ama artık bir baskı gibi değil, kadının kendi tercihi gibi görünür. Dinlenmek ise kusursuz performansla uyumlu olmadığı için suçluluğa dönüşür.

Performans baskısı ve görünmez kadın emeği
Sonuç olarak kadınların dinlenirken hissettiği suçluluk, yalnızca bireysel bir yetersizlik ya da zaman yönetimi sorunu olarak açıklanamaz. İkinci vardiya ve görünmez emek, kadının iş dışında da sürekli sorumluluk taşımasını açıklarken, Han’ın performans toplumu yaklaşımı bu sorumlulukların zamanla dışsal bir baskı olmaktan çıkıp içselleştirilmesine işaret eder. Böylece kadın yalnızca çalışmak zorunda kalan değil, çalışmadığında da kendini suçlayan bir bireye dönüşür. Bu nedenle dinlenme suçluluğunu aşmak, kadınlara daha iyi zaman yönetimini öğretmekten çok, onları sürekli üretken, ulaşılabilir ve kusursuz olmaya zorlayan toplumsal beklentileri sorgulamayı gerektirir. Dinlenmenin bir ödül veya tamamlanan görevlerin ardından kazanılan bir ayrıcalık değil, temel bir ihtiyaç ve hak olarak görülmesi ancak bu sorgulamayla mümkün olabilir.
Kaynakça:
- Çakıroğlu Çevik, A., & Con Wright, G. (2023). Hane İçi Karşılıksız Emeğin Zihinsel Yük Boyutu. Fe Dergi, 15(2), 50–83.
- Gürsoy Çuhadar, S. (2024). Ev İçi Emek Bölüşümü: Kabuller ve Çatışmalar. Çalışma ve Toplum, 2(81), 565–589.
- Han, B.-C. (2025, 7 Ocak). Arzu imkansızdan beslenir (F. Tokmak, Çev.; R. Düker, Söyleşi). Corpus Dergi.
- Hillier, K. M. (2020). Experiences of maternal guilt and intensive mothering ideologies in graduate student mothers, faculty, and sessional instructors. Journal of Mother Studies, 5.
- Hochschild, A. R., & Machung, A. (2012). The Second Shift: Working Families and the Revolution at Home. Penguin Books.
- Şahin, M. (2026). Annelik Suçluluğu ve Duygusal Emek Arasında: Okul Öncesi Eğitimde Kadınların Duygusal Yükü. International Primary Education Research Journal, 10(1), 1–16.













