Yazar: 12:35 pm Toplumsal Cinsiyet Sözlüğü

Madonna-Whore Kompleksi: Erkek zihnindeki kadın ikilemi

Kadınlar yüzyıllardır erkeklerin zihninde ikiye bölünerek yaşamaya zorlanıyor: Kutsal anne mi olmalı, arzulanabilir kadın mı? “Madonna-Whore Kompleksi” olarak adlandırılan bu bölünme toplumun kadına bakışını şekillendiriyor.

Sigmund Freud’un 1912’de “Madonna-Whore Kompleksi” olarak adlandırdığı bu zihinsel bölünme, yalnızca bireysel bir bilinçaltı meselesi değil, toplumsal düzenin kadınlara bakışını şekillendiren, hâlâ diri bir zihniyet. Erkek için kadın, ya “saygı duyulacak kadar saf” olacak ya da “arzulanacak kadar günahkâr.” İkisinin aynı bedende bir arada var olması çoğu zaman kabul edilmiyor. Freud, erkeklerin bazı kadınları arzulayamadığını, arzuladıkları kadınlara ise saygı duyamadıklarını söyler. Bu çarpık bakış, kadını ikiye bölüp anne figürüyle fahişe figürü arasında sıkışmasına neden olur. Kadın ya evinin içinde annedir ya da arzunun nesnesi konumunda dışarıda fahişe olarak kalır. İşin trajik tarafı, bu bölünme yalnızca erkeklerin iç dünyasında kalmaz; toplumsal ahlak, medya ve aile yapısı tarafından sürekli yeniden üretilir.

Sigmund Freud

Feminist yazarlardan görüşler

Feminist yazar Simone de Beauvoir, İkinci Cins’te kadınların özne değil, erkek bakışına göre şekillenen bir “öteki” haline getirildiğini anlatır. Naomi Wolf ise The Beauty Myth kitabında kadınların arzulanabilir kalmak için baskılandığını, fakat arzunun nesnesi olduklarında da “hafif” damgası yediklerini gösterir. Erkeklerin arzuladıkları kadını “kirli” bulması, “iyi kadını” ise arzulanamaz kılması aslında kadınların kendi cinselliklerinden bile korkmasına, utanç duymasına yol açar. Erkek, kendisine ait gördüğü kadını arzulamaktan utanırken arzuyu yaşamak için kadının “kirli” olmasına ihtiyaç duyar. Bu döngü, hem kadın hem erkek için bir hapishanedir.

Popüler kültürde Madonna-Whore Kompleksi

Popüler kültürde Madonna-Whore Kompleksi’nin yansımaları oldukça çarpıcıdır. The Sopranos dizisinde Tony Soprano, karısını sevip sayarken metresinde arzusunu yaşar. Mad Men dizisinde Betty Draper ev kadını olarak ideal eş ve anne figürünü temsil ederken, Joan Holloway ise arzunun nesnesidir. Hatta Pretty Woman filmi bile, fahişe bir kadının “kurtarılma” hikayesini “aşk” ambalajıyla pazarlarken bir yandan bu bölünmeyi yeniden üretir. Bu temsiller erkeklerin zihin dünyasını beslerken, kadınlara da ne olmaları gerektiğini sürekli fısıldar.

Türk toplumunda bu zihniyetin izlerini görmek için çok uzağa bakmaya gerek yok. Dizilerdeki “namuslu kız” ile “hafif kadın” ayrımı; kadının ne giydiği, kaçta dışarıda olduğu, kimlerle gezdiği üzerinden yapılan slut-shaming, sosyal medyada ifşa kültürü… Hepsi, kadını kutsal anne ya da arzunun nesnesi ikilemine sıkıştırır. Kadınlar ya anne olur ya sevgili; hem cinselliğini sahiplenen hem saygı gören bir kadın figürüne toplumun gözünde yer yoktur.

Madonna-Whore Kompleksi yalnızca kadınları değil, erkekleri de yaralar. Çünkü gerçek bir aşk ilişkisi cinselliği dışlamadan kurulabilir. Kadını anne ya da fahişe olarak görmek yerine onu insan olarak, bütünlüklü bir özne olarak görebilmek hem bireysel hem toplumsal bir başarı kazandırır. Erkeklerin anneleriyle ilişkileri, yetiştirilme biçimleri, medyanın dayattığı kadın imajları ve ataerkil yapının beklentileri sorgulanmadıkça Madonna-Whore Kompleksi kadınların ve erkeklerin zihinlerinde yaşamaya devam edecek. Bu yüzden belki de sormamız gereken soru şudur:

Kadınları ikiye bölmeden sevmek mümkün mü? Kadını sadece saf anne ya da günahkâr kadın olarak değil, arzuları, kırılganlıkları, zekâsı ve gücüyle bir bütün olarak kabul edebildiğimizde, hem birey hem toplum olarak daha sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Freud’un ortaya koyduğu bu karanlık aynaya bakarken, artık yansımamızı değiştirmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Kaynakça:

Beauvoir, S. de. (2011). The second sex (C. Borde & S. Malovany-Chevallier, Trans.). Vintage Books. (Original work published 1949) 

Freud, S. (1912). On the universal tendency to debasement in the sphere of love. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 11, pp. 179–190). Hogarth Press.

Rich, A. (1980). Compulsory heterosexuality and lesbian existence. Signs: Journal of Women in Culture and Society, 5(4), 631–660.

Wolf, N. (1991). The beauty myth: How images of beauty are used against women. William Morrow and Company.

Visited 45 times, 1 visit(s) today
Close