Yazar: 11:13 am Köşe Yazıları

Sadece Deprem Değil, Eşitsizlik de Öldürüyor

6 Şubat 2023 sabahı Türkiye, sadece fay hatlarının değil, hayatlarımızın da paramparça olduğunu gördü. Yüz binlerce insanın enkazdan çıkış anı, yalnızca bir fiziksel kurtuluş hikâyesi değildi. O görüntülerde, bir toplumun en görünmeyen ama en ağır yükünü taşıyan kadınların sessiz çığlıkları da vardı.

Ve şimdi, aynı (hatta daha feci) bir senaryonun İstanbul’da yaşanma ihtimali her geçen gün daha yüksek sesle dillendirilirken, bu sessiz çığlıkları yeniden duymamız, unutmamamız gerekiyor. Çünkü unutulursa, yıkım bir kez daha en çok kadınların üzerine çökecek.

Deprem, kadınlar için yalnızca bir doğa olayı değil; aynı zamanda bir sistem sorunu. Çünkü afetin enkazı herkesin üzerine çökse de, kadınlar altından önce utançlarını kaldırmak zorunda kalıyor.

Kimse sabah 04.17’de güzel görünmeyi planlamaz. Ama o an, pek çok kadın kaçmaya çalışmadı, başörtüsünü aradı. Sütyensiz bir şekilde kaçmayı değil, önce üzerini örtmeyi düşündü. “Komşulara böyle görünmemeliyim” baskısı, ölüm korkusunun önüne geçti. Çünkü bizim coğrafyamızda kadınlar, canlarından önce ‘ayıplanmak’an korkmak zorunda.

Depremde hamile kadınlar sancıyla yere yığıldı, ama doğumhane yoktu. Birçok kadın açık alanda doğurdu. Hijyen yoktu, mahremiyet hiç yoktu. Kadınların regl olmasının konuşulması bile “ayıp” sayıldı.

Bazı kadınlar lohusa döneminde bebeklerini beslemeye çalıştı. Kimisinin sütü kesildi, kimisi korkudan emziremedi. Isıtıcı yoktu, mama yoktu, yardım gelmedi. Ama buna rağmen, yokluklarındaki her tür varlığını çocuklara adadılar. Çocuk, yaşlı, hasta bakımı gibi tüm bakım emeği, çadırdan konteynere kadar her alanda yine kadınlara kaldı. Kendilerine ait bir alan dahi tanınmayan kadınlar, bir kez daha başkalarının ihtiyaçlarını sırtlanmak zorunda kaldı.

Çünkü deprem anında bile, “çocuğumu nasıl kurtarırım” refleksi ilk onların omzundaydı. Sarsıntı başladığında kaçmayı değil, önce çocuklarını uyandırmayı, sarmayı, çıkarmayı düşündüler. Hayatta kalma dürtüsü bile önce anneliğe dönüştü.

Ve unutulmamalı: Kadınlar ve kız çocukları için afet ortamı yalnızca yoksunluk değil, aynı zamanda güvensizlik demektir. Geceleri ışıklandırılmayan alanlar, kilitlenmeyen çadırlar, karma duş ve tuvaletler, kadınlar ve kız çocuklarını cinsel taciz ve istismar riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Deprem sonrası yeniden inşa sürecinde ise kadınlar hâlâ mimari planlara dâhil değil. Kadın dostu barınma, tuvalet, duş, mahremiyet alanı gibi en temel insani ihtiyaçlar lüks sayılıyor. Oysa kadınlar sadece yaşamak değil, insan gibi yaşamak istiyor.

Deprem sonrasında ise psikolojik destekler sunulurken, cinsiyete özgü ihtiyaçlar yine görmezden geliniyor. Hijyen kiti, ped, iç çamaşırı hâlâ “unutulabilen” yardım kalemlerinden.

Ve bu yazı, bir felaketin ardından hâlâ “kadınlar neden daha fazla etkileniyor” sorusuna şaşıranlara bir cevaptır:
Çünkü kadınlar önce utanmayı, sonra ölmemeyi öğrenmek zorunda kalıyor.

Ve bu yüzden; İstanbul depremine hazırlanmak, sadece kolon güçlendirmek, bina yenilemek ya da çadır stoklamakla olmaz. Toplumsal reflekslerimizi, yardım sistemlerimizi ve en çok da kadınların yaşadığı görünmez yıkımları unutmamakla olur.

6 Şubat’ta yaşananları unutmamak, bir daha yaşanmaması için çalışmaktır.
Ve bu kez, kadınlar yine unutulan olmamalı.

Visited 9 times, 1 visit(s) today
Close