Yazar: 10:41 am Haberler

Regl izni: Eşitliğe giden bir adım mı, yeni bir ayrımcılık riski mi?

Kadınların iş yaşamında fizyolojik ihtiyaçlarıyla var olabilmesi, yıllardır süren bir mücadele alanı. Bu mücadelenin en güncel başlıklarından biri ise “regl izni.”

Kadınların iş yaşamında fizyolojik ihtiyaçlarıyla var olabilmesi, yıllardır süren bir mücadele alanı. Bu mücadelenin en güncel başlıklarından biri ise “regl izni.” Dünyada bazı ülkeler regl dönemindeki çalışanlara ücretli izin hakkı tanımaktadır. Ancak bu uygulamanın eşitliği güçlendiren bir adım mı yoksa toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığı yeniden üreten bir mekanizma mı olduğu tartışma konusu.

Geçtiğimiz günlerde bir Türk şirketi, kadın çalışanlarına regl izni verdiğini açıklayınca sosyal medya adeta ikiye bölündü. Bazı kullanıcılar bu kararı “devrim” olarak değerlendirdi. Kimileri ise bu hakkın kadınları zayıf gösterebileceği endişesini dile getirdi. Erkeklerin bir kısmı uygulamayı desteklerken, bazıları “o zaman biz de özel gün izni isteriz” yorumlarıyla tartışmayı başka bir yöne çekti.

Tarih sahnesinde regl izni

Regl izni ilk kez 1920’li yıllarda Sovyetler Birliği’nde gündeme geldi. Kadın işçilere tanınan bu hak yalnızca birkaç yıl sürdü; zira işverenler, regl izni kullanmayacak erkek işçileri daha “verimli” ve “az maliyetli” olarak gördükleri için kadınları işten çıkarmayı tercih etti. Regl izni, kadınların çalışma yaşamından dışlanmasının yeni bir bahanesi haline geldi ve uygulama sessizce ortadan kaldırıldı.

Dünyada bu politikayı hayata geçiren ikinci ülke Japonya oldu. 1947’de, savaş sonrası dönemde çıkarılan Çalışma Standartları Yasası kapsamında regl izni yasal güvence altına alındı. Ancak tarihsel bağlam dikkat çekici: Bu uygulamalar çoğu zaman kadınların üretkenliğini değil, doğurganlığını korumak ekseninde şekillendi. Bir başka deyişle, bu hak ilk etapta kadınların birey olarak değil, anne olarak değer gördüğü bir sistemin ürünüydü. Özellikle maden ve fabrika gibi ağır koşullarda çalışan kadınların doğurganlık döngüsünün zarar görmemesi hedeflenmişti. Regl izni burada da feminist bir kazanım değil, kadın bedenini annelikle özdeşleştiren politikaların bir uzantısı olarak kurgulandı.

Bugün regl izni Japonya, Endonezya, Güney Kore, Çin, Tayvan, Filipinler, Zambiya ve İspanya gibi ülkelerde uygulanıyor. Ancak uygulamaların içeriği ve erişilebilirliği büyük farklılıklar gösteriyor. Örneğin Japonya’da regl izni hakkı yasayla güvence altına alınmış olsa da, 2014 yılında yapılan bir araştırma bu haktan yararlanan kadın oranının oldukça az olduğunu gösteriyor. Sebep ise; erkek yöneticilerden utanma, anlayışsız iş ortamı ve damgalanma korkusu olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye’de regl izni konusunda durum ne?

Türkiye’de regl izni ilk kez 2004’te, yalnızca “Ağır ve Tehlikeli İşler” kapsamında çalışan kadınlar için sınırlı şekilde tanındı. Ancak bu düzenleme hiçbir zaman uygulamada yer bulmadı. Buna rağmen, Türkiye’de bazı kurumlar regl izni konusunda öncü adımlar attı. İlk uygulamalardan biri 2019 yılında İzmir Barosu’nda başladı. Ardından, sendikal toplu iş sözleşmeleriyle bu hak bazı belediyelerde kadın çalışanlara tanındı. Bu izni veren belediyeler arasında Tunceli (2019), İzmir Büyükşehir (2020-2021), Bornova (2020), Adana Seyhan (2021), İstanbul Kadıköy (2021) ve Sinop (2023) yer alıyor.

Türkiye’de henüz ulusal çapta regl döngüsüne dair izin sağlayan bir yasal düzenleme bulunmuyor. İşveren inisiyatifine bağlı uygulamalar ise istihdamda eşitliği güvence altına almaktan uzak. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu‘nun haberinde yer verdiği Avukat Bilal Çelik’e göre, regl izni ancak kişinin mahremiyetini ihlal etmeyen, beyana dayalı bir sistemle uygulanırsa insan haklarına uygun bir politika haline gelebilir.

Regl izni, kadın olmanın bir parçası

Regl izni tartışmalarında sıkça karşılaşılan bir diğer argüman ise kadınların “güçlü olduklarını göstermek için” bu hakka ihtiyaç duymadıkları yönünde. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü bu söylemi sorguluyor. “Kadınlar güçlüdür diye ağrıya katlanmak zorunda değildir. Bu mesele eşitlik değil, insan onuru meselesidir.”

Güllü’ye göre regl izni; kadınların lütuf değil, fizyolojik ihtiyaçları doğrultusunda sahip olması gereken bir haktır. Özellikle ağrılı geçen ilk iki gün için tanınacak izin, kadınların doktora gitmek zorunda kalmadan yalnızca beyanlarıyla kullanabilecekleri bir hak olarak tanımlanmalıdır.

Bu hak, eşitlik mücadelesinin değil, insan onurunun meselesidir

Güllü, regl döngüsüne dair iznin kadın-erkek eşitliği mücadelesiyle karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Güllü “Kadınların güçlü olduklarını göstermek için acıya katlanmalarına gerek yok” sözlerini dile getirdi. Ek olarak doğum iznini meşru gören sistemin regl iznini tartışmalı görmesini çelişkili bulduğunu ifade etti.

Regl olduğumuzu söylemek zorunda değiliz

Uygulanacak bir izin politikası, kadınları müdürlerine regl olduklarını açıklamaya zorlamamalı. Güllü’ye göre, bu iznin temelinde mahremiyeti koruyan, ‘çalışamayacağını bildiren’ beyana dayalı, güvene dayalı bir düzen kurulmalı. İzin isteyen kullanır, istemeyen kullanmaz ama bu hak tanınmalıdır.

İki gün izinle hiçbir işyeri batmaz

Güllü, işverenlerin regl izni konusunda kaygı duymaması gerektiğini belirtiyor. “İki gün izinle bir şirket yıkılmaz, aksine bu tür haklar kadın çalışanların performansını artırır” diyor. Bu hakkın tanınması, kadınların birey olarak görülmesini sağlayacak zihinsel bir dönüşümün de önünü açabilir.

Regl mi sorun, çalışma koşulları mı?

Regl döngüsüne dair izin politikaları sadece kadınların birkaç gün işe gitmemesi meselesi değil. Bu politikalar aynı zamanda iş yerlerinin çalışanlarının fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulunduracak şekilde yeniden düzenlenip düzenlenmediğiyle de ilgili. Temiz tuvalete erişim, mola saatlerinin esnekliği, sessiz dinlenme alanlarının varlığı… Tüm bunlar, kadınların regl dönemlerinde işe devam etmelerini kolaylaştıracak önlemler.

Uzmanlar regl iznini savunmakla birlikte, bu iznin regl olan herkes için gerekli olmadığına dikkat çekti. Kimi ağrıların altta yatan başka sağlık sorunlarını işaret ettiğini dile getirdi. Endometriozis gibi kronik rahatsızlıklar regl izninden çok daha fazlasını gerektiriyor.

Daha kapsayıcı bir alternatif mümkün mü?

İngiltere gibi bazı ülkelerde regl izni uygulamasına gerek kalmadan tüm çalışanlara aylık tıbbi izin hakkı veriliyor. Böylece ne regl olmak özel bir durum haline geliyor ne de bu iznin kadınlar aleyhine kullanılma riski doğuyor.

Ayrıca regl yalnızca kadınların deneyimlediği bir süreç değil. Non-binary ve trans bireyler de regli yaşayabiliyor. Bu nedenle menstrüel izin politikalarının sadece kadın çalışanlar için değil, regl olan herkes için erişilebilir olması gerekiyor.

KadınKöy ne diyor?

Regl döngüsüne dair izin meselesi bir “izin günü” değil, iş yaşamında kapsayıcılık ve insan onuru tartışmasıdır. Kadınların evde kalmak zorunda olmadan iş yerinde de var olabileceği, insani koşullarda çalışabileceği bir sistem kurmak mümkündür. İhtiyaç duyduğumuz şey; ayrımcılığı yeniden üretmeyen, kapsayıcı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan politikalar.

Çünkü regl olmak bir tabu değil, hayatın olağan bir parçası. Ve hiçbir kadın, regl olduğu için ne işinden geri kalmalı ne de kendini açıklamak zorunda hissetmeli.

Kaynak:

hurriyet.com

tkdf.org.tr

cinsiyetesitligipolitikalari.org

menstrual-matters.com

bbc.com

    Visited 18 times, 1 visit(s) today
    Close