Kulağa tanıdık gelen “artık her şeyin pazarı var ” lafı doğruluğunu feminizm içinde de kanıtlıyor. “Faux Feminizm” dediğimiz kelime anlamıyla “sahte feminizm” kavramı feminist gibi görünen ama politik anlamda hiçbir dönüşüm hedeflemeyen , kadını özgürleştirmek yerine ,onu yeniden ambalajlayarak sunan bir hizmetten ibaret. Beyazperde üzerinde rastladığımız faux feminist 5 filmi sizler için derledim.
1-SUBSTANCE (2024)
Yönetmen : Coralie Fargeat
Senaryo ve yönetmenliğini Coralie Fargeat’ın üstlendiği bu film, ataerkinin yıllardır süregelen kadın bedeni üzerinde yarattığı güzellik normlarına yeniden eleştirel bir yorum getiriyor. Bu yenidenliği inşa ederken body-horror ve bilim kurgu genrelarından yararlanan film, derdini en karikatürize biçimde ortaya koyuyor. Fakat bunu yaparken tosladığı bir yer var; kameranın bakışı. Filmde Sue karakterinin bedeni üzerinde dolaşan kamera ,onu heteroseksüel bir erkeğin gözünden estetize edilmiş olarak izlememize neden oluyor.Hal böyle olunca da filmin savunduğu feminizm iddiası anında taca düşüyor.

Görsel Kaynağı: https://collider.com/
2- BARBIE (2023)
Yönetmen: Greta Gerwig
Vizyona girmesiyle birlikte her yeri ‘Barbie pembesi’ne boyayan film ,büyük sükse yakalamasının yanı sıra bir filmden çok bir reklam kampanyasına dönüşüyor. ‘You can be anything’ (Sen her şey olabilirsin) sloganıyla yola çıkan Barbie bebekleri, ‘siyah barbie, pilot barbie, doktor barbie’ gibi sözde cinsiyet eşitliğini savunan ve sözde ırk ayrımını ortadan kaldıran çalışmalar yürütüyor ve filmde de aynen bu şekilde geçiriyor. İstediğiniz her şeyi olabilirsiniz kızlar sadece mükemmel bir vücudunuz varsa (!).Kız çocuklarına küçük yaşlardan itibaren idealize bedeni (beyaz,ince belli,büyük göğüslü) dayatan Barbie bebekleri, filmde aşırı iyimser kılınıp adeta bağrımıza basacak hale getiriliyor. Daha önceki filmlerinde feminist yaklaşımıyla tutarlı bir yol izleyen Gerwig, bu filmiyle hayal kırıklığına uğratıyor.

Görsel Kaynağı: https://www.them.us/
3- THELMA & LOUISE (1991)
Yönetmen : Ridley Scott
İçinde bulundukları rutinden sıkılıp bir kaçamak yapmak isteyen bu ikili, çıktıkları yolculukta başlarına gelen olayları sırt sırta verip halletmeye çalışırlar. Bütün bunlarla uğraşırken geride bıraktıkları bir kimlik ve edindikleri yeni bir kimlik gibi keskin virajlar vardır. Filmde ikilinin olaylarla başa çıkarkenki güçlenmesi ve özgürleşmesi yasa dışı ve yıkıcı davranışlarla özdeşleştirilir. Kadın sistem içinde itaat ederse yaşar yoksa ölür. Bunun en belirgin örneği, polise teslim olmak yerine uçuruma sürdükleri arabayla intihar ettikleri final sahnesidir.

Görsel Kaynağı: https://www.npr.org/
4- PEARL (2022)
Yönetmen : Ti West
Sağda solda dolaşan ‘Please, I am a star’ repliğiyle tanıdığımız Pearl, üzerindeki kırmızı robadan elbisesi ve büyük gülümsemesiyle ikonikleşen bir korku karakteri. Filmi izlemeye başladığımız andan itibaren karakterin eylemleri , akıl sağlığı sorunları ve annesiyle olan travmatik bağa indirgeniyor. Bu da onu “güçlü kadın karakter” kategorisine yerleştirmek yerine, klasik “dengesiz kadın” trope’una hapsediyor. Pearl’ün tek başınalığı ve gitgide artan öfkesi onu ataerkinin boyunduruklarına uymazsa yalnızlaşacağı ve ‘doğal, normal’ olandan çıkarıp delireceği anlamına geliyor.

Görsel Kaynağı: https://mubi.com/
5- GONE GIRL (2014)
Yönetmen: David Fincher
Saplantılı bir aşık olan Amy ,eşinin artık onu istememesiyle kontrolden çıkar ve deyim yerindeyse canavarlaşır. Amy’nin öfkesi sistemik bir bastırılmaya ya da cinsiyet temelli şiddete bağlanmaz. Kendi narsisizmi ve tatminsizliğiyle motivasyon kazanır. Bu, kadın öfkesinin politik değil, kişisel ve tehlikeli bir hal almasına neden olur. Ayrıca mesleği ve saygınlığıyla yine güçlü kadın portresi çizerken kadının gücünü toplumsal baskılarla değil, erkeğin kurbanı olduğu bir tehlike olarak işler. Kadın öfkesini meşrulaştırmak yerine psikopatlaştırır.

Görsel Kaynağı: https://sinemakafasi.com/















