Yazar: 12:29 pm Köşe Yazıları

Gönüllülük, kadınlar ve bedelsiz emek: Hep gönülden mi?

Gönüllülük: İyilik mi, cinsiyetli emek mi?

Kadınlar daha şefkatli, daha duyarlı, daha gönüllü…” Bu söylemler, kadınlara
küçüklükten itibaren dayatılan cinsiyet rollerinin bir devamı niteliğindedir. Toplumun “iyi kadın” tanımı, fedakâr, kendinden vazgeçen ve başkaları için çalışan bir figürü idealize eder. Bu figür, gönüllülük alanında da sıklıkla karşımıza çıkar. Gönüllü faaliyetler çoğu zaman “iyilik”, “yardımseverlik” ve “topluma katkı” gibi olumlu değerlerle çerçevelenir. Ancak kadın emeği söz konusu olduğunda bu işler hem görünmezleştirilir hem de değersizleştirilir.

Türkiye’deki gönüllü faaliyetlerde kadınlar belirgin bir şekilde öndedir. Kızılay, LÖSEV,
yerel dayanışma ağları, kadın dayanışma merkezleri ya da okul aile birlikleri gibi alanlarda kadınlar aktif olarak rol alır. Ancak bu gönüllülük, her zaman güçlenme anlamına gelmez. Tam tersine, kadınlar yine bakım, şefkat, düzenleme, destek gibi “ev içi” rolleri andıran alanlarda yoğunlaşmakta; erkekler ise çoğunlukla yönetim, karar alma ve temsil gibi alanlarda yer almaktadır. Bu da kamusal alanın cinsiyetçi bir şekilde yeniden üretildiğini gösterir.

Gönülden gelen emek mi, sınırsız sorumluluk mu?

Kadınların gönüllülüğü çoğu zaman sınırsız bir sorumluluk anlayışıyla birleşir. Bu emeğin duygusal ve zaman yükü sıklıkla yok sayılır. Kadınların emeği, “gönülden gelen”, “sevgiyle yapılan” işler olarak tanımlandıkça, bu emek kutsallaştırılır. Ancak bu kutsallaştırma, emeğin ücretlendirilmesini ya da görünür kılınmasını engeller. “Kadın eli değmiş” gibi romantik ifadeler, emeğin gerçek bedelini ve sınırlarını görünmezleştirir. Bu noktada feminist ekonomi bize önemli bir bakış sunar. Feminist iktisatçılar, emeği sadece ücretli işlerle sınırlı görmez. Aksine, ev içi bakım emeği, duygusal emek ve gönüllü emek gibi alanlardaki görünmeyen katkılar da ekonomi ve toplumun işleyişi açısından temel kabul edilir. Yani gönüllü de olsa, kadınların harcadığı emek değersizleştirilemez. Kadınlar “gönülden çalışıyorlar” diye onlara sonsuz beklentiler yüklemek; emeğin sömürüsünü meşrulaştırır.

Kadınlar neden daha fazla gönüllü?

Kadınların gönüllü faaliyetlere daha fazla katılmasının nedenleri çok boyutludur. Bir yandan, geleneksel cinsiyet rolleri kadınları “yardım eden”, “ilgili”, “toplumsal fayda odaklı” bireyler olmaya iterken; diğer yandan, ücretli istihdam alanlarında karşılaştıkları engeller de gönüllülüğe yönelmelerine neden olabilir. Kadınlar, özellikle çocuk bakım yükü nedeniyle esnek saatli işlere erişmeye çalıştıkça, gönüllülük de bir “çalışma alanı” gibi görülmeye başlanır. Ancak bu alan, çoğu zaman ne kariyer olanakları sunar ne de maddi bir karşılık.

Feminist gönüllülük mümkün mü?

Elbette gönüllülük feminist bir şekilde yeniden tanımlanabilir. Dayanışma, karşılıklılık
ve ortak mücadele esasına dayanan gönüllü ilişkiler, kadınlar arasında güçlendirici bir ağ da oluşturabilir. Gönüllülük, toplumsal dayanışmayı ve kolektif mücadeleyi büyütebilir. Ancak bu ağ, sömürüye değil farkındalığa dayanmalıdır. Kadınlar ne zaman, nerede ve ne kadar emek vereceklerine kendileri karar verebilmeli ve bu emek kamusal olarak tanınmalıdır. Ayrıca gönüllü alanlarda emek paylaşımı ve karar alma süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilmelidir.

Feminist gönüllülük, sadece katkı değil dönüşüm talebidir. Kadınların gönüllü olarak yürüttüğü emek türlerinin tanınması; bu alanların ücretli hale gelmesi ya da en azından görünürlük ve değer kazanması için kolektif bir çaba gerekir. Kadın emeği görünür ve değerli olmadıkça, toplumsal cinsiyet eşitliğinden söz etmek eksik kalacaktır. Bu yüzden birlikte konuşmalı, yazmalı ve değiştirmeliyiz. Kadınların gönüllü emeğini sorgulamak, “gönülden gelen” bu çalışmanın sınırlarını çizebilmek ve alternatif, adil gönüllülük biçimlerini tartışmak feminist mücadelenin önemli bir parçasıdır.

Kaynak:

dergipark.org.tr

dergipark.org.tr

dergipark.org.tr

Visited 57 times, 1 visit(s) today
Close