Bir fotoğrafın ardındaki yük
Odunpazarı Modern Müze’de çektiğim kapak görselinde yer alan bu fotoğrafı ilk gördüğümde saatlerce bakakaldım. Sadece bir kadını değil, bir sistemin suskun çığlığını gördüm. Kadının yüzü görünmüyor. Çünkü yüzü, bir yorgan yığınıyla kaplanmış. Başının yerinde yük var. Kadın emeği; ev işi, nevresim, beklenti, görev ve sessizlik ile tanımlanmış.
Sırtladığı şey sadece çarşaf değil, aynı zamanda kadın olmanın yükü. Bu görüntü bana şunu hatırlattı: Kadınlar çoğu zaman kendileri olarak değil, ne işe yaradıkları kadar varlar. Ve çoğu zaman da kadın emeği, görünmeden geçip gidiyor. Değer görmeden, teşekkür edilmeden, sorgulanmadan.
Tam da bu yüzden, Overhead adlı eseriyle kadın emeğinin görünmezliğini bir yorgan gibi katman katman önümüze seren sanatçı Nilbar Güreş’e içten bir teşekkür borçluyum. Onun gözünden süzülen bu kare, yalnızca sanatı değil, toplumsal belleği de deşiyor. Kadınların sessizce taşıdığı yükleri sanatın diliyle haykırdığı için, ona ve bu esere minnet duyuyorum.

Bu çalışmada “yorgan” sadece bir ev eşyası değil, yumuşak bir bastırma biçimi. Bastırılan sadece yüz değil, kadınların arzuları, duyguları, öfkeleri ve hikâyeleri. Nilbar Güreş’in kamerası, gündelik olanın içindeki patriyarkayı çekip çıkarıyor. Ve biz bakarken, yalnızca bir kadına değil, kendimize de bakıyoruz. Hâlâ görmüyorsak, sorun görüntüde değil, bizim bakışımızda
Sevgiyle değil, sessizlikle gelen yorgunluk
Tarih boyunca kadın emeği evle özdeşleştirildi. Yemek pişirmek, çocuk bakmak, temizlik yapmak, çamaşır yıkamak gibi faaliyetler bir meslek değil ‘kadınlık görevi’ sayıldı. Çünkü bu işler sevgiyle yapılıyor sanıldı. Gönüllü, doğal hatta kutsal. Ama kimse bu emeğin ücretsiz, karşılıksız ve yorucu olduğunu konuşmadı. Erkekler çalışır, kadınlar destek olur. Erkekler üretir, kadınlar yardımcı olur. Oysa kadınlar her gün üretir: Zaman, enerji, düzen, bakım, huzur… Ama emeği ölçülmediği için değersiz sayılır. Görünmediği için yok sayılır.
Fotoğraftaki kadın görünmüyor. Sadece kolları ve ayakları var. Tıpkı hayatta da olduğu gibi. Yapan ama görünmeyen. Taşıyan ama konuşmayan. Orada ama sayılmayan. Kadınların kimlikleri çoğu zaman taşıdıkları rollerle belirleniyor: anne, abla, eş, gelin…
Yük artıkça kadınlar siliniyor. Fotoğrafta olduğu gibi, beden var ama birey yok. Emek var ama özne yok.
Toplum ev işini kadınlara ‘yakıştırırken’, bu yükü taşımayan erkekleri yüceltmeye devam ediyor. Bir erkek çocuğa ‘bulaşık yıkama’ öğretilmezken kız çocuklarına süpürge neredeyse doğum günü hediyesi gibi veriliyor. Bu görevler doğuştanmış gibi sunuluyor. Oysa kadınlık bir iş tanımı değildir. Ev işi cinsiyetsizdir. Sorumluluk da öyle. Bir kadın çocuğa bakıyorsa ‘anneliği pekişiyor’ değildir. Sadece bakım veriyor. Bir erkek yemek yapıyorsa ‘yardımcı’ olmuyordur. O da sorumluluk alıyordur. Ev işi kutsal değildir, paylaşılması gerekir.
Eşitlik sadece sokakta değil, kadın emeği görünür olduğunda başlar
Toplum tarafından kadınlara yüklenen yükü hafifletmenin yolu sadece evde değil, zihniyette değişim yaratmakta geçer. Kadın emeği görünür oldukça değeri hatırlanır. Kadınlar konuştukça sessizlik dağılır. Kadınlar birbirini dinledikçe yalnızlık azalır. Bu nokta da feminist mücadele, yalnızca siyasi değil ‘yaşamsal’ bir ihtiyaçtır. Emeği görünür kılmak, yükü adilce paylaşmak, her kadının, insan gibi yaşama hakkını savunmaktır. Eşitlik sadece sokakta değil, sofrada, çamaşır ipinde, temizlik kovasında da başlar.
Sessiz hafıza ile yüzleşmek: Kadın emeği üzerine
Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra fotoğrafa tekrar bakmanı istiyorum. Orada bir kadın var. Görünmeyen ama her gün varlığını hissettiren biri. Sesi bastırılmış, yükü büyütülmüş biri. Ve belki de senin annen, teyzen, komşun, kendin…
O fotoğraf, bir evin sessiz hafızası. Ve biz artık bu hafızayı görünür kılmak zorundayız.
Her çamaşır ipi, her sessizce silinen masa, her yıkanan tabak… Hepsi sistemin üzerimize örttüğü o kalın yorganın parçaları. Ama kadınlar bu yükün altında kaybolmaya razı değil. Artık görünmek istiyoruz. Duyulmak istiyoruz. Sadece emek veren değil, karar veren olmak istiyoruz.
Erkek ayrıcalığına karşı değişimin şartı
Ataerkil düzen, erkeklere daha çocuklukta aşılanan görünmez bir ‘ayrıcalık paketi’ sunar. Erkeklerin toplumdan kendilerine hizmet ve itaat beklemelerini meşrulaştıran bu paket; ayaktayken bir bardak su getirmekten, evdeki kararların ‘son sözünü’ söylemeye, kadınların bedenlerine ve emeklerine sorgusuz hükmetmeye kadar uzanır. Bu sözde ayrıcalıkların bedelini yalnızca kadınlar ve queer bireyler ödemez; duygularından koparılan, gerçek yakınlığı ve bakımı öğrenemeyen erkekler de öder. Araştırmalar, ataerkilliğin erkeklerin psikolojik ve bedensel sağlığını baltaladığını, cinsel doyumu sınırlandırdığını ve ilişkileri şiddet sarmalına sürüklediğini gösteriyor. Kısacası ‘üstünlük’ yanılsaması kolektif bir kangrene dönüşüyor.
Dönüşümün kritik eşiği ev içidir
Erkekliğin şiddet ve ‘reislik ’kodları tam da burada inşa edilir. Bu yüzden cinsiyet eşitliği, ev işlerinin eşit paylaşımından başlar; bakımın, sofranın ve kararların ortaklaşmasına uzanır. Evde eşitlik gören çocuklar, ayrıcalığı değil adaleti içselleştirir.
Değişim mümkündür
Erkekler, ayrıcalıklarından bilinçle vazgeçtiklerinde daha sağlıklı, empatik ve sahici ilişkiler kurabilirler. Yük hafifledikçe sevgi büyür; sessizlik dağılırken dayanışma çoğalır.Eşitlik yalnızca kadınları değil, hepimizi özgürleştirir.
Kaynak:
Soru ve Cevaplarla Erkeklikler- Mehmet Bozok Badinter, E. (1995). XY: On Masculine Identity. (Çev. L. Davis). New York: Columbia University Press.
Bozok, M. (2009). “Feminizmin Erkekler Cephesindeki Yankısı: Erkekler ve Erkeklikler Üzerine Eleştirel İncelemeler.” Cogito, 58, 269-284.
Connell, R. W. (1998). Toplumsal Cinsiyet ve İktidar: Toplum, Kişi ve Cinsel Politika. (Çev. C. Soydemir). İstanbul: Ayrıntı.
Donovan, J. (2001). Feminist Teori. (Çev. A. Bora & ark.). İstanbul: İletişim.
Ghiglieri, M. P. (2002). Erkeğin Karanlık Yüzü. (Çev. Ü. Yıldız). İstanbul: Phoenix.
Goldberg, H. (2010). Erkek Olmanın Tehlikeleri. (Çev. S. Budak). Ankara: Bilim ve Sanat.
Gratch, A. (2002). Erkekler Dile Gelse… (Çev. S. Sakacı). İstanbul: Doğan Kitap.
Hooks, b. (2002). Feminizm Herkes İçindir. (Çev. E. Aydın et al.). İstanbul: Çitlembik.
Kaufman, M. (1999). “Erkek Kaynaklı Şiddetin 7 Nedeni.” Çevrim-içi makale.
Sancar, S. (2009). Erkeklik: İmkânsız İktidar –Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler. İstanbul: Metis.
Thomä, D. (2011).Babalar: Modern Bir Kahramanlık Hikayesi. (Çev. F. Doğan). İstanbul: İletişim.
Mahalik, J. R., Burns, S. M., & Syzdek, M. (2007). “Masculinity and perceived normative health behaviors as predictors of men’s health behaviors.”
O’Neil, J. M. (2008). “Summarizing 25 years of research on men’s gender role conflict using the Gender Role Conflict Scale.”
Courtenay, W. H. (2000). “Constructions of masculinity and their influence on men’s
Flood, M. (2008). “Men, sex, and homosociality: How bonds between men shape their sexual relations with women.”
Kupers, T. A. (2005). “Toxic masculinity as a barrier to mental health treatment in prison.”
Sanchez, D. T., & Kiefer, A. K. (2007). “Masculine gender role stress and intimate partner violence.”
World Health Organization. (2019). World Health Statistics 2019 (özellikle erkek mortalitesi ve sağlık hizmeti kullanım verileri).
Kapak Görseli:
Güreş, N. (2023). Overhead [Fotoğraf yerleştirmesi]. Maziye Bakma Mevzu Derin sergisi kapsamında Odunpazarı Modern Müze, Eskişehir.














