Ücretsiz emek, özellikle kadınlar açısından toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle birebir bağdaşan bir konu. Ev içi işler, çocuk bakımı, duygusal emek, bakım emeği gibi alanlarda kadın çok büyük oranda görünmez bir şekilde çalıştırılıyor.
Peki ne bu ücretsiz emek?
Bu kavram, genellikle maddi bir karşılığı olmayan ve buna rağmen yapılan işlerin tümünü kapsar. Tabii bu toplumsal düzenin ve geleneğin oluşumu çok eski zamanlara dayanıyor ve hatta toplumsal cinsiyet rolleri, kadınları doğal bakım verenler olarak kodluyor. Artık kültürel bir kabul olmuş anlayacağımız üzere…
Toplumun kültürel ve ekonomik yapıları, kadınların bu işlere yönelmesine neden oluyor. Yani kadın için aslında doğmadan bir toplumsal kimlik ve mecburiyet oluşturulmuş bile. Aslında sorgulamamız gereken çok derin mevzular…
Neden ev içi emek görünmez hale getiriliyor?
Ücretsiz emek, ekonomik üretkenliğin önemli bir parçası fakat resmi istatistiklerde yer almıyor. Keşke bir hesaplasak da, küresel ekonomiye büyük katkılar sağladığını görsek. Ayrıca bu doğmadan önce kadın için oluşturulan toplumsal kimlik, kadınların kariyerlerini ve kişisel gelişimlerini sınırlandıran bir faktör. Birçok kadın bilinçdışında bu durumun, empozenin mutsuzluğunu yaşıyor.
İşte bu normlar kadından bir duygusal emek bekliyor. Tamam bekliyor da neden görünmeyen bir ‘yük’ haline geldi bu? Ev işi yapan kadınların gün içinde yorulmadığını ve evden çıkmayarak pek bir şey yapılmadığı söylenir hep. Bu yüzden de dışarıda çalışan kadın eve geldiğinde de ev işlerini yapmaya başlar ve bu sistematik bir hale geldiği için bireyler ve toplumlar için, kimse sorgulamaz bunu…
Oysaki iş gücü eşitliği aynı olan bir çekirdek aileyi düşünürsek, inanın ki yine durum değişmeyecek, ev işlerinin çok büyük bir kısmını kadın halletmiş olacak. Elbette bu iş yüklerini paylaşan çiftler, aileler vardır. Ama sayıları çok çok az. O kültürümüze, genimize işlemiş olan eşitsizliği fark etmeden davranışlarımızda gösteriyoruz. Çoğu zaman da bizimle ölüp gidiyorlar ama maalesef o olumsuzluklar bir sonraki neslimize aktarılıyor. Kısır bir döngü gibi ama dünya değiştikçe ve geliştikçe bu insan hayatına olumsuz hisler bırakan eşitsizlikler belki de zamanla insanların bilincine yerleşecek farkındalık oluşturarak.
Belirli çözüm yolları düşünebiliriz. Örneğin eşit paylaşım sağlayarak ama tabi herkes emeğinin karşılığını almalı. Bunun da altını çizmek isterim. Çünkü bireylerin yaşadıkları hayatlar ve gösterdikleri başarılar tekil. Herkesin verdiği mücadele farklı bu yüzen adil olarak eşitliği sağlamalıyız. Bu kalıpların doğal olduğunu söyleyen sistemi sorgulayan bir yetiştirilme ve eğitim olmalı ama tabii bu değişimler bir iki gecede olmayacağı için -çünkü toplumsal değişimler yavaş olur- işimiz zor ve bu konuları gereksiz, basit gören kesimler de var haliyle. Daha da zorlaşıyor böylelikle…
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olması gerektiğini çünkü bunların doğal olduğunu söyleyen birçok kişi: “Eğer kadınlar bu işleri yapmayı bıraksaydı, çocuklara kim bakardı?” sorunu sorar genelde. Buna haklı diyenler bir entelektüel bakış açısı geliştiremediği ve tıkandığı için kabul ederler. Çünkü onlar da biliyor ki kadınların ücretsiz emeği toplumsal cinsiyet rollerinden beslenir. Küçüklükten beri kız çocuklarına “yardımcı olma” bilinci aşılanır. Erkek çocuk odasını dağıtır, annesi toplar fakat kız çocuklarının düzenli ve tertipli olması istenildiği için odalarının dağınıklığını kendilerinin halletmesi gerektiği dayatılır. Bu sorumluluk açısından doğru bir davranış bana sorarsanız. Çünkü çocuk o yaşta sorumluluk bilincini öğreniyor. Kendiyle bağlantısı olan birçok şeyde bu değeri hissedecektir ama bizim gibi toplumların ve hatta dünyanın bu sorumluluk bilincini bile “cinsiyetçi” bir yerden ele alıp norm haline getirmişiz. Saymakla bitmez…
Değişim için farkındalık ve eyleme dönüştürme olmalı, yoksa cinsiyetçi normlar devamlılığını daha da güçlü sürdürecek.















