Kadınların siyaset alanında görünürlüğü, sadece temsil edilme oranlarıyla değil, aynı zamanda nasıl temsil edildikleri ve hangi söylemlerle meşruiyet kazandıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Türkiye’de siyaset, erkek egemen normlarla örülü bir yapı içinde işlerken, kadın siyasetçiler bu yapıya dahil olabilmek ve kendilerini kabul ettirebilmek adına farklı stratejiler geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bu yazımda, bu stratejilerin iki örneğini; Tansu Çiller ve Meral Akşener’in siyasi pratikleri üzerinden analiz edeceğim.
Siyaset ve toplumsal cinsiyet rolleri
Türkiye’de kadınlar siyasal yaşamda hem cinsiyetlerinden hem de toplumsal algılardan kaynaklı olarak “ikincil” bir konuma itilirler. Siyasette kadına biçilen roller sıklıkla “annelik”, “vicdan” ve “şefkat” imgeleri etrafında şekillenir. Bu temsiller, kadının özneleşmesini değil, edilgenliğini pekiştirir.
Judith Butler’ın “toplumsal cinsiyetin bir performans olduğu” tezi, siyaset alanındaki kadınların da eril veya dişil davranış biçimlerini araçsallaştırarak belli bir kimlik inşasına yönelmelerini açıklar niteliktedir. Türkiye örneğinde bu performans, çoğu zaman “ya erkek gibi olmak” ya da “annelik” metaforu üzerinden toplumda karşılık bulur.
Tansu Çiller: Siyasette neoliberal imajın sert kadını
Tansu Çiller, Türkiye’nin ilk ve tek kadın başbakanı olarak siyasi arenaya çıktığında, kendisini “erkek gibi güçlü” bir figür olarak inşa ettiğini görmekteyiz. Özellikle 1990’lı yıllarda yükselen güvenlik politikalarının ve “terörle mücadele” söyleminin taşıyıcısı olarak ön plana çıkan Çiller, bu süreçte sert, otoriter ve devletçi bir siyaset dili benimsemiştir.

Görsel kaynağı: bbc.com
Türkiye siyaset tarihinde Çiller’in kadın oluşu, çoğu zaman bir “anormallik” ya da “istisna” olarak sunulmuştur. Medya söylemlerinde ise kadınlığı vurgulayan ifadeler ya cinsiyetçi metaforlarla ya da fiziksel görünüşü üzerinden ele alınmıştır. Bu da kadın kimliğinin siyasal meşruiyet kazanımında çoğunlukla bastırıldığını kanıtlar niteliktedir.
Meral Akşener: “Mommy”
Meral Akşener’in siyaset kariyeri, hem milliyetçi gelenekten beslenen “Asena” figürü hem de toplumsal olarak “annelik” metaforuyla bütünleşen bir dil arasında gidip geldiğini görürüz.
Akşener, aktif siyaset döneminde sıklıkla “mommy” metaforuyla anılmış; kararları, liderlik biçimi ya da ideolojik duruşu değil, kadının toplumdaki kutsal anne figürüyle kurduğu sembolik ilişki üzerinden değerlendirilmiştir.

Görsel kaynağı: tr.euronews.com
Ya anne gibi şefkatli ya da erkek gibi sert
Bu tür betimlemeler, kadın siyasetçileri bireysel kimliklerinden soyutlayarak onları ya koruyucu ve şefkatli bir “ana”ya ya da güç ve otorite göstermek zorunda kalan “erkeğe benzeyen kadına” indirger.
Oysa bir kadının yalnızca “kadın” olarak –ne anne ne de erkekleşmiş bir figür olmadan– siyasal alanda meşru görülmesi, hâlâ istisnai bir durumdur. Bu da gösteriyor ki Türkiye siyasetinde kadın olmak, sadece bir temsiliyet değil, aynı zamanda derin bir kültürel ve toplumsal kabulle çatışma meselesidir.
Kaynak:














