Kamuoyu, Gisèle Pelicot’u yıllar boyunca eşi ve onlarca erkek tarafından sistematik olarak maruz bırakıldığı cinsel istismarı, “utanç taraf değiştirmeli” sözleri ile tüm dünyaya haykırması ile tanımıştı. Pelicot sadece istismarı herkese duyurmakla kalmamış, faillerin yargılandığı davanın kamuya açık bir şekilde gerçekleştirilmesine de izin vermişti.
Gisèle Pelicot 23 Ekim 2024’de Avignon’daki mahkeme salonunda şu cümleyi sarf etmişti: “Öfke ya da nefret değil, ifade etmek istediğim. Ben toplumu değiştirme yolundaki kararlılığımı dile getirmek istiyorum.” Bu cesur duruşu ile eski eşiyle beraber 50 erkeğin mahkum edilmesini sağlarken tüm dünyada öncü bir feminizm figürüne dönüşmüştü. Aynı zamanda Pelicot’nun cesareti ve kararlılığı sayesinde Fransa’da cinsel istismar tanımına rıza kavramının açık bir şekilde eklenmesi için parlamentodan reform çağrıları yükselmişti. Milletvekilleri yürürlükte olan yasanın yeterli olmadığını savunarak rızanın “özgürce verilen, her an geri çekilebilen açık bir onay” olarak tanımlanmasını istemişti.

Bütün bu süreçte cinsel istismar mağduru kadınlara ses çıkarmaları için cesaret olan, onlara ilham veren ve adalet isteğinden bir an bile vazgeçmeyen Pelicot, Fransa devleti tarafından verilen yüksek sivil onuru Légion d’honneur (Onur Lejyonu) nişanına layık görüldü. Napolyon Bonapart tarafından 19 Mayıs 1802 tarihinde imzalanan bir kanunla verilmeye başlanan bu nişan, Fransa’nın en yüksek dereceli ve en ünlü devlet nişanı olarak biliniyor. Légion d’honneur, her sene 14 Temmuz Bastille Günü dolayısıyla veriliyor. Bu yıl Légion d’honneur nişanına layık görülen 589 kişiden biri olan Pelicot bu ödül ile cinsel istismarla mücadelenin simge ismi haline geldi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, onun cesaretini Fransa’ya ve dünyaya gerçek bir ilham kaynağı olarak nitelendirerek, onu açıkça onurlandırdı.
Pelicot, cinsel istismara uğrayan kadınların üzerine toplum tarafından yüklenilen utancın “taraf değiştirmesi” gerektiğini anlatarak çok daha fazla kadının sessizliğini bozmasına neden oldu. Ve en önemlisi de kadınların asıl utanması ve kendisini suçlu hissetmesi gereken tarafın “fail” olduğuna daha güçlü bir şekilde inanmalarını sağladı.
Pelicot’nun düşmanı evindeydi
Pelicot’nun hayatını böylesine mahveden kişi, sokaktaki yabancı bir adam değildi. Onun en yakını, aynı evde yaşadığı kişiydi. Kocasıydı. Pelicot’nun hikayesi aslında bu açıdan da çok tanıdık. Ülkemizde ve dünyada da birçok kadın çoğunlukla en yakınlarındaki erkekler tarafından cinsel istismara ve şiddete maruz kalıyor. Yani en çok güvendikleri ve sevdikleri erkekler tarafından canları yakılıyor. Eşleri, sevgilileri, kardeşleri, babaları… Ne yazık ki Pelicot’nun faili de eşiydi. 10 sene boyunca, eşinin yemeklerine kattığı uyku ilaçları ile bayıltılarak, kendi yatağında eşi ve hiç tanımadığı onlarca erkeğin cinsel saldırısına uğradı. Bu dava daha önceki cinsel istismar davalarından çok daha farklıydı. Çünkü Pelicot’nun davası bize “tecavüzcü” dediğimiz o karanlık kişilerin yalnızca sokak aralarında ortaya çıkan bir “canavar” olmadığını çok net bir şekilde göstermiş oldu. Düşmanımız sadece sokakta değil, evimizde de olabilirdi.

Utanması gereken kişi, cinsel istismar “mağduru” değil, “faili”
Pelicot’a konunun hassasiyeti yüzünden davanın kapalı bir şekilde görülmesi teklif edilmiş, Pelicot ise utanması gerekenin kendisi değil, suçlular olduğunu söyleyerek anonim kalmayı reddetmişti. Kendisine bu konuda verilen tüm önerilere karşı çıktı ve yüzünün herkese gösterilmesine, isminin açık bir şekilde duyurulmasına, uğradığı cinsel saldırılara ait videoların mahkeme salonunda sansürsüz olarak gösterilmesine izin verdi. Pelicot tüm bunları yaparken aslında cesurca davrandığını düşünmüyor, o sadece cinsel saldırı vakalarında ifşanın ne kadar önemli bir kavram olduğunu büyük harflerle belirtiyor. Gisèle Pelicot, ruhsal açıdan iyi durumda olmamasına rağmen, uğradıkları bu travma dolayısıyla hayatları kararmış, yıkılmış ve kendilerini hiç olmadıkları kadar kimsesiz ve güvensiz hisseden dünyanın dört bir yanındaki kadınlar için ayakta, dimdik durmaktan hiç vazgeçmeyeceği konusunda net bir duruş sergiliyor.
Kaynakça:
Kapak Görseli: edition.cnn.com















[…] kadınların görünmez kılınmasına dair güçlü bir eleştiri içeriyor. Patriyarkal düzen, kadını kutsallaştırırken çoğu zaman yalnızca annelik üzerinden yüceltiyor; kadının yaşarken, […]