Yazar: 2:30 pm Köşe Yazıları

Orta Çağ’dan bugüne cadılığın anlam yolculuğu 

Bitkilerle ilgilenmek, birini iyileştirmek ya da sadece sakinleştirici bir çay hazırlamak, bugün herkesin olağan akışında yaptığı küçük pratikler olsa bile, eskiden bir kadının cadı olarak damgalanmasına yetiyordu. Her kelimesi, her bakışı ve her tercihi gözetim altındaydı; kadınların bilgeliği, bedenleri ve yaşam alanı, toplumun ve kilisenin cadı korkusuyla örülü gözleri tarafından denetleniyordu. Cadı figürü, sadece bir suçlama değil, kadınların özerkliğine ve gücüne karşı kurulan sistematik bir korku ve itaat simgesiydi.

Cadılık tarihine bakacak olursak, en eski cadı figürleri aslında bitki bilen, şifa dağıtan ve doğa döngülerini takip eden kişilerdi. Mezopotamya tabletlerinde “büyü yapan kadın”lardan bahsedilir. Antik Mısır’da, Yunan’da ve Roma’da şifacılar ve kahinler vardı. Anadolu’da ise “ocaklı kadınlar” veya “anasır-ı erbaa” (dört unsur) bilgisine sahip kişiler bulunuyordu. Bu kadınlar hem korkulup hem de saygı duyulan figürlerdi. Tarihin başında cadılık, hegemonya tarafından yeniden tanımlanmadan önce olumlu anlamlara sahipti ve yaşam alanının ebesi, şifacısı ve bilgesi olarak görev yapıyordu.

Görsel Kaynağı: tr.pinterest.com

Engizisyonun gölgesinde

Tek tanrılı dinlerin yükselişiyle, özellikle Hristiyanlığın Avrupa’daki hakimiyetiyle birlikte kiliseler güçlenmeye başlıyor. Başta büyücü ve cadı kavramı ciddiye alınmıyor ve kilise tarafından yazılan kanunlarda dalga konusu olarak geçiyor. Ancak kilisenin güçlenmesiyle dogmalar sertleşiyor ve şeytanın kötülüğü vurgulanmaya başlanıyor. Cadılık bir hurafe ve halk inancından çıkıp dini bir sapma olarak görülmeye başlıyor. Engizisyon devreye giriyor; cadılık artık sadece bir inanç meselesi değil, resmî olarak soruşturulacak ve cezalandırılacak bir suç hâline geliyor. Kilise, cadıları araştırmak için mahkemeler kuruyor, şüphelileri sorguluyor; işkenceler, itiraflar ve kanıt arayışları gündelik uygulama hâline geliyor.

Cadılık, bireysel bir hurafe olmaktan çıkarak toplumsal düzeni ve dini otoriteyi tehdit eden bir sapkınlık olarak tanımlanıyor. Bu süreç, özellikle kadınlar üzerinde yıkıcı bir etki yaratıyor. Cadılık artık sadece bir suç değil, kadınların bilgeliğini, özerkliğini ve toplumsal rollerini kontrol etmenin bir aracı hâline geliyor. Şifacılar, ebeler ve yalnız yaşayan kadınlar hedef alınıyor. Bedenleri, cinsellikleri ve doğurganlıkları şeytani güçlerle özdeşleştiriliyor. Kilise ve patriyarkal otorite, cadılığı kriminalize ederek kadınların toplumsal etkilerini sınırlıyor, bilgi ve güçlerini merkezî bir iktidar mekanizmasına hapsediyor. Böylece cadılık, başlangıçta nötr veya olumlu olan kadın bilgeliği figürünün, hegemonik bir yeniden tanımlama ile toplum tarafından korkulan, cezalandırılan ve kontrol edilen bir kavrama dönüşmesini sağlıyor.

En fazla cadı yakımı da Almanya’da gerçekleşiyor. Würzburg ve Bamberg gibi bölgelerde binlerce kadın, bazen yaşlı, bazen yalnız yaşayan veya bilgi sahibi olduğu için hedef alınıyor ve idam ediliyor. Bu süreç, kadınların bedenlerinin, cinselliklerinin ve bilgelerinin sürekli gözetim altında tutulduğu bir toplumsal denetim mekanizmasını ortaya çıkarıyor.

Cadı çekici ve kontrol mekanizması

Cadı avlarının sistematikleşmesinde en önemli rol, 1487’de yayımlanan Malleus Maleficarum yani “Cadı Çekici” kitabına ait. Bu metin, cadılığı sadece halk inancından çıkarıp dini ve toplumsal bir suç olarak tanımlamakla kalmıyor bir de üstüne avların nasıl yürütüleceğine dair ayrıntılı bir rehber sunuyor. Hangi kadınlar şüpheli sayılacak, hangi davranışlar şeytani işaret olarak değerlendirilecek, sorgulamalarda hangi yöntemler kullanılacak hepsi adım adım anlatılıyor. Kitapta özellikle kadınların doğası şeytana yatkın olarak kodlanıyor; yalnız yaşayanlar, bilgi sahibi olanlar, varlıklı kadınlar ve hatta saç rengi gibi fiziksel özellikler bile suçlama için gerekçe olabiliyor. Örneğin kitaptan bir alıntı şöyle der: “Kadınlar, doğaları gereği şeytana daha yatkındırlar. Çünkü onların cinselliği daha güçlüdür ve bu nedenle şeytanın etkisi altına girmeleri daha kolaydır.” Hatta kadınların şeytanla cinsel ilişkiye girmeleri olağan sayılır ve toplumsal düzeni bozdukları için cezalandırılmaları gerektiği vurgulanır.

Böylece Malleus Maleficarum, cadı avının pratikte uygulanmasını kolaylaştırıyor ve kadınların sosyal, toplumsal ve ekonomik haklarını kontrol altına alacak bir araç hâline geliyor. Kadınlar, her hareketleri, sözleri ve ilişkileri gözetim altında tutularak toplumdan dışlanıyor. Cadı avı, sadece bireyleri cezalandırmakla kalmıyor, patriyarkal düzenin lehine her yönleri denetlenmiş bir toplumsal denetim mekanizması da oluşturuyor. Cadılık, başlangıçta nötr veya olumlu olan kadın bilgeliği figürünün, hegemonik bir yeniden tanımlama ile toplum tarafından korkulan, cezalandırılan ve kontrol edilen bir kavrama dönüşmesini sağlıyor.

Görsel Kaynağı: tr.pinterest.com

Cadılığın metamorfozu

Bugün cadılık kavramı, tarih boyunca uygulanan baskının ve denetimin sembolü olmasının ötesine geçiyor. Popüler kültür ve medya aracılığıyla cadı artık korkulan bir figür yerine özerklik ve güç sembolü olarak kullanılmaya başlansa da, cadılığın hâlâ olumsuz çağrışımları mevcut. Normlara uymayan, toplumsal beklentilere meydan okuyan kadınlar hâlen mecazi olarak “cadı” ya da “cadılık yapmak” gibi ifadelerle aşağılanmaya çalışılıyor. Bu, cadılık kavramının tarihsel olarak yüklediği cezalandırıcı ve korkutucu anlamın devam ettiğini gösteriyor.

Öte yandan feminist hareketler ve popüler kültür aracılığıyla cadılık, yavaş yavaş olumlu bir anlam kazanacak şekilde yeniden sahipleniliyor. Artık cadılık, kadınların kendi bedenleri ve bilgeleri üzerinde kontrol sahibi olma mücadelesini, bireysel güçlerini ve özgürlüklerini simgeleyen bir metafor hâline geliyor. Cadı figürü, hem tarihsel baskıya işaret eden bir sembol hem de günümüzde kadınların özerklik ve toplumsal rollerini yeniden tanımlama kapasitesini temsil ediyor.

Feminist hareketler cadılığı yeniden sahiplenerek, tarih boyunca kadınların deneyimlediği baskı ve denetimi sembolleştiriyor. Cadı, artık pasif bir kurban değil, bilgeliğini ve özerkliğini savunan bir direniş figürü hâline geliyor. Bu yeniden sahiplenme, kadınların tarihsel olarak maruz kaldığı haksızlıkları hatırlatmakla kalmıyor, kadınların kendi güçlerini ve toplumdaki yerlerini yeniden tanımlamalarına da imkân sağlıyor. Cadı figürü, feminist perspektifte direnişin, bilgeliğin ve özerkliğin bir simgesi olarak hayat buluyor.

Belki de cadı olarak görülmek, başkalarının beklentilerini karşılamamak ya da normlara uymamak, en nihayetinde sadece kendimiz olmak demektir. Belki de gerçek özgürlük, başkası tarafından cadı olarak görülmekten korkmamaktan geçiyor. Belki de en iyi şey, cadılık yaparak kendimiz olabilmektir. Tüm kadınların, ataerkiye ters düşen herhangi bir eyleminde cadılıkla suçlanmadığı, özgürce bilgiye ve yaşam alanına sahip olduğu, kendi bedenini ve iradesini savunabildiği bir düzen dileğiyle.

Kaynakça:

Dağdeviren, H. C., & Altınay, R. Orta Çağ’da kadının sağaltım uygulamalarında şaman (iyi) ve cadı (kötü) olarak temsili, 2022.

Koç Başar, C., Orta Çağ Avrupası’nda cadı yargılamaları, 2022.

Aksan, Y. 1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık, 2013.

Visited 36 times, 1 visit(s) today
Close