TDK’nin internet sitesine girip feminen kelimesini arattığımızda karşımıza tek kelimelik bir tanım çıkıyor: “Kadınsı”. Kabul gören çeşitli resmi İngilizce sözlüklerde feminen kelimesinin anlamına baktığımızda ise şu tanım karşımıza çıkıyor: “Geleneksel olarak kadınlarla ilişkilendirilen niteliklere, özelliklere vb. sahip olan veya bunları taşıyan”. Latince famina yani kadın kelimesinden türeyen bu kelime, her ne kadar kadınlara ait özellikleri betimlemek için ortaya çıksa da günümüzde bu kelime söylendiğinde akla gelen şey yine aynı İngilizce sözlük anlamındaki gibi geleneksel olarak kadınlarla ilişkilendirilen nitelikler ve özellikler.
Peki bu nitelikler neler? Şefkat, duyarlılık, tatlılık, destekleyici olma, nezaket, pasiflik, işbirlikçilik, alçakgönüllülük, empati, sadakat, anlayışlı olma, duygusallık, kibarlık, dış görünüşüne özen gösterme… İlk bakışta zararsız gibi görünen bu nitelikler, kadınların toplumdaki yerini çizen görünmez sınırların bir özetidir. Biyolojik cinsiyetten farklı olarak feminenlik, toplumsal olarak kurgulanmış bir olgu kabul edilir ve kız çocuklarına daha küçük yaşlardan itibaren toplumsal cinsiyet rolleri aracılığıyla öğretilir. Yani feminenlik, kadınlara özgü doğal bir varoluştan çok, onlara biçilen toplumsal bir rol. İşte tam da bu yüzden feminen olmak bir hapishanede esir olmak gibidir.
Feminenlik kırbacıyla engellenen başarılar
Feminenlikle ilişkilendirilen kavramlar, kadınları daha az istemeye, hırslı olmamaya ve yarışmamaya yönlendirir. Kadının kendini geliştirmesi, rekabet etmesi ya da sınırlarını zorlaması feminenlik yerine maskülenlikle ilişkilendirilir. Başarılı ve feminen olarak görülen bir kadın çoğu zaman bireysel başarılarından dolayı değil, başkalarına olan faydası nedeniyle başarılı görülür. Kadının kendi yetenekleri ya da emeği üzerinden var olması değil, “iyi bir anne” ya da “iyi bir eş” olması övülür. Feminenlik adı altında kadınlardan toplumsal sahnede sessiz bir destekçi rolü üstlenmeleri beklenir. Bu görünmez kural, kadınların kendi hayatlarını şekillendirme arzusunu törpüler.
Kadın, hakkını aradığında, hırslı davrandığında ya da yönetici pozisyonuna geldiğinde ise farklı bir baskıyla karşılaşır: “Erkek gibi kadın” damgası. Yani kadının başarıya ulaşması, kadınlığından bir şey eksiltmiş gibi gösterilir. Oysa aynı özellikler hırs, kararlılık, liderlik erkeklerde hayranlık uyandırırken, kadınların kadınsılığından götüren olumsuz özellikler olarak lanse edilir.

Hapishane demirleri: Feminen bir beden
Feminenlikle ilişkilendirilen özellikler arasında öne çıkan noktalardan biri de “dış görünüşüne özen göstermek”tir. Feminen bir beden dendiğinde akla narin, ince ve bakımlı bir beden gelir. Bu tanımın içinde kilolu, kaslı ya da farklı yapılardaki bedenlere yer yoktur. Yani kadınların yedikleri, kiloları ve kasları sürekli feminenlik normlarıyla denetlenir. Kadınlardan sürekli diyet ve spor yapıp zayıf kalmaları istenir ama bir yandan spor yapıp kaslandıklarında “yeterince kadınsı değil” diye küçümsenirler. Böylece kadınlar feminenlik adı altında narin ve kırılgan kalmaya zorlanarak fiziksel olarak güçsüz bırakılır. Bedenin bu denetimi yalnızca fiziksel değil, zamansal bir sömürüye de dönüşür. Kadınların zamanları feminenliğin dayattığı bakım pratikleriyle çalınır: Vücut tüylerini almak, makyaj yapmak, kıyafet seçmek, saçını her daim yapılı tutmak… Bu pratikler kadınsı olmanın yapıtaşı gibi sunulur.
Feminen beden normları yalnızca zaman değil, para da tüketir. Kadınların kozmetik, bakım ve moda endüstrisine sürekli para harcaması beklenir. Bu yönüyle feminenlik, kadınların ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan bir finansal silaha dönüşür. Kendi kazançlarının önemli bir kısmını görünüşlerini feminen hale getirmek için harcamaları beklenir.
Feminenliğe mahkûm olmadan kadın olmak
Feminenlik, ancak bilinçli bir tercih olduğunda kısıtlayıcı olmaz. Nazik, şefkatli olmak bir insanın seçerek sergileyebileceği değerli davranışlardır. Ancak bu nitelikler kadınların varoluşunun zorunlu parçası gibi dayatıldığında, onları kendi potansiyellerini gerçekleştirmekten alıkoyar. Kadınların özgürleşmesi, feminenliğin tek seçenek olmadığını; kadınların feminen, maskülen ya da hiçbir kategoriye sığmayan biçimlerde var olabileceğini kabul etmekle mümkündür.
Kaynak:













