Yazar: 11:53 am Köşe Yazıları

Temsil, eşitliği beraberinde getirir mi?

Temsil, eşitliği beraberinde getirir mi?

Son yıllarda kadınların siyasette, iş hayatında, akademide ve sivil toplumda daha görünür hâle gelmesi sıkça “eşitliğin sağlandığının” kanıtı olarak sunuluyor. Hatta kadınların belirli alanlarda çoğunluğu oluşturduğu örnekler gösterilerek “Artık her yerdeler, daha ne istiyorlar?” sorusu dile getiriliyor. Peki gerçekten öyle mi? Sayısal temsil, tek başına eşitlik anlamına gelir mi?

İlk bakışta kadınların çoğunlukta olduğu bir ortamın daha eşitlikçi olduğu düşünülebilir. Ancak toplumsal cinsiyet ilişkileri yalnızca sayılarla açıklanabilecek kadar basit değildir. Çünkü eşitlik yalnızca bir alanda bulunmakla değil, o alanın içinde nasıl konumlandığınızla ilgilidir. Kimin daha görünür olduğu, kimin daha fazla sorumluluk aldığı, kimin lider olarak görüldüğü ve kimin sesinin daha fazla duyulduğu en az temsil kadar belirleyicidir.

Görsel Kaynağı: zenskilobi.si

Cam Yürüyen Merdiven: Azınlık olmak her zaman dezavantaj mıdır?

Tam da bu noktada karşımıza cam yürüyen merdiven (glass escalator) kavramı çıkıyor. Sosyolog Christine Williams tarafından ortaya atılan bu kavram, kadınların çoğunlukta olduğu mesleklerde ya da yapılarda erkeklerin çoğu zaman görünmez avantajlar elde ettiğini anlatır. Erkekler azınlıkta olsalar bile daha hızlı fark edilir, daha fazla sorumluluk üstlenir, liderlik pozisyonlarına daha kolay yönlendirilir ve çoğu zaman “doğal yönetici” olarak algılanırlar. Yani sayısal azınlık olmak, her zaman dezavantaj anlamına gelmez; bazen tam tersine görünürlüğü ve yükselmeyi kolaylaştıran bir avantaja dönüşebilir.

Kadın yoğunluklu gençlik örgütleri üzerine yürüttüğüm araştırmada da benzer bir tabloyla karşılaştım. Görüştüğüm erkek katılımcılar, sayıca az olmalarına rağmen daha görünür olduklarını, daha fazla sorumluluk aldıklarını ve bazı durumlarda yalnızca cinsiyet dengesi gözetildiği için çeşitli fırsatlara erişebildiklerini ifade ettiler. Bunun yanında kadınlar arasındaki yoğun rekabetten söz ederken, kendilerinin bu rekabetin dışında kaldığını da anlattılar. Daha da dikkat çekici olan ise birçok katılımcının “cinsiyet önemli değil” demesine rağmen, aynı görüşmelerde erkek olmanın sağladığı görünmez avantajları örneklerle anlatmasıydı. Bu çelişki bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, çoğu zaman onları yaşayanlar tarafından bile fark edilmeden yeniden üretilebiliyor.

Temsilin ötesinde eşitlik 

Bu durum, son yıllarda sıkça duyduğumuz “Kadınlar artık her yerde.” söylemini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Evet, kadınlar artık daha fazla üniversitede okuyor, daha fazla çalışıyor, daha fazla karar alma mekanizmalarında yer alıyor. Ancak bu gelişmeler, güç ilişkilerinin tamamen dönüştüğü anlamına gelmiyor. Cam tavanlar, görünmez önyargılar, bakım emeğinin eşitsiz paylaşımı ve toplumsal cinsiyet kalıpları varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kadınların bir alanda çoğunlukta olması bile, erkeklerin o yapıda görünürlük ve prestij avantajı elde etmesini engellemeyebiliyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca temsil meselesi değildir. Gerçek eşitlik, kadınların sayıca var olmasıyla değil; söz hakkına, karar alma süreçlerine, liderlik fırsatlarına ve kaynaklara eşit biçimde erişebilmesiyle mümkündür. Aksi hâlde temsil, yalnızca eşitlik görüntüsü yaratabilir.

Bugün kadınların görünürlüğünü eşitliğin nihai göstergesi olarak görmek yerine şu soruyu sormaya ihtiyacımız var: Aynı masada oturuyor olabiliriz; peki gerçekten aynı ölçüde duyuluyor, aynı fırsatlara erişiyor ve aynı hızla ilerleyebiliyor muyuz?

Çünkü bazen mesele masada kaç kişinin oturduğu değil, o masada kimin sesinin daha fazla yankılandığıdır.

Kaynakça:

Uslu, B. (2025). Negotiating masculinities: Young men’s experiences in woman-majority  organizations in Türkiye. [Unpublished manuscript]. TED University.

Williams, C. L. (1992). The glass escalator: Hidden advantages for men in the female professions. Social Problems, 39(3), 253-267. https://doi.org/10.1525/sp.1992.39.3.03x0034h

Visited 3 times, 3 visit(s) today
Close