Yazar: 9:26 am Köşe Yazıları

Çifte sıkışmışlık tuzağı: Ne yapsan yaranamadığın o görünmez cendere

Hayatınızda kaç kez “Ne yapsam yaranamıyorum!” cümlesini kurdunuz ya da bir kadından duydunuz?

Bir kadının toplumsal hayatta, iş yerinde veya evinde haksız çıkarılması için aslında somut bir hata yapmasına gerek yoktur; sadece bir seçim yapması, var olması ve o alanda talepkar olması yeterlidir.

İş yerinde masaya vurup hakkını aradığında “agresif, duygusal ve uyumsuz”, daha sakin ve uzlaşmacı davrandığında ise “pasif, otoritesiz ve yetersiz” görülen o dar alan… Ya da hem kariyere odaklanıp hem kusursuz bir anne olması beklenen, ancak bu iki alandan birine ağırlık verdiğinde anında “ihmalkâr” veya “iddiasız” etiketi yiyen o hassas terazi…

Bireysel başarısızlık değil, sistematik bir tuzak: Double Bind

İşte o anlarda hissettiğimiz şey sıradan bir şanssızlık, bireysel bir başarısızlık ya da bir iletişim hatası değil. Sosyo-psikolojinin ve toplumsal cinsiyet literatürünün buna çok net bir teşhisi var: Double Bind, yani Çifte Sıkışmışlık.

İlk olarak 1950’lerde antropolog ve sistem teorisyeni Gregory Bateson tarafından tanımlanan Double Bind, bireyin birbiriyle tamamen çelişen iki ayrı beklenti arasına hapsedilmesi durumudur. Bu yapının en acımasız kuralı ise basittir: A seçeneğini de seçseniz, B seçeneğini de seçseniz kaybedersiniz. Üstelik bu sistemde, durumu sorgulamanız veya ortamdan çekilmeniz de bir “kuralsızlık” sayılarak cezalandırılır.

Görsel Kaynağı: forbes.com

Toplumsal cinsiyet rejiminde çifte sıkışmışlığın yansımaları

Toplumsal cinsiyet rejimi, kadınların üzerine tam olarak bu metodolojik tuzakla çöker. Siyaset bilimci Kathleen Hall Jamieson’ın Beyond the Double Bind adlı eserinde vurguladığı gibi, patriyarkal düzen kadınları ikili zıtlıklar arasına hapsederek hareket alanlarını kısıtlar. Bu cenderenin en yaygın tezahürlerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Otorite ve Sevilme Çelişkisi: Bir kadın liderlik alanında iddialı, kararlı ve net durduğunda yetkin bulunabilir ama anında “soğuk”, “sevilmeyen” veya “erkekleşmiş” ilan edilir. Kibar, empati odaklı ve yumuşak durduğunda ise “sevilir” ama bu kez de “liderlik kumaşı yok, kriz yönetemez” denilerek karar mekanizmalarından kenara itilir.
  • Kariyer ve Ev İçi Emek İkilemi: Kadın işine öncelik verdiğinde ailesini ve çocuklarını “ihmal eden kötü anne/eş”, ev içi emeğe ve aileye öncelik verdiğinde ise “üretmeyen, bağımlı ve yetersiz” etiketiyle yüzleşir. Sistem, ev içi emeği hem görünmez kılar hem de aksadığında faturasını anında kadına keser.
  • Cinsellik ve Uyum Çelişkisi: Toplum kadından aynı anda hem çekici ve bakımlı olmasını hem de “fazla göze batmamasını” ve muhafazakar sınırlar içinde kalmasını talep eder. İki durumda da yargılanan yine kadının kendisi olur.

Görsel Kaynağı: womeninwetlands.blogspot.com

Psikolojik altyapı: Rol Uyumsuzluğu Teorisi

Sosyal psikologlar Alice Eagly ve Linda Carli’nin geliştirdiği Rol Uyumsuzluğu Teorisi (Role Congruity Theory) bu çelişkinin psikolojik altyapısını açıklar. Toplumun geleneksel “kadınlık” rolünden beklediği toplulukçu (kibar, destekleyici, uyumlu) özellikler ile “başarı, hırs veya liderlik” rolünden beklediği edimsel (kararlı, otoriter, rekabetçi) özellikler taban tabana zıttır. Kadın her iki beklentiyi aynı anda karşılayamayacağı için o meşhur çifte sıkışmışlık kaçınılmaz hale gelir.

Masayı yeniden kurmak: Çıkış yolu nerede?

Bu çelişkili mesaj sarmalı, kadınlarda zamanla kronik bir yetersizlik hissi, suçluluk ve öz-şüphe (self-doubt) yaratır. İşin en yıpratıcı tarafı şudur: Sistem suçu kendi çelişkili yapısında aramak yerine, faturayı kadının “yetişememesine” veya “yetersizliğine” keser. Kadın da durup düşünür: “Ben nerede yanlış yapıyorum, acaba biraz daha çabalasam başarabilir miyim?” Oysa yanlış yapan kadınlar değil; yanlış olan, oyunun kurallarının kadınların kaybetmesi üzerine kurgulanmış olmasıdır.

Double Bind kavramını adlandırmak, literatürdeki yerini bilmek ve yüksek sesle konuşmak tam da bu yüzden hayati. Artık “ne yapsam yaranamıyorum” dediğimiz anlarda durup, kişisel bir yetersizlik yaşamadığımızı, aksine sistematik bir tuzakla karşı karşıya olduğumuzu fark etmeliyiz. Çözüm, bize sunılan bu iki hatalı seçenekten birini seçip kendimizi yıpratmak değil; oyunun kurallarının baştan hatalı olduğunu söyleyip o masayı yeniden kurmaktır.

Kaynakça:

  • Bateson, G., Jackson, D. D., Haley, J., & Weakland, J. (1956). Toward a theory of schizophrenia. Behavioral Science, 1(4), 251-264.
  • Eagly, A. H., & Carli, L. L. (2007). Through the labyrinth: The truth about how women become leaders. Harvard Business Press.
  • Eagly, A. H., & Karau, S. J. (2002). Role congruity theory of prejudice toward female leaders. Psychological Review, 109(3), 573-598.
  • Jamieson, K. H. (1995). Beyond the Double Bind: Women and leadership. Oxford University Press.
Visited 10 times, 1 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.