Yazar: 6:24 am Köşe Yazıları

Toplumumuzun prangalı mahkûmları: Dul kadınlar

Bu topraklarda dul kadın olmak, yalnızca medeni bir durum değil; başlı başına bir toplumsal mahkûmiyettir. Üstelik bu mahkûmiyet, demir parmaklıklarla değil, görünmez prangalarla sürdürülür. Bir kadın eşini kaybeder ya da boşanır… Hayatının en kırılgan döneminde, en çok desteğe ihtiyaç duyduğu anda, toplumun yargı kürsüsünde bulur kendini. Kadına bir rol biçerler. Bu rol onun infazıdır. Kadının bu rolde, erkeklerle konuşması “açık davet” sayılır. Gülümsemesi “niyet”, susması “gurur” diye okunur. Yani ne yaparsa yapsın suçludur; çünkü dul bir kadın olmak, toplumun zihninde hâlâ “eksik”, “yarım kadın” olmakla eşdeğerdir.

Dul kadınların maruz kaldığı görünmez kurallar

Dul kadınlar, sosyal hayatları, aile ve çevre tarafından sıkı bir denetim altında olurlar. “Gece dışarı çıkmamalı”, “çok konuşmamalı”, “açık giyinmemeli” gibi “görünmez kurallar” ile karşı karşıyadırlar. Peki bunlar pranga değil de nedir? Toplum, dul kadını iki kutuya koyar: Acınacak ya da şüphe duyulacak konum. Ya sürekli üzgün olmanız, sessiz yaşamanız, göze batmamanız beklenir ya da her hareketiniz “acaba kime göz kırpıyor?” diye yorumlanır. Oysa tek yaptığınız, marketten ekmek almak kadar basittir.

Komşu merak eder, akraba dedikodu yapar, iş yerinde mesafeler değişir. Gençseniz “koca avcısı”, yaşlıysanız “hayatını kapatması gereken” kadın olarak görülürsünüz. Kadının yalnızlığı, başkalarının gün masasında dedikodu malzemesi, gece uykusuzluklarının eğlencesi olur. Evine gelen misafir sayısı azalır, telefonları seyrekleşir. Bir zamanlar ona “abla”, “komşu”, “dost” diyenler, artık bakışlarını kaçırır. Ama arkadan konuşmayı asla ihmal etmezler. Giydiği kıyafetten çıktığı saate, attığı kahkahadan baktığı insana kadar her şey sorgulanır. Evine tesisatçı gelemez, gelirse de yanında herhangi birisi daha olmak zorundadır. Velev ki geldi diyelim yan komşunun dedikodusu, tesisatçı evi terk etmeden çoktan tüm mahalleye duyulmuştur.

Dul kadının bitmeyen sınavı

Kadının sınavı bunla da bitmez; nafaka alıyorsa nafakası, maaş alıyorsa maaşı herkese dert olur. Çalışması, iş hayatında olması onun alnından silinmeyen bir kara leke oluverir. Eğlenmesi, gezmesi, hobi edinmesi onun arayışta (!) olduğunu gösterir. Kimse bu kadının hangi yükleri sırtladığını görmez. Geçimini kendi başına sağlamak zorundadır. Dul ise koca tarafındaki akrabaları tarafından, boşanmış ise ailesi tarafından yük olarak görülür. Bu yüzden kadın, tüm insanların gözünde “gurur” yapar ve iş hayatına atılır. Maaş yada nafaka alıyorsa “açgözlü” ve “paragöz” olur. Kendi ekmeğini onca şeye rağmen kazanmaya çalışır, iş hayatının tüm zorluklarını göğüsler, çocukları varsa çocuklarına bakar. Kendi ayakları üzerinde durmayı başarınca da başkaları tarafından bir tehdit olarak algılanır.

Özgürlüğün yaratığı korku

Bir insan olarak arada yüzü gülsün ister bu cefakar kadın, süslenir arada dışarı çıkar, gezer eğlenmek için; spor yapar sağlığı için, kurslara gider kendini geliştirmek için, ama başkaları tarafından bu durum, kendine yeni birisini bulmaya çalıştığıdır. Oysa gerçek bambaşkadır ki böyle de olsa kimsenin yargılmaya hakkı yoktur. Dul kadın, en büyük sınavı tek başına vermiş kadındır. Geçimini kendi sağlar, çocuklarına hem anne hem baba olur, gecenin sessizliğinde kendi korkularını kendi göğüsler. O, sahipsiz değil; kendi başının sahibidir. Ama toplum bunu görecek cesarete sahip değildir. Belki de sorun, dul kadınlarda değil; onların özgürlüğünden, kendi ayakları üzerinde durabilmelerinden korkan zihniyettedir. Çünkü prangaları kırmış bir kadın, artık kimsenin hükmü altında yaşamaz ve işte bu, bazıları için hâlâ en büyük tehdittir.

Kaynak:

aa.com.tr

tbbdergisibarobirlik.org

echr.coe.int

asosjournal.com

tez.yok.gov.tr

researchgate.net

tezkiredergisi.org

dergipark.org

morcati.org.tr

indyturk.com

barobirlik.org

Visited 44 times, 1 visit(s) today
Close