Yazar: 5:59 pm İnceleme-Eleştiri 1 Yorum

Nafaka, kürtaj ve kadın bedeni: Biyopolitika ve feminist bakış

Kadın bedeni, tarihin her döneminde yalnızca biyolojik bir varlık değil; siyasal iktidarın, dini otoritelerin, toplumsal normların ve ekonomik düzenin üzerinde uzlaştığı bir denetim nesnesi olmuştur. Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, bu denetim süreçlerini analiz etmek için oldukça işlevsel bir teorik çerçeve sunar. Bugün nafaka ve kürtaj tartışmaları gibi “bireysel” görünen meseleler bile, kadın bedeni üzerinden kurgulanan iktidar ilişkilerinin bir izdüşümüdür. Bu yazı, biyopolitikayı feminist bir mercekten yeniden yorumlayarak, kadın bedeninin nasıl bir siyaset nesnesi hâline geldiğini tartışmayı amaçlamaktadır.

Bedenin yönetimi: Biyopolitika nedir?

Michel Foucault, modern devletin yalnızca vatandaşlarını hukuken değil, onların bedenlerini, yaşamlarını, doğurganlıklarını ve ölümlerini de düzenlediğini savunur. Bu yönetim biçimi, biyopolitika kavramıyla tanımlanır: yaşamın ve bedenin iktidar tarafından düzenlenmesi, denetlenmesi ve optimize edilmesidir. Bu çerçevede devlet artık yalnızca öldürme hakkına sahip bir Leviathan değil; doğurtan, yaşatan, tedavi eden, sınırlandıran ve norm koyan bir düzenleyicidir.

Kadın bedeni, özellikle doğurganlık kapasitesi nedeniyle, biyopolitikanın merkezinde yer alır. Çünkü kadın bedeni, ulusun devamlılığı, nüfus politikaları ve ahlaki normların sürdürülmesi için stratejik bir araçtır.

Nafaka tartışması: Ekonomik biyopolitika

Nafaka meselesi, yüzeyde bireysel evlilik deneyimlerine dayalı bir hukuki mesele gibi görünse de derinlikte toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği bir siyasal alandır. Eril devlet aklı, kadının ekonomik bağımsızlığını değil, “ailenin birliği”ni korumaya yöneliktir. Süresiz nafaka tartışmaları, kadınların ev içi emeğinin görünmezliğini ve boşanma sonrası yoksullaşma riskini göz ardı eden bir iktidar dilini yansıtır. Bu bağlamda nafaka, kadınların ekonomik varoluşlarını sürdürebilmeleri için bir araç olmaktan çıkartılarak, “erkek mağduriyeti” eksenine taşınmakta, böylece toplumsal cinsiyet eşitsizliği yeniden üretilmektedir.

Görsel Kaynağı: bbc.com

Kürtaj hakkı: Doğurganlığın disiplin altına alınması

Türkiye’de yasal olarak 10 haftaya kadar kürtaj hakkı bulunmasına rağmen, birçok kamu hastanesinde uygulama fiilen erişilemez hâle gelmiştir. Bu durum, Foucault’nun “yasalar değil, düzenlemeler belirler” önermesini doğrular. Devlet, kürtajı doğrudan yasaklamasa da dolaylı yollarla kadınların bedenlerine müdahale etmektedir. Böylece doğurganlık, bireysel bir hak değil; devletin stratejik nüfus politikalarının bir parçası olarak görülür.

Feminist kuram, bedenin yalnızca bir denetim nesnesi olmadığını, aynı zamanda bir direniş alanı olduğunu da vurgular. Kadın bedeni, üzerinde politika kurulan değil, kendi politikasını kuran bir varlıktır. Foucault’nun karşı-iktidar nosyonu burada devreye girer: iktidarın olduğu her yerde direniş de mümkündür.

Kadınların sokakta, sosyal medyada ve hukuk alanında sürdürdüğü mücadele; bedenin yalnızca biyolojik değil, siyasal bir özne olduğunun en açık göstergesidir. “Benim bedenim, benim kararım” sloganı, bir etik ve hukuk talebinin ötesinde, bedenin yeniden sahiplenilmesi anlamına gelir.

Kadın bedeni üzerine kurulan iktidar stratejileri hem bireysel yaşamı hem de kolektif politikaları belirler. Nafaka, kürtaj, doğum kontrolü, giyim biçimi ya da toplumsal roller; yalnızca gündelik hayata dair tercihler değil, aynı zamanda ideolojik tercihlerdir. Feminist biyopolitik okuma, bu tercihler arasındaki güç ilişkilerini görünür kılar ve kadının sadece hak sahibi değil, özne olduğunu savunur.

Kaynaklar:

Biyopolitika: İktidar ve Direniş – Utku Özmakas

Michel Foucault’nun “Biyopolitika” Kavramının Teorik Çerçevesi – Altuğ Koç

Feminist Söylemler Bağlamında Kadın Kimliği: Erkek Egemen Bir Toplumda Kadın Olmak – Gül Aktaş 

Kapak Görseli: birgun.net

Visited 71 times, 1 visit(s) today
Close