Gündemin magazinle sarmalanmış bir yüzü, aslında daha derin ve toplumsal bir yaranın üstünü örtebilir mi? Nihal Candan’ın yaşadıkları, magazin sayfalarında “zayıfladı”, “tanınmaz halde” gibi başlıklarla servis edilse de bu başlıkların ardında çok daha karmaşık ve ürkütücü bir tablo var: Kadın bedenine yönelik bitmek bilmeyen bir müdahale hali, sürekli bir kontrol arzusu ve bunun doğurduğu yıkıcı sonuçlar: Anoreksiya.
Bedenimiz bizim mi?
Kadınlar yüzyıllardır yalnızca nasıl düşündükleriyle ya da nasıl konuştuklarıyla değil, bedenlerinin nasıl göründükleriyle de eleştiriler alıyorlar. Medyada, evde, sokakta, okulda, iş yerinde… Nihal Candan’ın bedeni de katıldığı yarışma programında eleştirilere tutuluyor, yetersiz olduğu ve daha zayıf olması gerektiğine dair cümleler kuruluyor, imalar yapılıyor. Toplumun büyük bir kesimini oluşturan pek çok kadın, bu görünmez zorbalığın kurbanı.
Türkiye Psikiyatri Derneği verilerine göre, yeme bozuklukları son 10 yılda %40 artış gösterdi. Özellikle 15-35 yaş arası kadınlarda anoreksiya, bulimia ve binge eating bozukluğu oranları ciddi artış göstermekte. Sosyal medya filtreleriyle oluşan sahte gerçeklikler, influencer’ların yarattığı ulaşılmaz beden algıları, “before-after” görselleri, plastik cerrahi güzellemesi, zayıflama ürünleri reklamları… Hepsi dijital ideal bedeni ilmek ilmek yaratıyor.

Görsel Kaynağı: riseandshine.childrensnational.org
Nihal Candan ve daha birçok kadına beden eleştirisi
Nihal Candan’ın yaşadığı sağlık sorunları, sadece bireysel bir yansıma değil; hepimizin gözleri önünde kurulan bir sistemin ürünüdür. 2023 yılında “dolandırıcılık” ve “kara para aklama” iddialarıyla tutuklanan Candan’a cezaevinde anoreksiya nervoza teşhisi konuldu ve sağlık sorunlarıyla ceza evinden tahliye edildi. Hastanede tedavi altına alınmasının ardından 23 kiloya kadar düşen Nihal Candan yakın zamanda 30 yaşına girmişti. Türkiye’nin sosyal medya fenomenlerinden biri olan Nihal Candan 21 Haziran’da kalbi durarak hayatını kaybetti. Kadın bedeni sadece bir “beden” değil, bir vitrin, bir “mesaj”, bir temsildir. Bu temsilin dışına çıkan her kadın ya “değişmeli” ya da “düzeltilmeli”dir. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Kadın bedenine yöneltilen bu müdahaleci tavır, hangi toplumsal yapının, hangi ataerkil sistemin ürünüdür? Ve bu sistem, kadınlara kendilerini sevmeden, kabullenmeden, aynaya bakarken bile suçluluk hissederek yaşamayı nasıl bu kadar “normal” hale getirmiştir?
Görünmeyen Zorbalık: Anoreksiya ve Psikolojik Yıkım
Yeme bozuklukları yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bunalımların da göstergesidir. Anoreksiya nervoza, bulimia, ortoreksiya gibi tanımlarla sınırlanamayacak kadar çok biçimde ortaya çıkan bu bozukluklar, çoğu zaman “zayıflama” maskesiyle görünmez kılınır. Ancak bu bozukluklar özünde, bir kontrol kaybı, çaresizlik ve kendilik değerine dair büyük problemler taşır. Toplum tarafından dayatılan bu görünmez zorbalık, pek çok kadının farkında olmadan maruz kaldığı bir durum olarak ortaya çıkıyor. Kadınların yaşadıklarını konuşmak, görmezden geldiğimiz binlerce bireyin hikâyesini görünür kılmak için bir fırsat olarak karşımıza çıkıyor.
Kadınlar, bu savaşı kazanmalı
Kadın bedeni bir savaş alanı değil. Güzel olmak için değil, yaşamak ve var olmak için var. Nihal Candan’ın bedeni üzerinden yürütülen tartışmalar, bizi yalnızca bu magazinel hikâyeye değil, sistemin ta kendisine bakmaya zorlamalı. Çünkü asıl mesele, kaç kilo verdiğimiz değil; bu olumsuz beden algısına bizi kimlerin, hangi normların ve hangi seslerin ittiğidir. Kadınlar, bedenlerini yeniden sahiplenmek, yeniden tanımak ve yeniden sevmek zorundalar. Çünkü bu savaşı kazanmak, ilk önce aynada kendini sevmekle başlar.

Görsel Kaynağı: lboro.ac.uk
Anoreksiya ve beden algısı için ne yapabiliriz?
Kadın bedeni üzerindeki bu sessiz şiddeti görünür kılmak ve dönüştürmek için hepimize sorumluluk düşüyor. KadınKöy olarak, medyanın diliyle hesaplaşmak, toplumsal normları sorgulamak ve beden olumlamayı destekleyen içerikler üretmek önceliklerimiz arasında. Bu mesele sadece bireysel bir acı değil; kolektif bir farkındalık ve mücadele alanı.
Kadınlar, yalnız olmadıklarını bilmeliler. Dayanışma ağları kurmak, beden politikaları üzerine bilinçlendirme çalışmaları yapmak, psikolojik destek mekanizmalarını yaygınlaştırmak ve medyada alternatif bir temsil üretmek için birlikte çalışmalıyız. Çünkü kadınlar ancak birlikte iyileşir, birlikte güçlenir ve birlikte yeniden var olur.
Kaynak:














