Popüler kültür, yalnızca eğlence değil aynı zamanda ideoloji üretimidir. Süper kahraman evrenleri Marvel ve DC gibi milyar dolarlık yapımların şekillendirdiği kurgusal dünyalar— toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretildiği, sorgulanmadan içselleştirildiği alanlardır. Feminist teori bu temsil biçimlerini sorgular; özellikle de kadınların nasıl göründüğü, ne şekilde güçlendiği ve hangi anlatıların içinde var olabildiği üzerinden.
Kadın süper kahraman: Hiperseksüel beden + estetik şiddet
Süper kahraman evreninde kadın olmak demek, çoğu zaman hiperseksüel bir kostümle var olmak demektir. Zırh gibi duran kostümler, erkek karakterlerde işlevselken; kadın karakterlerin giysileri beden hatlarını sergileyen, çoğu zaman dövüşe uygun olmayan ama “bakılmaya” uygun görsellerden ibarettir. Bu, Laura Mulveyʼnin kavramsallaştırdığı “erkek bakışı”nın (male gaze) bir yansımasıdır. Kadın süper kahraman, izleyiciye estetik bir nesne olarak sunulur; özne değil, görsel nesnedir.
Black Widow (Natasha Romanoff) karakteri bunun tipik bir örneğidir. Marvel sinematik evreni boyunca dar deri tulumlarla ve çarpıcı fiziğiyle öne çıkan karakter, ajan kimliğiyle fiziksel olarak yetenekli olsa da, bu yetenekler onun görünüşüyle “pazarlanır“. Hikâyesi ne kadar derinleşirse derinleşsin, görsel olarak hep erotize edilmiş bir bedene hapsolur.

Görsel kaynağı: screenrant.com
Güç = Annelik mi?
Kadın karakterlerin güç kaynaklarına baktığımızda, şaşırtıcı olmayan bir şekilde annelik, şefkat ve içgüdüsel fedakârlık gibi toplumsal olarak “kadına atfedilenˮ değerlerin merkezde olduğunu görürüz. Kadın gücü biyolojiye, doğurganlığa, koruyuculuğa indirgenir. Scarlet Witch (Wanda Maximoff) bu kalıbın dramatik bir örneğidir. “WandaVision” dizisinde kurgusal çocukları için tüm bir kasabayı manipüle eder, binlerce insanı zihinsel esaret altına alır ve bu ahlaki yıkım, anneliğin “kutsallığıˮ ile meşrulaştırılmaya çalışılır. “Multiverse of Madness” filmindeyse, alternatif evrenlerde bile çocuklarının varlığına saplantılı bir şekilde tutunur. Onun “canavarlaşmasıˮ, anneliğe dair travmasının bir sonucu olarak gösterilir . Yani kadın ya kutsal annedir, ya da anneliğini yitirmiş bir canavar.

Görsel kaynağı: d23.com
Benzer bir durumun, Fantastic Four serisinin yeni uyarlamasında da yer alması bekleniyor. Görüldüğü kadarıyla, kadın karakterin güçleri yine “anneliktenˮ ve “besleyici olmaktanˮ türetiliyor. Bu, feminist kuramcıların yıllardır eleştirdiği annelik mitinin bir yansımasıdır: Kadın ancak doğurursa, korursa, fedakârlık ederse güçlü olabilir. Kadınların nasıl temsil edildiği yalnızca sinemasal bir tercih değil, doğrudan siyasidir. Çünkü her temsil, bir dışlama biçimidir. Süper kahraman evreninde kadın olmak hâlâ erkek bakışına, biyolojik belirlenime ve ikincil role indirgenmek demektir. Feminist teori bu yapıları açığa çıkarırken, siyaset bilimi bize şunu hatırlatır: Görünmezlik bir kader değil, bir stratejidir. Ve stratejiler ancak ifşa edildikçe dönüşebilir.
Kaynaklar:















