Yazar: 11:43 am Köşe Yazıları

Kız çocuğuna ilk öğretilen şey: Annesini küçümsemek

Son birkaç senedir çeşitli sosyal medya platformlarında ara ara karşımıza çıkan bir kitap alıntısı var. Psikoterapist ve radikal feminist Bonnie Burstow’ın kitabından alınan bu alıntı, insanı adeta bir tokat gibi çarpıyor: “Baba ve kızı sık sık anneyi (kadını) küçümser. Anne bir şeyi anlamadığında birbirlerine anlamlı bakışlar atarlar. Kendileri kadar zeki olmadığı konusunda hemfikirlerdir. Bu ittifak, kızı annenin kaderinden kurtarmaz.”

Patriyarkanın aile içinde yeniden üretim biçimlerinden birine değinen bu sözün birkaç vurucu yönü var. Annenin küçümsenmesi, bunu yaparken babanın ve kızının adeta bir suç ortağı olması ve kızın da bir gün anne olduğunda aynı patriyarkal mekanizmalar neticesinde kendini bir kadın, anne olarak küçümsenirken bulacak olması. Bu aile içi dinamiklerin oluşmasına katkıda bulunan birkaç sebep var:

“Akıl” ve “mantık” tekelinin erkeklere ait kılınması

Toplumsal rollerle şekillenen algılar hep mantıklı ve akıllı olanın erkek olduğunu, kadınların ise duygusal ve mantıksız olduğunu ileri sürer. Menstrüasyon, hamilelik ve doğum gibi biyolojik deneyimler, kadının irrasyonel addedilmesine bahane yapılır. Kadınlar “hormonlarının esiri” olarak etiketlenir. Böylece erkekler tartışmada daima “haklı”, kadınlar ise “duygusal çıkışlar” yapan taraf olarak görülür. Annenin aile içinde mantıksız, yeterince zeki olmayan kişi gibi konumlandırılması bu önyargının doğrudan bir sonucudur.

Kadın emeği ve yıpratıcı adaletsizlik

Çocuğun dünyaya gelmesinde annenin ve babanın emeği eşittir. Fakat bakım sorumluluğu neredeyse tamamen anneye yüklenir. Çocuğunun iyiliği için onun sorunlarına daha duyarlı bir yapı geliştirmek zorunda kalan anne bazen bu hassasiyetleri nedeniyle aşırı duygusal olmakla suçlanır. Bir yandan ev içi adaletsiz sorumluluk dağılımı, annenin yorgunluğunu ve tükenmişliğini artırır. Annenin sitemleri, eşi ve çocukları tarafından empatiyle karşılanmaz; tam tersine, “mantıksız tepkiler olarak görülür. Bu da kadına, susması ve tepkisiz kalması gerektiği mesajını verir. Çünkü aksi halde “deli” ya da “problemli” diye yaftalanacaktır.

Daha eğlenceli bir ebeveyn

Ev içi yükümlülüklerden muaf olan baba, çocuk için genellikle daha eğlenceli bir figürdür. Sorumlulukları anneye bırakırken, babanın çocukla ilişkisi çoğunlukla keyifli aktivitelerden ibaret olur. Çocuklarının davranışlarının getirdiği sonuçlarla uğraşmak zorunda olmayan babalar, çocukların yapmaması gereken şeylere karşı daha anlayışlı olur. Çocuğa kendi iyiliği için yapması gereken şeyleri hatırlatmak yerine çoğunlukla çocuğa eğlenceli aktivitelerde eşlik eden yarı zamanlı bir bakıcı gibidir. Böylece çocuk, annesini kurallar ve sorumluluklarla özdeşleştirirken babasını özgür, anlayışlı ve eğlenceli biri olarak algılar. Bu algı farkı, anneye yönelen küçümsemeyi daha da pekiştirir.

İçselleştirilmiş mizojini

Bonnie Burstow’ın betimlediği sahneye benzer sahneler aile içinde ve dışında defalarca kez tekrarlanır. Annelik, bir kız çocuğunun en yakından ve sansürsüz gözlemleyebileceği kadın figürüdür. Dolayısıyla baba-kızın anneye karşı ortaklığı, kız çocuğuna şu mesajı verir: “Kadın olmak küçümsenmeye açık olmaktır.” Kız çocuğu, büyüdükçe bu mesajı içselleştirir ve diğer kadınları da aynı gözle görmeye başlar. İşte bu, içselleştirilmiş mizojininin en erken tohumudur. Başka bir kadını tepeden görerek bu düzenden sıyrılabileceğini düşünen kız çocuğu annesine ancak kendisi de aynı deneyimlerden geçtiğinde hak verir, durumu kavrar ama artık her şey için çok geçtir.

Sessiz ihanet yerine dayanışma

Ne var ki baba-kız ittifakı, kız çocuğunu annesinin kaderinden kurtaramaz. Çünkü sistemin çarkları aynıdır ve bir gün o da aynı bakışlara maruz kalır. Bu nedenle kadınların kurtuluşu, erkeklerle kurulan sahte ittifaklarda değil; kadınlar arası dayanışmada saklıdır. Sessiz ihanet yerine dayanışmayı seçmek, patriyarkanın en küçük anlarda bile yeniden üretilmesini engellemenin tek yoludur.

Kaynak:

archive.org

Visited 58 times, 1 visit(s) today
Close