Yazar: 10:44 am Haberler

Türkiye’de ekofeminizmin izleri

Kazdağı’ndan Karadeniz’e yerelde kadın odaklı direniş

Türkiye’de doğa ile kadın kimliğinin kesişiminde ortaya çıkan “ekofeminizm”, artık yalnızca teorik bir kavram olmaktan çıkarak sahada, köylerde ve meralarda yaşam bulan somut bir mücadele biçimine dönüşmüştür. Bu yaklaşım, patriyarka, kapitalizm ve sömürgecilik gibi yapıların hem doğaya hem de kadınlara yönelik baskı mekanizmaları ürettiğini savunur. İlk kez 1974’te Françoise d’Eaubonne tarafından dile getirilen ekofeminizm, günümüzde özellikle Kazdağları ve Karadeniz bölgesindeki kadınların direniş pratiklerinde kendini göstermektedir. Bu bağlamda, Türkiye’de ekofeminizmin güncel pratiklerini anlamak amacıyla Bianet’in yayımladığı Toprağın Kadınları: Türkiye’de Ekofeminizmin Sessiz Devrimi başlıklı haber dikkat çekici bir örnek sunuyor.

5 Ağustos 2025 tarihli haberde, doğa savunusu ile toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin kesiştiği alanlar, kadınların sahadaki deneyimleri üzerinden aktarılıyor. Ekofeminizm, yerel çevre direnişlerinde kadınların rolüyle somut bir dayanışma ve yaşam biçimi haline geliyor. Artvin Arhavi’de hidroelektrik santral (HES) projelerine karşı yürütülen direnişte aktif rol alan Sevinç Alçiçek‘in hikâyesi, bu mücadelenin boyutlarını gösteriyor. İstanbul’daki yaşamını bırakarak bölgeye dönen Alçiçek, dışarıdan gelmek ile etiketlenmenin zorluklarını yaşasa da yaşam alanlarını ve geçim kaynaklarını koruma isteğiyle mücadelede kalmaya devam ediyor. Onun deneyimi, çevre mücadelesinin yerelde kimlik, emek ve yaşam hakkıyla nasıl bütünleştiğini ortaya koyuyor.

Bir başka mücadele

Kazdağları’nda altın madenciliğine karşı çalışmalar yürüten Süheyla Doğan ise kadınların gündelik yaşam pratikleri sayesinde çevresel tehditleri daha erken fark ettiğini ve mücadeleye niteliksel katkı sağladığını vurguluyor. Doğan’ın 2022’de idari para cezası, 2023’te ise ifade çağrısı gibi yargısal ve idari süreçlerle karşılaşması, çevre hareketlerinde kadın aktörlerin maruz kaldığı kurumsal baskıları görünür kılıyor. Haberde ayrıca Emet Değirmenci’nin biyolojik determinizme yönelik eleştirisi ve “kadın-doğa özdeşliği” yaklaşımına mesafeli duruşu da yer alıyor. Müştereklere dayalı, adil refah dağılımını önceleyen ve büyüme odaklı para ekonomisine alternatif bir model önerisi, ekofeminizmin yalnızca karşı çıkış değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal düzen vizyonu sunduğunu gösteriyor. Akademik literatürle sahadaki pratikleri birleştiren bu yaklaşım, Karadeniz’den Kazdağları’na uzanan direnişlerin küresel ekofeminist hareketle ilişkisini de güçlendiriyor.

Sonuç olarak, Türkiye’de ekofeminizm; çevre savunusunu, kadınların kimlik, emek ve yaşam hakkı mücadelesiyle birleştiren dinamik ve çok katmanlı bir hareket olarak öne çıkıyor. Yerel direnişlerin sunduğu deneyimler, ekofeminizmin hem sahada somut eylem biçimlerine dönüştüğünü hem de akademik düzlemde teorik temellerini sağlamlaştırdığını gösteriyor. Bu kesişim noktası, ekolojik ve toplumsal adalet arayışında güçlü bir potansiyel barındırıyor.

Kaynak:

bianet.org

Kapak Görseli: bianet.org

Visited 42 times, 1 visit(s) today
Close