Yazar: 3:16 pm Köşe Yazıları

“Male Gaze” mi? Yok canım ben kullanmıyorum!


Arkadaşlarınızla otururken bir aksiyon filmi izlemeye karar verdiniz ve Transformers açtınız. Filmin 25. dakikasında Megan Fox araba tamir ederken, kameranın farklı bir amaca hizmet ettiğini fark ettiniz. Megan Fox’un vücudunun her bir kıvrımı, adeta seyirciye bir arzu nesnesi konumunda sunulur. Ataerkil sistemin kucak açtığı erkek egemen alanlarda kadının temsili sadece erotik bir obje olarak var olur. Kadın karakterin araba hakkındaki zengin bilgi birikimi göz ardı edilir, önemli olan tamir işini ne kadar seksi bir şekilde yaptığıdır.

Transformers (Bay, 2007)


Laura Mulvey’in Visual Pleasure and Narrative Cinema isimli makalesinde sinemanın cinsiyet farkını nasıl yansıttığı ve seyirciye sunduğu görsel haz tartışılır. Mulvey makalesinde sinemayı şekillendiren etkenlere feminist bir bakış açısı sunar, ataerkil toplumun bilinçdışının, sinema endüstrisinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığını savunur. Feminist teoride “Male gaze” Türkçe mealiyle “Erkek bakış açısı”, görsel sanat ve edebiyat eserlerinin maskülen, heteroseksüel bir perspektiften ele alınması; kadınları heteroseksüel izleyicinin gözünde bir seks objesi konumuna yerleştirmesini temsil eder. Mulvey’e göre kadın sinemada ya eksikliği (penis eksikliğini temsilen) ya da anne konumunda yer alır. Kadın arzusuna yer verilmez, erkeğin hikayesindeki görevini yerine getirmesi ile kadın hikayedeki rolünü yerine getirmiş olur. Örneğin The Wolf of Wall Street filminde Margot Robbie’nin karakterini düşünün. Kim bu kadın? Hakkında ne biliyoruz? Büyük ihtimalle çoğu insan sadece “o sahneyi” hatırlar. Margot Robbie bu sahnede karşısındaki erkeği kontrolü altına almasına rağmen bunu ancak “kadınlığını” kullanarak yapabilir. Yine ve yeniden heteroseksüel maskülen bir fantazi seyirciye sunulur.

The Wolf of Wall Street (Scorsese, 2013)

Benzer bir şekilde Margot Robbie’nin Suicide Squad filmindeki soyunma sahnesi de, erkek bakış açısına hizmet etmesi dışında bir amaçtan uzaktır. Erkek karakterler ekipmanlarını inceler, hızlıca soyunurlar. Ancak sıra Margot Robbie’ye geldiğinde kamera karakterin tüm vücudunu parça parça gösterir, hatta sahnenin absürtlüğü karakterin çevresindeki erkeklere bakıp mizahi bir tonda “Ne?” demesiyle sonlanır. Ancak bu noktada sahnenin ne komik bir yanı ne de mantığa sığar bir sebebi kalmıştır. Seyirci, aynı ekrandaki kadın karakter gibi farketmeden çoktan erkek bakış açısının bir kurbanı olmuştur. Ah be Margot Robbie! Ne çektin şu “Male Gaze”den!

Suicide Squad (Ayer, 2016)


Claire Sisco King’in The Male Gaze in Visual Culture adlı makalesinde Mulvey’e ek olarak kadınların görsel sanat ürünlerindeki pasif rollerine değinir ve bunun kadınların toplumdaki konumuna olan etkisini tartışır. Ayrıca bu fenomenin sadece sinemada değil, televizyon ve reklam gibi daha yaygın medyumlarda da mevcut olduğunu savunur. Erkek bakış açısına meydan okuyacak “Female Gaze” kavramını ortaya koyar. Kadın bakış açısı olarak çevirebileceğimiz bu yaklaşım, kadını bir nesne yerine özne olarak değerlendirerek onların deneyimlerini merkeze alır. Kameranın amacı kadın perspektifini izleyiciye aktarmaktır. Kadınların arzularına ve toplumdaki yerlerine çok boyutlu bir yaklaşım sunar. Companion bu bakışın modern örneklerinden biri olarak dikkatimi çekmiş bir film. Film kadın karakterin sevgilisiyle çıktığı tatilde, aslında bir “aşk robotu” olduğunu öğrenmesi ile başlar. Filmin başında pasif bir konumda olan karakter, film boyunca kendi kimliğini keşfeder, özgürlüklerini sorgular. Toplumsal bir perspektiften bu eseri, kadının erkek egemen sistemde var olma mücadelesi olarak yorumlamak mümkündür. Erkek karakterin, kadını kendi ideallerine göre şekillendirme isteği, Sophie Thatcher’ın karakterinin özneleşmesi ile son buluyor. Film sinematografik olarak da kadın karakterin vücuduna ve onu erotik bir obje yapan özelliklerine odaklanmak yerine, iç dünyasına bir ayna tutuyor. Seyirci olarak kadın karakterin kendini bulma sürecine bizi de dahil ediyor.

Companion (Hancock, 2025)


Sinema sadece bir hikaye anlatmak için bir araç değil, aynı zamanda toplumu şekillendiren bir medyumdur. Erkek bakış açısıyla şekillenen dünya şartlarına karşılık kadın bakış açısı, kadınların sesini duyurmasına olanak sağlayan güçlü bir yaklaşım olarak karşımıza çıkar. Female gaze sinema dilinin ötesinde, bir varoluş sancısına dikkat çeker. Daha içten, daha derin hikayeler anlatabilmek; kadınların yaşamını beyaz perdeye taşımak için kaçınılmaz bir yaklaşımıdır.

Kaynak:
Mulvey, L. (1975). Visual pleasure and narrative cinema. Screen, 16(3), 6–18.
https://doi.org/10.1093/screen/16.3.6


King, C. S. (2020). The male gaze in visual culture. In M. N. Goins, J. F. McAlister, & B. K.
Alexander (Eds.), The Routledge Handbook of Gender and Communication (pp. 120–132).


Routledge. https://doi.org/10.4324/9780429448317-10

Visited 81 times, 1 visit(s) today
Close