Yazar: 3:39 pm Köşe Yazıları

Simone de Beauvoir’ın ardından kadınlığı yeniden düşünmek

“Kadın doğulmaz, kadın olunur.”
— Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet

Simone de Beauvoir bu cümleyi 1949 yılında yazdı. Aradan 75 yıl geçmesine rağmen bu söz hâlâ dünyanın pek çok yerinde kadınların hayatına ayna tutuyor. Çünkü hâlâ milyonlarca kadın, “kadın gibi davranmak”, “kadın gibi susmak” ve “kadın gibi görünmek” zorunda bırakılıyor.

Beauvoir’a göre kadınlık, biyolojik değil, toplumsal olarak inşa edilen bir kimliktir. Yani bir bedene sahip olmak, “kadın olmak” için yeterli değildir; asıl mesele o bedene ne yüklendiğidir. Roller, yasaklar, görevler ve beklentiler… Kadınlık, tüm bunların toplumsal bellekte sürekli tekrar edilmesiyle şekillenir.

“İnsan dişi doğar ama toplum onu kadın haline getirir.” (Le Deuxième Sexe)

Kadınlık: Rollerle kuşatılmış bir kimlik

Beauvoir, erkek egemen dünyanın merkezde erkeği tuttuğunu, kadını ise onun karşıtı, eksik olanı olarak tanımladığını söyler.

“Kadın, öteki’dir.”

Yani kadınlık çoğu zaman bir yoklukla, bir eksiyle anlatılır. O yüzden “eksik erkek” gibi görülen kadın, edilgen olmaya, başkası için yaşamaya, kendinden vazgeçmeye yönlendirilir.

Türkiye gibi ataerkilliğin sadece kültürde değil, aynı zamanda kurumlarda da yerleşik olduğu toplumlarda bu dinamik daha da keskindir. Kadın olmak; annen için uysal, baban için masum, eşin için güzel, çocuğun için fedakâr olmak demektir. Yani kadınlık, daima bir başkası adına var olmayı öğrenmektir.

Kadınlık öğretilir, dayatılır, biçimlendirilir

Beauvoir bunu net bir dille ifade eder:

“Kadın bir şey değildir. Kadın yapılır.”
Kadınlık, doğal ya da evrensel değil, toplumsal olarak sürekli yeniden kurulan bir kimliktir. Küçüklükten itibaren kadınlara ne olmamaları gerektiği öğretilir: “erkek gibi gülme”, “erkek işi yapma”, “fazla özgür olma”…

Bu ayrımlar kadını sadece ev içinde değil, iş yerinde, sokakta ve kamusal alanda da sınırlayan bir sistem yaratır. Sosyal medya ve popüler kültür de bu sınırları yeniden üretir: ideal beden, yumuşak ses, hizmetkâr kimlik…
Beauvoir işte bu kalıpları sorgulamaya, yıkmaya ve kadını kendi benliğini kurmaya davet eder.

Türkiye’de kadınlık: Bir gözetim alanı

Türkiye’de kadın olmak, kadın gibi hissetmekten çok, kadın gibi davranmak zorunda kalmak anlamına gelir.
Kadınlık burada çoğunlukla; “aileye layık olmak”, “namusa sahip çıkmak”, “doğurmak”, “göze batmamak” gibi içi oyulmuş kavramlarla tanımlanır. Bir kadının ne zaman sokağa çıktığı, ne giydiği, kahkahası, çocuğu olup olmadığı bile herkesin gözetimi altındadır.Kadınlık bu topraklarda bir mahremiyet değil, bir kontrol mekanizmasıdır. Toplum, devletten medyaya, aileden okula kadar kadının nerede duracağını tarif eder.
Ve bu düzene göre:

  • Kimi zaman çocuk yaşta evlendirdiği için “kadın sayar” seni,
  • Kimi zaman trans kadın olduğun için “kadın saymaz”,
  • Kimi zaman doğurmadığın için “eksik” bulur,
  • Kimi zaman ses çıkardığın için “tehlikeli” ilan eder.

Kadınlık burada bir kimlik değil, başkalarının çerçevesini çizdiği bir görev listesidir.

Görsel Kaynağı: dremily.net

Kadınlık tanımı kadının olsun

Simone de Beauvoir’ın o meşhur sözü, Türkiye gibi ülkelerde bir düşünsel tartışma değil; bir direniş çağrısıdır.
Toplumsal gözetimi reddetmek, kadını edilgen değil özne olarak kurmak için bir politik adımdır.

Her “Ben kadın gibi hissetmiyorum” diyen birey, bu sözle özgürleşir.
Her kadın, kendi bedenini ve hikâyesini sahiplenerek kadınlığı yeniden tanımlar.

Kadınlık artık bir görev değil, bir karar olmalıdır.
Birilerine layık olmak için değil, kendin gibi var olmak için seçilen bir kimlik.
Beauvoir’ın çağrısı budur:

“Kadınlar özgürleşmeyi istemedikçe hiçbir şey değişmez. Kadınlar istemeli, hak talep etmeli, üretmeli ve örgütlenmelidir.”

Kadınlık, başkalarının bizden beklediği bir rol değil, bizim kendimiz için kurduğumuz bir gerçekliktir.


Simone de Beauvoir’ın sözü bugün hâlâ şu soruyu sordurur:

Senin kadınlığını kim tanımlıyor?
Ve artık kim tanımlamalı?

Kaynakça:

  1. Beauvoir, Simone de. Le Deuxième Sexe (İkinci Cinsiyet). Paris: Gallimard, 1949. (Türkçesi: İkinci Cinsiyet, çev. Işık Ergüden, Payel Yayınları)
  2. Moi, Toril. Simone de Beauvoir: The Making of an Intellectual Woman. Oxford: Blackwell, 1994.
  3. Kadın Çevresi Yayınları. Ben Bir Feministim – Simone de Beauvoir Seçkisi. (Arşivlenmiş versiyon: archive.org)
  4. Butler, Judith. Gender Trouble: Feminism and the Subversion of Identity. Routledge, 1990.
  5. Bianet Kadın Odaklı Habercilik Arşivi – “Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Medya Temsilleri”, bianet.org
  6. Ayata, Ayşe Gül. “Kadınların Siyasette Temsili ve Ataerkil Siyaset Kültürü.” Toplum ve Bilim, 2012.
  7. Filmmor Kadın Kooperatifi. “Kadınlık Rollerinin Medyada İnşası.” 2019.

Kapak Görseli: oggito.com

Visited 48 times, 1 visit(s) today
Close