Yazar: 1:32 pm Köşe Yazıları

Kadınların arzuları: Toplumun inşa ettiği bekaret ve duvarları yıkmak

​Toplumun kadın kimliği üzerine inşa ettiği en büyük hapishane, “namus” ve “bekaret” kavramları üzerinden şekillendirilen ahlak koridorlarıdır. Yüzyıllardır süregelen bu eril tahakküm, kadını bir bireyden ziyade, korunması gereken bir “mülk” veya kirlenmemesi gereken bir “nesne” olarak kurgulamıştır. Oysa bu kavramların çoğu, somut bir gerçekliğe dayanmaktan ziyade, kadının bedeni üzerinde kontrol kurmak amacıyla uydurulmuş toplumsal normlardan ibarettir. Kadınların da tıpkı erkekler gibi arzuları, tutkuları ve cinsel ihtiyaçları olduğu gerçeği, bu yapay duvarların ardına gizlenmeye çalışılsa da, artık bu sessizliği bozmanın zamanı geldi.

​Namus kavramının toplumsal inşası ve kadın üzerindeki baskısı

​Namus, tarih boyunca kadının özgürlüğünü kısıtlamak için kullanılan en etkili silahlardan biri olmuştur. Toplum, bu kavramı kadının davranışlarını, giyimini ve ikili ilişkilerini denetlemek için bir standart olarak sunar. Ancak dikkatli bakıldığında, namusun neredeyse her zaman kadının bacak arasından veya erkeklerin onurundan geçtiği varsayılır. Bu durum, kadını kendi kararlarını veren bir özneden çıkarıp, toplumun beklentilerine göre şekillenmesi gereken bir kalıba sokar.

​Kadınlar, bu “temizlik” ve “iffet” illüzyonu içinde yaşamaya zorlanırken, doğal insani duyguları olan arzuları bastırılmaya çalışılır. Bir kadının arzularının olması, cinsel bir çekim hissetmesi veya bu duygularını eyleme dökmesi, toplumun uydurduğu bu “namus” terazisinde hemen bir “kirlenme” olarak yaftalanır. Oysa cinsellik, insanın doğasında var olan, duygusal ve fiziksel bir bütünleşmedir; bu eylemi bir “leke” veya “kayıp” olarak görmek, insan doğasına aykırı bir bakış açısıdır.

Görsel kaynak: drdenizulas.com

Bekaret efsanesi: Tıbbi gerçekler ve mitlerin sonu

​Toplumun kadın bedeni üzerindeki en büyük saplantılarından biri de “bekaret” kavramıdır. Geleneksel bakış açısı, bekareti bir kadının değerini belirleyen tek kriter gibi sunar ve bunu hymen (toplumda bilinen adıyla kızlık zarı) adı verilen anatomik bir doku üzerinden kanıtlamaya çalışır. Ancak tıp dünyası bu konuda oldukça nettir: “Bekaret” tıbbi bir terim değil, tamamen toplumsal ve sosyolojik bir kurgudur.

​Anatomik olarak bakıldığında, hymen sanıldığı gibi bir “kapak” veya “mühür” değildir; esnek, delikli ve çoğu zaman ilk ilişkide kanamayan bir doku kalıntısıdır. Hatta bazı kadınlar bu doku olmadan doğarlar ve olsa bile hayatının sonuna kadar kanamaya da bilir.

Bekaret üzerinden yapılan “bakire” ve “bakire değil” ayrımı, sadece kadını sınıflandırmak ve değersizleştirmek için kullanılan bir araçtır. Bir kadının cinsel geçmişi, onun insanlık değerini, zekasını veya ahlakını belirleyen bir ölçüt olamaz. Birçok kez cinsel ilişkiye girmiş bir kadın ‘kirlenmiş’ değildir; sadece kendi bedeni ve hayatı üzerinde söz sahibi olan, seçimlerini özgürce yapmış bir bireydir.

​Arzu etme hakkı ve cinsel özgürlük

​Kadınların duygusal ve cinsel dünyası, toplumun onlara biçtiği pasif rolden çok daha geniştir. Kadınlar sadece “arzulanan” değil, aynı zamanda “arzu eden” varlıklardır. Bir kadının birden fazla cinsel veya duygusal ilişkisinin olması, onun karakteri hakkında olumsuz bir hüküm verme hakkını kimseye tanımaz. Erkeğin cinsel deneyimi bir “başarı” veya “doğal bir süreç” olarak görülürken, kadınınkini “bozulma” olarak nitelendirmek, en büyük iki yüzlülüktür.

​Cinsellik, karşılıklı rıza ve sevgi veya arzu temelinde yaşandığında, bireyin psikolojik ve fiziksel sağlığına katkı sağlayan bir deneyimdir. Kadınların bu deneyimi yaşamaktan utanmadığı, arzularını özgürce dile getirebildiği bir dünya, ancak bu yapay namus kalıpları yıkıldığında mümkün olacaktır. 

Yazarın notu:

Bu yazı, toplumsal cinsiyet eşitliği ve bedensel söz hakkı üzerine bir farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır. Kadın bedeni üzerindeki mülkiyet iddialarına karşı durmak, modern ve özgür bir toplumun temel taşıdır.

​Bu satırları yazarken ‘Acaba cesaret edebilir miyim?’ diye uzun uzun düşündüm. Ama biliyorum ki; bugünkü ben, yarın bir başka kadın sesini daha yüksek duyuracak. Biz sustukça örülen bu duvarlar, biz konuştukça yıkılacak.

Kaynakça:

​Foucault, M. (2003). Cinselliğin Tarihi. Ayrıntı Yayın Grubu.

Türk Tabipleri Birliği (TTB). (2012).

​World Health Organization. (2018). Eliminating virginity testing: An interagency statement. World Health Organization.

Visited 23 times, 1 visit(s) today
Close