Yazar: 3:58 pm Köşe Yazıları

Dilimizdeki küfürler: Cinsiyetin, gücün ve utancın aynası

Küfür, bir toplumun bastırılmış duygularının, öfkesinin ve güç ilişkilerinin dışavurumudur. Dilin en karanlık köşesidir; bu nedenle de toplumsal değerleri en çıplak haliyle yansıtır.

Türkçedeki küfürlere baktığımızda karşımıza çıkan tablo, öfkenin ve kökleşmiş bir cinsiyetçiliğin hikâyesini anlatır.

Türkçede en yaygın küfürlerin neredeyse tamamı kadın bedeni, annelik ya da kadın cinselliği üzerinden şekillenir. Birini aşağılamak istiyorsak, onun erkekliğini elinden almak ya da kadınlaştırmak gibi anlamlar taşıyan ifadeler kullanırız. 

Kadın bedeni hakaretin aracına dönüşür; erkekliğe atfedilen güç, kadınlığa yüklenen utançla karşıtlık içinde kurulur. Böylece dil, farkında olmadan patriyarkanın en sadık hizmetkârlarından biri haline gelir.

Edilen küfürler, bastırılmış duyguların açığa çıkması

Bir dilde küfürlerin hangi alanlardan beslendiği, o toplumun kutsal saydıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Türkçede bu kutsalların başında anne gelir.

Ancak ironik bir şekilde, en ağır hakaretler de annenin bedeni üzerinden yapılır. Bu, hem kadınların kutsal rollerle idealize edilip hem de aynı anda aşağılanmalarının bir yansımasıdır.

Kadınlar namusun taşıyıcısı olarak görülür ama aynı zamanda erkeklerin öfkesine hedef olur.

Bu çelişki, toplumun kadın bedeniyle kurduğu iktidar ilişkisinin dildeki en somut örneğidir. Seksist küfürler sadece kadınlara değil, erkeklere de zarar verir. 

Çünkü erkekleri sürekli güçlü, saldırgan, duygusuz olmaya zorlayan bir kalıba hapseder. “Erkek gibi ol” dendiğinde ima edilen şey, kadın gibi olmadır.

Yani kadınlık, zayıflığın ve değersizliğin simgesi haline getirilir. Dil, bu anlamda sadece kadınlığı değil, erkekliği de daraltır.

Görsel kaynak: medikalakademi.com.tr

Problemin önüne geçmek için ne yapılabilir?

Bazı dillerde bu döngüyü kırmak için yeni dil politikaları geliştiriliyor. Örneğin İskandinav ülkelerinde kadın bedeni üzerinden hakaret etmek toplumsal cinsiyet şiddeti kapsamında değerlendiriliyor.

Türkçede de benzer bir farkındalık yaratmak mümkün. Küfretmek yasaklanamaz belki ama dilin nasıl şekillendiğini görmek, onu dönüştürmenin ilk adımıdır.

Feminist dil bilimi, yıllardır “dil masum değildir” diyor. Gerçekten de kullandığımız her kelime bir değer sistemi taşır.

Birine “adam gibi davran” dediğimizde bile, erkekliği ölçü alırız; kadını eksik, ikinci, edilgen konuma iteriz.

Küfürlerdeki cinsiyetçilik, bu derin kültürel kodların en görünür biçimidir. Küfretmek, öfkemizi boşaltmanın kolay yoludur. Ama belki artık, bu öfkenin neden hep kadınlar üzerinden ifade edildiğini sorgulamanın zamanı gelmiştir. 

Dil değiştiğinde düşünce de değişir. Belki de daha adil, daha eşit bir toplum, önce ağzımızdan çıkan kelimeleri fark etmekle başlar. 

Dil sadece iletişim aracı değildir; dünyayı algılayış biçimimizi de biçimlendirir. Seksist küfürler sıradan konuşmaların içinde dolaşmaya devam ettikçe, toplum da bu eşitsizliği normalleştirir.

Çocuklar bu kelimeleri duyar, büyür ve aynı kalıpları tekrarlar.

Bir kelimeyle kimseye zarar vermediğimizi düşünürüz ama aslında her tekrarda o cinsiyetçi düzenin duvarlarını biraz daha sağlamlaştırırız. Bu yüzden dildeki değişim, sadece kelimeleri “temizlemek” değil; düşünce biçimimizi, mizah anlayışımızı ve güç algımızı da yeniden inşa etmektir.

Gerçek bir eşitlik, sessizce içselleştirdiğimiz bu sözcükleri sorgulamakla başlar. 

Kaynakça:

Kocaman, A. (1993). Dil ve toplumsal cinsiyet. Dilbilim Araştırmaları Dergisi, 4(1), 1–12.

Serttaş, G. (2016). Kadın bedeni, dil ve iktidar: Türkiye’de küfür kültürünün toplumsal cinsiyet bağlamında analizi. Toplum ve Bilim, 136, 45–67.

Yıldız, S. (2020). Türkçede küfür ve hakaret ifadelerinde toplumsal cinsiyetin yansımaları. Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 30(2), 213–230.

Görsel kapak: onedio.com

Visited 28 times, 1 visit(s) today
Close