Yazar: 7:39 am İnceleme-Eleştiri

Namusun sosyolojisi: Kadın bedeni üzerinden kurulan toplumsal denetim

Namus ve toplumsal denetim

Namus çoğu zaman bireysel bir ahlak meselesi olarak görülür. Oysa sosyolojik açıdan bakıldığında bu kavram, kadın bedeni ve cinselliği üzerinde kurulan toplumsal denetim araçlarından biridir. Günlük hayatta sıkça kullanılan bu kavram çoğu zaman kadın bedeni, kadın davranışı ve kadın cinselliği ile ilişkilendirilir. Bir kadının nasıl giyindiği, nerede bulunduğu, kiminle konuştuğu ya da nasıl yaşadığı çoğu zaman namus kavramı üzerinden değerlendirilir. Bu nedenle namus yalnızca bireysel bir değer değil, aynı zamanda toplumun kadınlar üzerindeki denetimini düzenleyen bir yapı olarak görülebilir.

Görsel kaynak: sciencephoto.com

Namus, kadın bedeni ve sembolik şiddet

Namus, kadına yönelik sembolik şiddetin bir biçimi olarak da düşünülebilir. Bu noktada Pierre Bourdieu’nün “sembolik şiddet” kavramı açıklayıcıdır. Bourdieu’ye göre toplumsal düzen yalnızca açık baskı veya fiziksel güç yoluyla sürmez. İnsanlar çoğu zaman toplumun değerlerini ve kurallarını farkında olmadan içselleştirir ve buna göre davranırlar. Bu nedenle bazı toplumsal kurallar bireylere zorla dayatılmadan da etkilidir. Namus kavramı da kadınların davranışlarını düzenleyen böyle bir mekanizma olarak işler. Kadınların nasıl giyinmesi, nerede bulunması ya da nasıl davranması gerektiği gibi beklentiler çoğu zaman toplumsal beklentiler olarak kabul edilir ve yeniden üretilir.

Namus kavramının dikkat çekici yönlerinden biri, çoğunlukla kadın bedeni üzerinden tanımlanmasıdır. Erkeklerin davranışları nadiren aynı ölçüde namus kavramı üzerinden değerlendirilirken, kadınların davranışları sıklıkla bu kavramla bağdaştırılır. Bu durum namusun toplumsal cinsiyet ilişkileriyle yakından bağlantılı olduğunu bize gösterir. Kadınların davranışları aile onuru ile ilişkilendirilirken erkeklerin davranışlarının aynı şekilde değerlendirilmemesi, namusun aslında toplumsal cinsiyet temelli bir norm olarak işlediğini açıkça ortaya koyar.

Namus ve kadın bedeninin toplumsal inşası

Namus ile kadın bedeni arasındaki ilişkiye dikkat çeken çalışmalardan biri de Nilüfer Öztürk’ün beden sosyolojisi perspektifinden yaptığı analizdir. Öztürk’e göre namus yalnızca ahlaki bir değer olarak değil, aynı zamanda kadın bedeni üzerinden kurulan bir toplumsal düzenleme biçimi olarak ele alınmalıdır. Kadın bedeninin doğurganlık, bekaret ve cinsellik gibi biyolojik özellikleri tarihsel olarak toplumsal denetimin yoğunlaştığı alanlar haline gelmiştir. Bu özellikler kadın bedenini sadece biyolojik bir gerçeklik olmaktan çıkararak toplumsal olarak düzenlenen ve kontrol edilen bir alan haline getirir.

Namus, kadın bedeninin sınırlarını belirleyen ve onu saf/kirli ya da temiz/lekeli gibi sembolik ayrımlar üzerinden değerlendiren bir norm olarak işlev görür. Bu nedenle namus olgusu bireysel bir ahlak meselesi olmasının yanında; beden üzerinden kurulan toplumsal bir düzenleme biçimi olarak da değerlendirmek gerekir.(Öztürk, 2012).

Beden üzerinden kurulan iktidar: Foucault perspektifi

Michel Foucault’nun beden ve iktidar üzerine düşünceleri de bu durumu anlamak açısından önemlidir. Foucault’ya göre modern iktidar yalnızca yasaklar ve cezalarla işlemez. Aynı zamanda bireylerin davranışlarını ve bedenlerini belirli normlara göre şekillendiren daha ince denetim mekanizmaları aracılığıyla da çalışır. Foucault bu durumu “biyo-iktidar” kavramıyla açıklar. Biyo-iktidar, toplumun bedenler ve cinsellik üzerindeki düzenleyici etkisini ifade eder. Bu açıdan bakıldığında namus söylemi de kadınların bedenini ve davranışlarını belirli kurallar çerçevesinde kontrol eden bir toplumsal norm olarak görülebilir.

Görsel kaynak: birtakimyazilar.com

Namus cinayetleri ve toplumsal baskı

Kontrol mekanizmasının en uç ve en trajik sonuçlarından biri ise namus cinayetleridir. Namus cinayetleri çoğu zaman aile üyeleri ya da yakın çevre tarafından, bir kadının ailenin namusunu zedelediği düşüncesiyle işlenen cinayetlerdir. Bu tür cinayetlerde bireysel öfkeden çok, toplumsal bir normun uygulanması söz konusudur. Fail çoğu zaman bireysel bir karar verdiğini değil, toplumun beklentisini yerine getirdiğini düşünür. Bu durum namusun bireysel bir değerden ziyade kolektif bir toplumsal baskı mekanizması olduğunu gösterir.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından aktarılan araştırmalara göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 50 ile 100 arasında namus cinayeti gerçekleştiği tahmin edilmektedir. (UNFPA, 2000). Ancak Türkiye’de namus cinayetlerinin kesin sayısını belirlemek oldukça zordur. Araştırmacılar bu tür cinayetlerin çoğu zaman farklı kategoriler altında kaydedildiğini ya da bazı vakaların intihar olarak raporlanabildiğini belirtmektedir. Bu nedenle resmi istatistiklerin gerçeği tam olarak yansıtmayabileceği ve gerçek sayının kaydedilen vakalardan daha yüksek olabileceği ifade edilmektedir.

Gelenek söylemi ve ataerkil iktidar

Namus cinayetleri genellikle “gelenek” ya da “töre” kavramları ile açıklanmaktadır. Ancak bu tür açıklamalar, şiddetin toplumsal cinsiyet boyutunu görünmez kılma riski taşır. Dicle Koğacıoğlu’nun da belirttiği gibi; namus cinayetlerini sadece kültürel bir gelenek olarak görmek, kadınlar üzerindeki ataerkil iktidarın doğal ve değişmez olduğu düşüncesini yeniden üretebilir. Bu nedenle bu cinayetleri yalnızca kültürel bir olgu olarak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve güç ilişkileri bağlamında değerlendirmek gerekir.

Namus kimi korur?

Toplumsal değerlerin sabit ve değişmez olmadığı da unutulmamalıdır. Tarihsel ve kültürel koşullar değiştikçe toplumsal normlar da dönüşebilir. Kadınların eğitim hayatına daha fazla katılması, kamusal alanda daha görünür hale gelmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yürütülen tartışmalar, namus kavramının anlamının da yeniden sorgulanmasına yol açmaktadır.

Belki de şu soruyu sormak gerekir: Eğer namus gerçekten bireysel bir değerse; neden çoğu zaman sadece kadınların yaşamı üzerinden tanımlanıyor? Ve daha da önemlisi, bir toplumda namus adına bir insanın yaşamına son verilebiliyorsa, bu kavram gerçekten neyi koruyor olabilir?

Kaynakça:

Çelik, S. (2024). Foucault’nun iktidar anlayışındaki tarihsel dönüşüm ve beden üzerindeki yansımaları. İmgelem, 15, 363–386.

Hamzaoğlu, M., & Konuralp, E. (2019). Türkiye’de kadına karşı şiddetin sembolik ve doğrudan biçimleri: Namus olgusu ve namus cinayetleri. Adli Tıp Bülteni, 24(3), 226–235.

Koğacıoğlu, D. (2010). Gelenek söylemleri ve iktidarın doğallaşması: Namus cinayetleri örneği. Feminist Yaklaşımlar.

Öztürk, N. (2012). Bir beden sosyolojisi problemi olarak namus kavramı ve kadın bedeni (Yüksek lisans tezi). Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

United Nations Population Fund. (2000). The dynamics of honour killings in Turkey: Prospects for action. UNFPA.

Visited 59 times, 1 visit(s) today
Close