Toplumsal cinsiyet kalıpları: Kadın gibi gül, kadın gibi sus, kadın gibi var ol
Toplumda kadın olmak, çoğu zaman görünmeyen ama herkesin uyması beklenen bir senaryoyu oynamak anlamına gelmektedir. Gülmenin şekli, oturmanın tarzı, konuşmanın tonu hatta susmanın bile bir cinsiyeti vardır. Toplum; kadınlardan yalnızca “kadın olmalarını” beklemez bununla birlikte kadın gibi davranmalarını ister. İşte tam da bu yüzden toplumsal cinsiyet, sabit bir kimlik değil; tekrar tekrar oynanan, toplumsal olarak öğrenilen bir rol olarak toplumda var olur.
Judith Butler’a göre, toplumsal cinsiyet biyolojik bir gerçeklik değil, kültürel olarak inşa edilen ve performatif bir süreçle yeniden üretilen bir kimliktir. Bu nedenle kadınlık ya da erkeklik, bir varoluş değil; bir sahneleme biçimidir. Raewyn Connell ise bu performansın içinde, erkekliğin toplumda nasıl hegemonik bir üstünlük kurduğunu vurgular. Erkeklik, bir cinsiyet kategorisi olmanın ötesinde diğer kimlikleri baskılayan, hiyerarşi kuran bir güç ilişkisi biçimi olarak toplumda var olur.
Toplumsal cinsiyet bir performanstır
Judith Butler, Gender Trouble (1990) adlı eserinde toplumsal cinsiyetin sabit değil, performatif bir yapıda olduğunu savunmaktadır. Ona göre, kadınlık ve erkeklik, toplumsal normlar tarafından belirlenen ve tekrar yoluyla içselleştirilen rollerden ibarettir. Bir başka deyişle, kadın olmak “kadınca davranmakla” başlar. Butler’ın ifadesine göre; günümüze kadar toplumsal cinsiyet bağlamında pek çok söylem üretilmiştir. Bu söylemler; doğal, değişmez ve evrensel olarak ele alınmış böylece cinsiyet, toplumsal olarak inşa edilen bir yapı olmasına rağmen doğal bir nitelik olarak sunulmaktadır. Oysa Butler; toplumsal cinsiyetin sosyal dinamikler ve toplumsal normlar etkisiyle performatif şekilde üretilmekte olduğunu söyler. Dolayısıyla bu performatiflik, inşa edilmiş bir yapı olarak sunulmaktadır. Bu noktada bireyler, toplumun beklentilerine göre rollerini sahneler: Kadın gibi gülümse, kadın gibi otur, kadın gibi sus.

Judith Butler
Görsel Kaynağı: theguardian.com
Kadın olmak, doğuştan gelen bir gerçeklik değildir. Aksine her gün defalarca tekrar edilen, içselleştirilmiş bir tiyatro sahnesi gibi konumlanmaktadır. Bu kurgu, medyada da kendini fazlasıyla gösterir. Dizilerde, reklamlarda, haber metinlerinde “kadınlık” belli kalıplar içinde temsil edilir. Bu kalıplar: fedakâr anne, çekici kadın, mağdur kurban, şiddete maruz kalmış beden olarak medyada yer bulur. Bu temsiller, kadınlık performansının neye benzemesi gerektiğini yeniden üretir ve inşa eder.
Erkeklik sadece bir cinsiyet değildir: Hegemonik bir düzen
Raewyn Connell’ın hegemonik erkeklik kavramının; güçlü, otoriter, heteroseksüel, kontrol sahibi gibi biçimlerde yüceltildiğini söylemektedir. Bununla birlikte erkekliği diğer cinsiyet kimliklerini baskı altına alma biçimi olarak tanımlamaktadır.
Hegemonik erkeklik sadece kadınlara değil; erkek olmayan ya da toplum tarafından “yeterince erkek” sayılmayan herkese karşı bir baskı mekanizmasıdır. Bu yapı; medya, siyaset, eğitim, din ve spor gibi pek çok alanda kendini yeniden üretmektedir.

Raewyn Connell
Görsel Kaynağı: insidestory.org.au
Kadınlık performansı, bu hegemonik erkeklik zemininde var olur. Toplumun yücelttiği erkeklik karşısında kadınlık hep “öteki” olarak konumlanmaktadır. Zayıf, kırılgan, korunmaya muhtaç ve pasif… Toplumsal cinsiyet rol kalıpları ev içerisindeki iktidarı kadına yüklemekte kadın çalışıyor olsa da “evin korunaklı alanına döndüğünde kadının yeri mutfağı, banyosu ve çocuklarının yatak odasıdır anlayışı” toplumda var olmaktadır. Kadın evin içerisinde yemeği en iyi yapan, çamaşırı en beyaz yıkayan, çocuklarını en çok düşünen ve beslenmeleriyle ilgilenen, tasarruf ederek ailesinin kalkınmasına katkıda bulunan kişi olarak ev işleriyle ilgili son sözü söyleme erkine ve iktidarına sahip olandır. Ev iç işlerinin otoritesi kadına yüklenmekte bunun aksine hanenin dış yaşamdaki iktidar temsilcisi ise erkek olarak konumlanmaktadır. Kadının özne değil, nesne olarak yer aldığı tüm temsillerde bu güç ilişkisini görmek mümkündür.
Kadınlık performansının medyada temsili
Medya, toplumsal cinsiyet rollerinin sahnelendiği en güçlü alanlardan biridir. Kadınların sesi ya eksik çıkar ya da tamamen sessizleştirilir. Kadın karakterler sıklıkla ilişkilere, güzelliğe ya da anne olmaya indirgenmektedir. Buna karşılık erkek karakterler ise eyleyen, değiştiren ve belirleyen olarak temsil edilmektedir.
Medya, gerçekliği olduğu gibi yansıtmaktansa onu yeniden üreten ve dönüştüren bir temsil aracı olarak öne çıkmaktadır. Medya, bu dönüşümde belirleyici bir aktör olarak öne çıkarken; reklam, televizyon dizileri, filmler ve sosyal medya içerikleri aracılığıyla post feminist temsiller yaygınlaşmakta; kadın kimliği, bireyselleşmiş, ticarileşmiş, metalaşmış ve tüketim odaklı bir formda yeniden üretilmekte ve dönüştürülmektedir. Kadınların medyada yer alış biçimi ise çoğunlukla onları ikincil olarak konumlandıran kalıplar etrafında şekillenmektedir. Bu temsiller, kadına dair ataerkil değerleri meşrulaştırmakta; toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üretmektedir.

Toplumsal cinsiyetin inşa edildiği medya anlatılarında kadınlar, toplumsal cinsiyet rol ve kalıpları çerçevesinde var olurlar. Kadınlar ağlayabilir ama öfkelenemez, güçlü olabilir ama “fazla sert” olmamalıdır. Kadınlar çalışabilir ama başarıları “şans” ya da “duyarlılık”la açıklanmaktadır.
Tüm bu temsiller, kadınlara sahnede oynayacakları rollerin sınırlarını çizer. Bu sınırlar, sadece görünüş ya da davranışla ilgili değildir. Kadının sesinin tonu, bakışının süresi ve hatta suskunluğunun biçimiyle de ilişkilendirilmektedir.
Kadınlık performansı bu medya sahnesinde tekrar tekrar oynanır, izlenir ve meşrulaştırılır.
Sahneye direnmek: Kadınlık performansını bozmak
Peki, bu performans sahnesi nasıl bozulur? Butler, toplumsal cinsiyetin performatif olduğunu savunur. Bu performatiflik, aynı zamanda değişimi mümkün kılar. Toplumsal cinsiyet rolleri, tekrarla var olur; bu tekrarlar değiştiğinde normlar da sarsılır. Rolü yeniden kuran, sahneyi de dönüştürür.

Kadınlar sadece ağladıklarında değil, bağırdıklarında da temsil edilmelidir. Toplumsal cinsiyet temsili, kurban kadın imgesinin ötesine geçmelidir. Kadınlar fail olarak da görünür olmalıdır. Yalnızca anne değil, toplumsal yapının aktif bir bireyi olarak da yer almalıdırlar.
Ancak bu şekilde toplumsal cinsiyet rolleri ve performans kalıpları değişebilir.
Kadınların kendi hikâyelerini yazması, kamusal alanda daha fazla yer alması, medyada üretici konumda olması bu yüzden önemlidir. Kadınların kendi bedenleriyle, kimlikleriyle, hikâyeleriyle sahneye çıkması; yalnızca temsilin değil, toplumsal düzenin dönüşümüdür.
Toplumsal cinsiyet sahnesini biz kurar, biz dönüştürürüz!
Toplumsal cinsiyet, sabit bir kimlik değil; sürekli yeniden oynanan bir roldür.
Ve bu rol, her tekrarında ya pekişir ya da bozulur.

Judith Butler’ın “Kimlik, performanstır” yaklaşımı ile Raewyn Connell’ın “Erkeklik bir iktidar sistemidir” sözü birleştiğinde; sahnede hangi rollerin kimler tarafından yazıldığı, hangi alkışların kime yöneldiği çok daha görünür olmaktadır. Bu yüzden artık kadınlık, bir rol olarak oynamamız gereken bir kimlik değil; yeniden yazmamız gereken bir var oluş olarak ortaya çıkmalıdır.
Kaynak:
Butler, J. (1988). Performative acts and gender constitution: An essay in phenomenology and feminist theory. Theatre Journal, 40(4), 519–531
Aybakan Saliya, D. (2017). Judith Butler ve postmodern feminizm. Kibele Yayınları.
Sanay, Y., & Şener, G. (2021). Kristal Elma ödüllü televizyon reklâmlarında toplumsal cinsiyet temsil ve rolleri üzerine bir içerik analizi. Süleyman Demirel University VisionaryJournal, 12(32), 1297–1315. https://doi.org/10.21076/vizyoner.896906
Butler, J. (2014). Cinsiyet belası: Feminizm ve kimliğin altüst edilmesi (B. Ertür, Çev.). Metis Yayınları. (Orijinal eser 1990’da yayımlanmıştır.)
Connell, R. W. (2005). Masculinities (2nd ed.). University of California Press.














