Histeri, kadınları bastırmanın tıbbi kılıfı mıydı? Antik dönemden günümüze histeri kavramının cinsiyetçi tarihine bir bakış.
Kimbilir kaç kere “Histerik kadın!” tabirini duyduk ancak bu kelimenin ne ağırlığını ne de geçmiş hikayesini gözden kaçırdık. Histeri, tarihte kadın bedeni ve cinselliği ile ilişkilendirilen bir klinik durum olarak ortaya çıkmıştır. Herkeste ortaya çıkabilen bir durum olarak sınıflandırılmadan önce, rahme sahip bireyleri etkileyen cinsiyete özgü fiziksel bir rahatsızlık olarak görülmüştür.
Antik dönemlerde histeri: “Dolaşan Rahim” Teorisi
Antik Mısır ve Yunan kültürlerinde bu terimi ilk kullanan kişi Hipokrat’tı. Bu zamanlarda histerinin başlıca sebebi cinsel yoksunluk olarak bilinmekteydi. Belirtiler arasında şişkin karın, nefes darlığı, yutma güçlüğü, soğuk uzuvlar, ani ağlama/gülme, kasılmalar ve düzensiz kalp atışı yer alıyordu. Tedavi genellikle rahmin “yeniden konumlandırılması” tekniklerini içeriyordu, bunu yazarken bile bu tedavinin ne kadar korkunç olduğunu akıl edemiyorum.

Orta Çağ’da Histeri: Şeytan, günah ve kadın
Hristiyanlığın gelişinden Orta Çağ’a kadar ise, histeri cadılık ve şeytani ele geçirilme gibi olgularla ilişkilendirilmiştir. Bu dönemde kadın, fiziksel olarak “eksik erkek” olarak görülüyordu, günahkar ve kusurlu varlıklar olarak tanımlanıyordu. 13. yüzyıldan itibaren zihinsel bozuklukların çoğu şeytani etkilerle açıklanmış, histerik kadınların “tedavisi” ise çoğunlukla bir tür cezalandırma olan egzorsizm yoluyla olmuştur.
Aydınlanma’dan Freud’a: Histeri bilimleşiyor
Paracelsus (1493–1541) histeriyi cinsel arzularla ilişkili bir “çılgın dans” olarak tanımlamıştır. Bu yaklaşım histeriyi kadınlık ve cinsellikle doğrudan bağdaştırmıştır. Aydınlanma Çağı’nda, büyücülük tıbbi bir mesele haline gelmiş; akıl hastalıkları bilimsel bakışla ele alınmaya başlanmıştır. Histeri, dönemin en karmaşık hastalıklarından biri olarak karşımıza çıkmıştır.
18. ve 19. yüzyıllarda, histeri en sık teşhis edilen “bozukluklardan” biri haline gelmişti. Modern tıpta histeri ilk kez Jean-Martin Charcot (1825–1893) tarafından ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır. Freud, Paris’te Charcot’nun derslerine katılarak onun teorilerini temel almış böylece histerinin fiziksel değil, psikolojik kökenli olduğunu öne sürmüştür.

Freud’un histeriye yaklaşımı ve cinsiyetçi çözümlemeler
Bu yaklaşım, bilinçdışı, çatışma, travma, savunmalar gibi psikanalizin temel kavramlarıyla birleşti. Freud, başta histerinin çocuklukta yaşanan gerçek cinsel travmalarla ilişkili olduğunu düşünmekteydi. Sonrasında bu olayların hayali olduğunu savunarak odağını çocukluk fantezilerine kaydırdı. Freud’a göre kadınlar, “kastrasyon kompleksi” nedeniyle histeri geliştiriyordu. Ve bu açıklama sonrası histeri, erkeklerin kadınlarda anlayamadığı ya da baş edemediği her şeyi hastalık olarak tanımlamasının bir yolu haline geldi. Tedavi yöntemleri arasında pelvik masaj, zorunlu istirahat, hatta evlilik yer alıyordu. Aşırı vakalarda rahmin alınması uygulanıyordu.
Tıbbi tanıdan toplumsal baskıya: Histeri bir denetim aracı
Kadınların histeriyle ilişkilendirilmesi, erkek egemen toplumun kadınlar üzerindeki kontrolünü tıbbi olarak meşrulaştıran bir araç haline geldi. Kadınların duygusal ve fiziksel durumları “aşırı tepkisel” ve “dengesiz” olarak tanımlanmaktadır. “Normal” kadın olmanın yolu ise evlilik, doğurganlık ve cinsel itaatle paralel hale geldi.
Güncel eleştiriler: Histerinin cinsiyetsizleştirilmesi
Se-duction is not sex-duction: Desexualizing and de-feminizing hysteria (2022) makalesi, histerinin geleneksel tanımının indirgemeci yapısını konu alır. Bu yaklaşımın günümüzdeki geçersizliğine dikkat çeker. Yazarlar, histeri kavramını cinsiyetleştirilmiş ve cinselleştirilmiş çerçevesinden kurtarma amacındadır. Bu kavramı daha geniş bir tanımla ortaya koymaktadır. Bu psikopatolojik durumun temelinde cinsellik veya kadın olmadığını savunurlar.

Makaleye göre histerinin asıl sebebi “varoluş eksikliği”dir. Bu eksiklik, kişiyi başkalarının ilgisini çekmeye ve görünür olmaya yönlendirir. Bu bağlamda, histeriyi tanımlarken sıkça kullanılan baştan çıkarma tabiri cinsel bir anlam taşımaz. Aksine bir görünme, onaylanma ve etkileme çabasıdır. Yazarlar, histerinin yalnızca kadınlara özgü olmadığını, erkeklerde de farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgular. Histeri, kişinin kendi varoluşsal boşluğunu başkalarının bakışı ve ilgisiyle doldurmaya çalıştığı bir durumdur.
Sessizliğe zorlanan kadınların çığlığı: Histeri
Histeri; kadınların entelektüel, fiziksel ve ahlaki olarak yetersiz görülmesini meşrulaştırmak için kullanılan bir güç aracı olarak tarihte karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde bu anlayış şekil değiştirmiş olsa da etkisini sürdürmektedir. Kadınların ağrıları, hâlâ “duygusal, deli, histerik” gibi sıfatlarla açıklanmakta ve küçümsenmektedir. Ancak yüzyıllardır ‘histerik’ diyerek susturulan kadınlar artık susmuyor. Çünkü kadınların ağrıları, psikopatolojik bir semptom değil, ataerkil sisteme karşı yankılanan bir direniştir.
Kaynakça:
Mancini, M., Scudiero, M., Mignogna, S., Urso, V., Stanghellini, G. (2022) Se-duction is notsex-duction: Desexualizing and de-feminizing hysteria. Frontiers in Psychology.
Menand, L. (2017). Why Freud survives. The New Yorker.
Neufeld, E., Izadi, K., Simmons, M. & Wall, V. (yıl bilinmiyor). The Feminine Voice in Freudian Theory of Psychoanalysis. In Psychological Roots: Past and Present Perspectives in the Field of Psychology (Bölüm 12). BCcampus Press.
Sine, Ş. (2015, 18 Eylül). On the sexist etimology of “hysteria,” and what academia did about it.














