2010’lu yıllar boyunca feminizm, iş dünyasında başarı ve bireysel güçlenme söylemleriyle iç içe geçmiş durumdaydı. Girlboss kavramı, kadınların daha iddialı olmalarını, daha fazla sorumluluk almalarını ve erkek egemen kurumsal yapılarda yukarı doğru tırmanmalarını teşvik eden bir motivasyon dili sundu. Ancak 2026 itibarıyla bu yaklaşımın ciddi biçimde sorgulandığı görülüyor. Bloomberg’de yayımlanan bir analiz, bu dönüşümü “burnout (tükenmişlik) feminizmi” kavramıyla tanımlayarak girlboss anlayışının yıpratıcı yönüne dikkat çekiyor.
Girlboss kavramı neden yaralayıcı?
Bloomberg’e göre girlboss feminizmi, kadınlara her şeyi başarabilecekleri mesajını verirken, başarısızlık hissini de bireysel bir sorun gibi konumlandırıyor. Bu şekilde uzun çalışma saatleri, güvencesiz istihdam, bakım emeğinin eşitsiz paylaşımı ve duygusal yük gibi yapısal problemler sistemsel meseleler olmaktan çıkarılarak; kadınların kişisel dayanıklılığına bağlanıyor. Bu durum, birçok kadın için güçlenme vaadinden çok, kronik yorgunluk ve suçluluk duygusu yaratmaya devam ediyor. Bu söylemin ideolojik arka planında, 2013’te yayımlanan ve küresel ölçekte büyük etki yaratan Lean In kitabı önemli bir yer tutuyor.
Kitap, kadınları iş hayatında daha görünür olmaya ve liderlik pozisyonlarını hedeflemeye çağırıyordu. Ancak eleştirmenler, bu yaklaşımın sınıf, ırk, bakım sorumlulukları ve güvencesizlik gibi faktörleri yeterince hesaba katmadığını savundu ve bu kavramın ayrıştırıcı bir yapıya sahip olduğunu vurguladı. Zamanla bu eleştiriler yalnızca akademik çevrelerde değil, gündelik feminist tartışmalarda da daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.

Görsel kaynak: volcanicas.com
Tükenmişlik feminizminin kapitalist sisteme başkaldırısı
Pandemi sonrası dönemde yaşanan ekonomik dalgalanmalar ve artan yaşam maliyetleri, kırılmaları daha da hızlandırdı. Bloomberg analizinde yer verilen görüşlere göre, kadınlar artık daha çok çalışarak eşitliğe ulaşma fikrini ikna edici bulmuyor. Bunun yerine dinlenmenin, yavaşlamanın ve sınır koymanın politik bir anlam taşıdığı vurgulanıyor. “Burnout feminizmi”, tükenmişliği kişisel bir zayıflık değil, yapısal bir sorun olarak ele alıyor ve kariyerinde ilerleyebilmek için saatlerce çalışması gerektiği öğretilen kadınların sesine kulak veriyor.
Yeni yaklaşım, feminizmi bireysel başarı hikâyelerinden kolektif taleplere doğru yeniden konumlandırıyor. Daha kısa çalışma süreleri, esnek ama güvenceli istihdam, ücretsiz bakım emeğinin tanınması ve zihinsel sağlık politikaları feminist gündemin merkezine yerleşiyor. Uzmanlara göre bu durum, feminizmin geri çekilmesi değil; aksine kapitalist üretim kültürüyle arasına mesafe koyarak güçlenmesi anlamına geliyor.
2026’da gelinen noktada girlboss döneminin sona ermesi, feminist hareket için bir kayıp değil; önemli bir ilerleme olarak görülüyor. Tükenmişlik feminizmi, kadınlara “daha fazlasını yap” demek yerine, “daha adil bir sistem mümkün mü?” sorusunu soruyor. Bu da feminizmin sadece bireylerin değil, toplumsal yapıların dönüşümünü hedefleyen asli karakterine yeniden yaklaştığını gösteriyor. Saatlerce çalışmak istemeyen kadınları sorgulamak yerine, bunu normalleştiren sisteme karşı sorular yöneltmek ise hâlâ bizim elimizde.
Kaynakça:
Bloomberg News. (2026, 16 Şubat). Why burnout feminism is replacing the girlboss, lean-in era. Bloomberg.
Sandberg, S. (2013). Lean in: Women, work, and the will to lead. New York, NY: Alfred A. Knopf.
Görsel kaynak: gen.medium.com















