“Kadın dediğin…”
Bu iki kelime çoğu zaman basit bir tanım gibi söylenir. Ama aslında bir sınır çizer. Bu cümle kurulduğu anda kadın bir insan olarak değil, bir kalıp olarak görülmeye başlar. Nasıl davranacağı, ne kadar konuşacağı, nerede duracağı sanki önceden belirlenmiş gibidir. Kadın olmak bir varoluş değil, uyulması gereken bir role dönüşür. Simone de Beauvoir yıllar önce bunu çok net anlatmıştı: “Kadın doğulmaz, kadın olunur.”
Yani kadınlık yalnızca biyolojik değildir. Toplum tarafından öğretilir, şekillendirilir ve sınırlandırılır. Hiçbir kız çocuğu dünyaya nasıl bir kadın olması gerektiğini bilerek gelmez. Bunu zamanla öğrenir.
Öğretilen kadınlık: Kadın dediğin
Kadınlık yetişkinlikte başlamaz. Çocuklukta başlar. Kız çocuklarına küçük yaşta nasıl oturacakları, nasıl konuşacakları, nasıl gülmeleri gerektiği öğretilir. “Sessiz ol”, “uslu ol”, “fazla dikkat çekme” gibi cümleler yalnızca davranışları değil, kimliği de şekillendirir.
Erkek çocuklarına daha geniş bir alan tanınırken, kız çocuklarına ölçülü olmaları gerektiği anlatılır. Böylece kadınlık büyüyerek değil, çoğu zaman küçülerek öğrenilir. Beauvoir’ın söylediği gibi, kadın olmak doğuştan gelen bir öz değil; zamanla oluşturulan bir roldür. Kadınlar çoğu zaman kendilerini keşfetmeden önce, kendilerinden beklenenleri öğrenirler.

Makbul kadın beklentisi
“Kadın dediğin…” diye başlayan her cümle, görünmez kurallar taşır. Kadın sabırlı olmalıdır. Kadın idare etmelidir. Kadın çok öne çıkmamalıdır. Kadın kırılmamalıdır. Bu kurallara uyduğunda “iyi” sayılır. Uymadığında ise “zor”, “fazla” ya da “uyumsuz” olarak görülür. Sorun kalıplarda değilmiş gibi gösterilir; sorun hep kadındaymış gibi anlatılır. Böylece kadın sürekli kendini ayarlamak zorunda kalır.
Toplum düzeninin bozulmaması için kadının uyumlu olması beklenir. Kadın sustuğunda ortam sakinleşir. Kadın idare ettiğinde sorunlar ertelenir. Kadın geri çekildiğinde kimse sorumluluk almak zorunda kalmaz. Bu rahatlığın bedeli ise kadının içinde birikir.
Kadına yüklenen toplumsal roller ve bakış
Kadının sessizliği yıllarca erdem olarak anlatıldı. Sabırlı olmak, alttan almak, idare etmek övüldü. Oysa çoğu zaman bu bir seçim değil, zorunluluktur. Konuşan kadın “fazla”, itiraz eden kadın “zor” olarak görülür. Böylece susmak, kadın için güvenli bir yol gibi sunulur. İlişkilerde de benzer bir durum vardır. Duygusal emeğin büyük kısmı kadına yüklenir. Hatırlayan, düşünen, toparlayan, anlayan çoğu zaman kadındır. Erkek yorulabilir; kadın dayanmalıdır. Kadının vazgeçmesi bencillik sayılır, katlanması ise erdem. Bu yük çoğu zaman romantikleştirilir ama paylaşılmaz.
Beauvoir’a göre kadın tarih boyunca “öteki” olarak görülmüştür. Erkek norm kabul edilirken, kadın hep açıklanması gereken taraf olur. Erkek sadece “insan”dır; kadın ise sürekli “kadın” olarak tanımlanır. Bu yüzden kadınlık çoğu zaman doğal bir varoluş değil, bir rol gibi yaşanır.
Güç ama fazla değil: Toplumun kadından bekledikleri
Toplum kadından güçlü olmasını ister ama bu gücün kimseyi rahatsız etmemesi beklenir. Başarılı olabilir ama iddialı görünmemelidir. Kendine güvenebilir ama meydan okumamalıdır. Güçlü olabilir ama “fazla” olmamalıdır. “Kadın dediğin…” cümlesi tam olarak bu sınırı çizer. Kadının ne kadar ileri gidebileceğini belirlemek ister. Gücünü kabul eder gibi görünür ama kontrol altında tutmaya çalışır. Böylece kadın varlığını sürekli dengelemek zorunda kalır.

Cümleyi değiştirmek
Dil yalnızca anlatmaz; şekillendirir. Kadını daraltan cümleler tekrarlandıkça daralan sadece kelimeler değil; hayatın kendisi olur.
“Kadın dediğin…” diye başlayan her söz kadına bir şart koyar. Oysa var olmak için şart gerekmez. Kadın bir rol değildir. Bir sembol, bir metafor ya da sabrın tanımı değildir. Kadın yaşayan bir insandır. Bu yüzden artık cümleyi değiştirmek gerekir.
Kadın dediğin değil. Kadın olan. Belki de en başa dönmek gerekir: Kadın doğulmaz, kadın olunur. Ama bu oluş, başkalarının çizdiği kalıplara sığmakla değil; kendi sesini bulmakla başlar.
Kaynakça:
Beauvoir, S. de. (2019). İkinci cins (Çev. G. Acar Savran). Koç Üniversitesi Yayınları. (Orijinal çalışma 1949 yılında yayımlanmıştır.)















