Yazar: 3:00 pm İnceleme-Eleştiri

İklim değişikliği: Su krizi, eşitsizlik ve kadınların görünmeyen mücadelesi

İklim değişikliği, yalnızca çevreyle ilgili bir sorun değildir; toplumsal adaletin, eşitliğin ve insan haklarının da temelini sarsar. UN Women’ın ifadesiyle, “İklim değişikliği cinsiyetten bağımsız değildir.” Çünkü iklim değişikliğinin sonuçları herkesi eşit şekilde etkilemez: Kadınlar, özellikle suya erişim, gıda güvenliği ve sağlık gibi temel yaşam alanlarında çok daha fazla risk altındadır.

Suyun azaldığı bir dünyada kadınların artan yükü

UN Women’ın 2025 tarihli Climate Gender Action Plan ve Gender Equality and Climate Policy Scorecard raporlarına göre, su döngüsündeki bozulma ve su kaynaklarının tükenmesi, kadınların hayatını derinden etkiliyor. Dünya genelinde 2,2 milyar insan hâlâ güvenli içme suyuna erişemiyor ve bu hanelerin yüzde 80’inde su toplama sorumluluğu kadınlara ve kız çocuklarına ait. Bu durum yalnızca fiziksel bir yük değil; eğitim, istihdam ve sağlık haklarını da doğrudan kısıtlıyor.

Su krizinin toplumsal cinsiyet boyutu, özellikle kız çocuklarının hayatını derinden etkiliyor. Suya erişim kısıtlandığında, ilk önce onların eğitim ve oyun hakkı elinden alınıyor. Çünkü birçok toplumda evin su temini, kız çocuklarının “görevi” olarak görülüyor. UNICEF WASH ve CEED Direktörü Cecilia Sharp, bu gerçeği şöyle özetliyor:

“Bir kız çocuğu, evine su götürmek için attığı her adımda öğrenme, oyun ve güvende olma imkânlarından bir adım uzaklaşıyor. Evde su, tuvalet ve el yıkama olanaklarının olmaması, kız çocuklarının potansiyelinden çalıyor, sağlıklarını tehlikeye atıyor ve yoksulluk döngülerini kalıcı hale getiriyor. WASH programlarının tasarlanması ve uygulanması aşamalarında kız çocuklarının ihtiyaçlarının dikkate alınması; su ve sanitasyona evrensel erişimi tesis etmek ve toplumsal cinsiyet eşitliği ve güçlenmeyi sağlamak bakımından kritik önem taşıyor.”

Bu ifadeler bize gösteriyor ki su krizi yalnızca bir altyapı ya da teknik problem değil; çocukların, özellikle de kız çocuklarının geleceğini çalan bir toplumsal adalet sorunu.

Görsel Kaynağı: mamajava.com

Kadınlar, su kaynakları azaldığında daha uzak mesafelere yürümek, suyu depolamak ve evdeki kullanımı yönetmek zorunda kalıyor. Bu süreçte yaşadıkları zaman kaybı, onların ekonomik üretkenliğini azaltırken toplumsal katılım fırsatlarını da engelliyor. UN Women’ın raporu, su krizinin kadınlar üzerinde çifte yük yarattığını ortaya koyuyor: Hem su kıtlığının doğrudan etkilerine maruz kalıyorlar hem de çözüm arayışlarında görünmez kalıyorlar.

Su krizi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor

İklim değişikliğiyle birlikte kuraklık, seller ve su kirliliği artarken bu olaylardan en çok etkilenenler tarım ve ev içi su yönetiminde aktif rol oynayan kadınlar oluyor. UN Women’ın Gender Equality and Climate Policy Scorecard ve Climate Gender Action Plan raporlarına göre, su krizinin toplumsal cinsiyet etkileri belirgin ve belgelenmiştir.

  • Su stresi yaşanan bölgelerde kadınların eğitim oranı ciddi biçimde düşüyor.
  • Kadınlar, suya erişimde erkeklere kıyasla daha uzun mesafeler kat ediyor ve bu durum gelir getirici faaliyetlerde yer alma oranlarını azaltıyor.
  • Su temini için harcanan zaman, kadınların sağlık hizmetlerine erişimini sınırlıyor ve psikolojik yüklerini artırıyor.

Bu veriler, suyun yalnızca bir doğal kaynak değil; aynı zamanda toplumsal eşitsizliğin en somut göstergelerinden biri haline geldiğini ortaya koyuyor.

İklim politikaları kadınların deneyimini görmezden geliyor

UN Women verilerine göre, iklim politikalarında karar verici pozisyonlarda kadın oranı hâlâ yalnızca yüzde 24. Bu durum kadınların bilgi, deneyim ve ihtiyaçlarının iklim politikalarına yeterince yansımadığı anlamına geliyor. Oysa kadınlar, suyun korunmasında, yerel üretim ağlarının sürdürülmesinde ve iklim krizine karşı toplumsal dayanıklılığın sağlanmasında kilit rol oynuyor.

İklim değişikliğini toplumsal cinsiyet perspektifinden değerlendirmeyen politikalar, krizin etkilerini daha da büyütüyor. Kadınların katılımı olmadan alınan kararlar, genellikle kısa vadeli ve sürdürülemez çözümler üretiyor.

Türkiye: Su krizinin eşiğinde

Türkiye’de son yıllarda su krizi giderek daha görünür hale geliyor. Baraj doluluk oranları her yıl düşüyor, yeraltı suyu seviyeleri azalıyor ve kuraklık birçok bölgede ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu tablo, yerel yönetimleri su kesintileri uygulamaya ve vatandaşları tasarrufa çağırmaya itiyor. Ancak bu çağrılar, çoğu zaman toplumsal cinsiyet perspektifinden değerlendirilmediği için, kadınları orantısız şekilde etkiliyor.

Ev içindeki su kullanımı, bakım, temizlik ve hijyen sorumluluklarının büyük ölçüde kadınlara yüklenmesi, su kesintilerinin kadınların günlük yaşamını daha da zorlaştırdığı anlamına geliyor. Su temini için alternatif yollar aramak, hijyen koşullarını korumaya çalışmak ve ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamak kadınların görünmeyen emeğini artırıyor. Kısacası, barajlardaki azalan suyun yükü, en çok kadınların omzuna biniyor.

Su tasarrufu kampanyaları genellikle bireysel sorumluluğu öne çıkarıyor: “Musluğu kapatın”, “Daha kısa duş alın” gibi mesajlar sıkça duyuluyor. Ancak aynı dönemde bir madenin, bir şehrin toplam su tüketiminin yüzde 10’unu harcadığının ortaya çıkması, kamuoyunda büyük tepki yaratmıştı. Bu durum, su krizinin temel nedeninin bireysel alışkanlıklardan çok, sistematik politika eksikliklerinden ve kurumsal sorumsuzluktan kaynaklandığını açıkça gösteriyor.

Deprem sonrası dönemde tablo daha da ağırlaştı. Özellikle Hatay, Kahramanmaraş, Malatya ve Gaziantep gibi illerde kadınların suya ve hijyen ürünlerine erişimi ciddi biçimde kısıtlandı. Altyapının hasar görmesiyle temiz suya ulaşmak güçleşti; bu da kadınların bakım, temizlik ve hijyen yükünü katbekat artırdı. Suya erişimdeki bu eşitsizlik yalnızca fiziksel bir yük değil, aynı zamanda kadınların sağlık, eğitim ve istihdam olanaklarından geçici olarak uzaklaşmasına da neden oldu.

Görsel Kaynağı: unicef.org

Kadınlar sadece etkilenen değil, çözüm üreten aktörlerdir

“İklim değişikliği insan eliyle yaratılmış bir krizdir; çözümü feminist bir bakış gerektirir.”
Mary Robinson, Birleşmiş Milletler Eski İnsan Hakları Yüksek Komiseri

İklim kriziyle mücadelede kadınların karar mekanizmalarına dahil edilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Kadınların yerel bilgi birikimi, su yönetimi pratikleri ve topluluk dayanışması deneyimleri, sürdürülebilir çözümler için büyük bir potansiyel taşıyor.

UN Women’ın çağrısında belirtildiği gibi, COP30, yani 30. Taraflar Konferansı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında düzenlenen yıllık zirvelerden biridir. Bu zirveler, dünya genelinde iklim politikalarının yönünü belirleyen en önemli karar mekanizmalarıdır. 2025 yılında yapılacak COP30, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan yeni Gender Action Plan (GAP)’in kabul edileceği kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkmaktadır.

UNFCCC’nin Gender Action Plan (GAP) belgesi, iklim eylemlerinin herkes için adil işlemesini sağlamak üzere hazırlanan bir strateji planıdır. GAP, toplumsal cinsiyet bakış açısının iklim değişikliğine uyum, azaltım, finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme alanlarının tamamına entegre edilmesini hedefler. Başka bir deyişle, kadınların iklim kararlarında sadece etkilenen değil, aynı zamanda lider ve çözüm üreten aktörler olmasını sağlayan bir rehberdir.

İlk GAP 2017’de kabul edilmişti; COP30’da ise bu planın güncellenmiş hali, yani ikinci revizyonu onaylanacak. Bu belge, önümüzdeki on yıl boyunca küresel iklim eylemlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinden nasıl şekilleneceğini belirleyecek. Dolayısıyla, COP30 yalnızca iklim politikalarının değil, iklim adaletinin geleceği açısından da büyük önem taşıyor. COP30’da oluşturulacak güçlü bir Gender Action Plan, toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim eyleminin merkezine yerleştirmeyi hedefliyor. Kadınların bilgi, emek ve liderliği olmadan ne iklim adaleti sağlanabilir ne de sürdürülebilir bir gelecek mümkün olabilir.

Sonuç: Su, kadınların yükü değil, ortak sorumluluğumuz olmalı

İklim değişikliği cinsiyette taraflıdır; çünkü suyun azaldığı, iklimin değiştiği her yerde kadınların emeği, sağlığı ve yaşam hakkı risk altındadır. Bu nedenle, su politikaları ve iklim eylem planları kadınların sesini merkeze almalı. Kadınların deneyimlerinden öğrenmek, yalnızca adaletli değil, aynı zamanda daha etkili bir iklim politikası inşa etmenin de tek yoludur.

Kaynakça:

The climate change Gender Action Plan: What’s at stake at COP30 | UN Women – Headquarters 

Gender equality and climate policy scorecard | UN Women – Headquarters

Su Sanitasyon Krizinden En Çok Etkilenenler; Kadınlar ve Kız Çocukları | UNICEF Türkiye 

Transforming Water Security through Women’s Leadership – FP Analytics 

UN Women. Progress of the World’s Women Fact Sheet: Gender Equality and Climate Policy Scorecard. (2024)

Birleşmiş Milletler Su Raporu. (2022)
The United Nations World Water Development Report 2022: groundwater: making the invisible visible 

Kapak Görseli: fpanalytics.foreignpolicy.com

Visited 34 times, 1 visit(s) today
Close