Toplumsal cinsiyet rolleri, kadınların gündelik yaşamlarının büyük bir bölümünü görünmeyen emek biçimlerinde geçirmelerine sebep olmuştur. Evin içerisindeki işler, bakım emeği ve duygusal emek gibi alanlar, çoğu zaman ekonomik değer atfedilmeyen, görülmeyen ancak toplumsal yaşamın sürekliliğini sağlayan önemli faaliyetler bütünüdür. Bu emek biçimlerinin görünmezliği, yalnızca kadınların üretim sürecindeki katkısını görünmez kılmakla kalmaz; aynı zamanda bireyin kendine ayıracağı zaman kavramını da zedeler. Dolayısıyla bireysel gelişim ve yaratıcılık için gerekli zamanı edinmelerini de engellemektedir.
Görünmeyen emek nedir?
“Görünmeyen emek, hane içinde kadınlar tarafından yapılan ve karşılığı ödenmeyen işlerin bütününü ifade eder. Bu emeğin görünmeyen emek olmasının en önemli nedeni, ücretlendirilmemiş olmasıdır.” Bu bağlamda görünmeyen emek, hayatı sürdüren ama çoğu zaman fark edilmeyen işleri kapsamaktadır. Yemek yapmak, evi temizlemek, çocuk veya yaşlı bakımı… Bunlar ve daha fazlası ne maaş karşılığında yapılır ne de bir teşekkür alır. Ama yapılmadığında ise hayat aksar. Bu emek biçiminin “görünmez” olmasının üç temel nedeni vardır:
Ekonomik ölçüm dışı kalması
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) gibi ulusal hesap sistemleri yalnızca ücretli emeği dikkate alır. Kadınların ücretsiz bakım ve ev içi işlerine harcadığı zaman, ekonomik değere sahip olmasına rağmen resmi istatistiklerde yer almaz.

Toplumsal normlar
Ev içi emeğin “doğal olarak kadın işi” olarak görülmesi, bu emeğin iş değil, sorumluluk olarak algılanmasına yol açar.
Bu işler genellikle parça parça günün her saatine yayılır; bu nedenle ne kadar süre harcandığı, birey tarafından bile çoğu zaman fark edilmez
Zaman yoksulluğu
Zaman yoksulluğu kavramı, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak, dinlenecek ve kişisel gelişim sağlayacak boş zamana sahip olamaması durumunu açıklamaktadır.Bu kavram, ilk olarak 1990’lardan itibaren feminist iktisat literatüründe yaygınlaşmış ve özellikle kadınların görünmeyen emek yükü ile ilişkilendirilmiştir. Kadın, evde ücretsiz çalışırken aynı zamanda iş hayatında da yer alıyorsa bu bağlamda çifte mesai yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Araştırdığım verilere göre, kadınların erkeklere kıyasla günde ortalama 2–5 saat daha fazla ücretsiz ev içi emek harcadığını gösteriyor (OECD, 2020). Bu fark, kadınların ücretli işte çalışma sürelerini, eğitim olanaklarını, sosyal hayata katılımını ve en önemlisi kendilerine ayıracakları zamanları doğrudan kısıtlamaktadır. Feminist iktisatçılar bu durumu “zaman yoksulluğu” kavramıyla ifade etmektedir.
Neden görünmez ?
Çünkü toplumsal cinsiyet rolleri, yapılan işleri “kadının yapması gereken doğal görevi” gibi göstermektedir. Bir kadının yemek yapması, çocuğuna bakması çoğu zaman kadının görevi gibi lanse edilir,normal, hatta olması gereken olarak sayılır. Buradaki asıl mesele emeğin görünmezliğinde ve değersizleştirilmesinde yatar.
Kendine ait bir saat
Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda’da bir kadının yazabilmesi için iki şeye sahip olması gerektiğini söyler: maddi güvence ve kendine ait bir oda. Fakat Woolf’un “oda”sı yalnızca duvarlardan ibaret değildir. O oda, kapısı kapalı, kimsenin bölmediği, rahatsız etmediği, zihnin özgürce dolaşabildiği zamansal bir sığınak olarak tanımlayabiliriz. Yaratıcı üretim, ancak bu kesintisiz zaman içinde gerçekleşebilir. Bugün, kadınların büyük bölümü hâlâ bu zamana sahip değil.

Görsel Kaynağı: sanatsalhareketler.com
Görünmeyen emek yükü -ev işleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, duygusal emek- günün her saatinde kendisini gösterir. Parça parça bölünen bu zaman, derin bir odaklanmayı imkânsız kılar. Bir roman yazmak, bir araştırma tamamlamak ya da yalnızca oturup düşünebilmek… Tüm bunlar “kendine ait bir saat”in lüksüne bağlıdır. Günümüzde kadınların ihtiyacı olan, belki de öncelik olarak “kendine ait bir saattir.” Kimsenin bir talepte bulunmadığı, rahatsız edilmediği, alanına saygı duyulduğu, yapılacak işlerin zihnini yormadığı bir saat…
Kaynak:















