Kadınların yazamamasının görünmeyen sebebi: mekân ve zaman eşitsizliği
Kadınlar 100 yıldır yazmak için kendilerine ait bir oda arıyor. Virginia Woolf’un çağrısı hâlâ güncelliğini koruyor: Ekonomik özgürlük ve kişisel alan, yaratıcı sesin ilk şartı.
Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’sı, feminizmin önemli mihenk taşlarından biridir. Bir kadın yazmak istiyorsa eğer, kendine ait bir odası ve parası olması gerektiğini söyler. Kadınların düşünsel ve ekonomik özgürlükleri, onlara yazma imkânı veren en önemli etmenlerdir. Ekonomik bağımlılığı olan bir kadın, muhtemelen buna karşılık başkasının bakım sorumluluğunu üstlenmiş, ev emeğiyle meşguldür. Bu aslında hiç mesaisi bitmeyen bir görünmez emektir. 24 saat boyunca emeği bölünmüş bir kadın, yazmaya, yaratmaya, düşünmeye vakit bulamaz.
Bunun yanında, bir kadının kendine ait bir odası yoksa eğer, bulunduğu her alan ortak alandır. Kadının tek başına kalamadığı, dikkatinin sürekli çeşitli nedenlerle bölündüğü salonda yaşamının büyük bir kısmını geçirmesi muhtemeldir. Bu durumda, kendilerine ait olmayan bir para, bir oda ve kendilerine harcayamadıkları bir zamana sahiptirler. Kendine ait bir oda, sadece fiziksel değil; zihinsel, zamansal ve düşünsel bir bağımsızlık alanıdır.

Görsel kaynağı instagram.com
Shakespeare’in kız kardeşi neden hiç Yazamadı?
Woolf bu noktada, tarihin hiç yazmadığı kadınlardan bahseder. Belki eline kalem dahi almamış kadınlardan. Bu kadınlar belki hiç var olamadı, tarihe geçmedi. Ama bir kadının hiç üretmemesi, onun sanatsal zekâsından, yaratıcılığından, yazarlığından, belki de ressamlığından bir şey götürür mü? Var olmaması, var olmayacağı anlamına gelmez. Belki başka bir kadının içinde yeniden var olacaktır ve tarih, onu bu sefer görmezden gelemeyecektir.
Tıpkı Shakespeare’in kız kardeşi Judith gibi. Kalemi kuvvetli, dili kıvrak ve sonsuz bir hayal gücüne sahip olan Judith, ağabeyiyle aynı yeteneklere sahiptir. Ancak tek bir farkla: Judith bir kadındır. Bu sebeple okuyamadık hiçbir oyununu ya da şiirini. Ancak endişelenecek bir şey yok, çünkü Woolf bu kadının yeteneklerinin bütün kadınlara paylaştırıldığını söyler. Judith’in sesi, kalem tutamamış kadınların, susturulmuş düşüncelerin mirasıdır. Bugün, tek bir kelime dahi yazan, düşünen ve düşüncesini paylaşma cesareti gösteren her kadının içinde atar.
Bu sadece bir miras değil, her kadının sahip çıkması gereken bir sorumluluktur. Çünkü eğer kadınlar yazmazsa, yine susturulan, unutulan, yitip giden Shakespeare’in kız kardeşlerini anmaya devam edeceğiz. Kadınların anlatmaya fırsat bulamadığı tarihi, yine başkaları yazacak. Bu yüzden Woolf, kitabın sonunda kadınlara yalvarırcasına seslenir: Her konuda yazın. Ne kadar önemsiz görünürse görünsün, tembellik etmeyin. Konunun ağırlığından ürkmeyin. Bilim, felsefe, gezi yazısı, kurmaca, şiir… Ne olursa olsun yazın. Çünkü kitaplar birbirinden beslenir. Çünkü susmak, mirasımızı reddetmektir. Bu sebeple, Woolf’un dediği gibi: Lütfen yazın.

Görsel kaynağı 10layn.com
Virginia Woolf’un 100 yıllık çağrısı: kadınlar için ne değişti?
Virginia Woolf, bu metni 1929 yılında yazdı. Şöyle der:
“Eğer bir yüzyıl daha yaşarsak… ve her birimizin eline yılda 500 pound geçerse, kendimize ait odalarımız olursa, düşündüğümüzü yazacak cesarete sahip olursak; o zaman Shakespeare’in kız kardeşi yeniden doğacaktır.”
O günden bu yana neredeyse yüz yıl geçti. Şimdi 2025’teyiz. Yani Woolf’un çizdiği o yüzyıllık vadeye sadece dört yıl kaldı.
Biz bu süre zarfında gerçekten onun hayal ettiği dünyayı kurabildik mi? Kadınlar artık kendilerine ait odalara sahip mi? Zamanlarına, paralarına, kelimelerine sahip çıkabiliyorlar mı? Düşündüklerini cesaretle yazabiliyorlar mı? Hâlâ başkalarının manzarasına takılmış gözlerle mi bakıyoruz dünyaya? Hâlâ ortak alanlarda, dikkatimiz bölünerek, kendimize ait olmadan mı yaşıyoruz? Ve hâlâ, o ölü şairi yaşatacak cesareti kendimizde bulamıyor muyuz?
Woolf’un öngördüğü yüzyıl dolmak üzere. Belki her şey hâlâ olması gerektiği gibi değil ama artık yazan, çizen, düşünen çok daha fazla kadın var. Belki de Judith, bazılarımızın içinde çoktan doğdu bile. Ama onun yaşayabilmesi için, her gün yeniden yazmak gerek. Ve bu sefer, onu susturmamak gerek.

Görsel kaynağı 10layn.com
Kitaptan alıntılar
İngiltere’de yoksul bir çocuğun, büyük yapıtların doğduğu o entelektüel özgürlüğe kavuşma umudu, Atinalı bir kölenin oğluunkinden biraz fazladır. Ancak kadınlar, Atinalı kölelerin çocukları kadar bile entelektüel özgürlüğe sahip olamadılar.
Ben, tek bir sözcük bile yazmayan ve o kavşakta gömülü olan şairin hâlâ yaşadığına inanıyorum. Sizin içiniz de, benim için de yaşıyor ve bulaşık yıkadıkları, çocuklarını yatırdıkları için bu gece burada bulunamayan pek çok kadının içinde. Ama o yaşıyor, çünkü şairler ölmezler. Onlar süre giden varlıklardır. Bizler arasında ete kemiğe bürünüp dolaşmak için fırsatları yoktur sadece. Bu fırsatı ona vermek sizin elinizde artık diye düşünüyorum.
İnanıyorum ki bir yüzyıl kadar daha yaşarsak, hakiki hayat olan ortak hayattan bahsediyorum;…. Ve her birimizin eline yılda 500 £ geçerse, kendimize ait odalarımız olursa, düşündüğümüzü aynen yazacak cesarete sahip olursak, ortak kullanılan oturma odalarından biraz çıkabilirsek ve insanları…., gerçekle olan ilişkileri içinde görürsek; gökyüzünü, ağaçları ya da içinde ne varsa onu görürsek, Milton’un kötü ruhundan bakışlarımızı çevirirsek — çünkü hiçbir insan manzaramızı kapatmamalıdır; tutunabileceğimiz bir kol olmadığı gerçeğiyle yüzleşebilirsek, yalnız başına yol aldığımızı, ilişkimizin…. gerçeklerin dünyasıyla olduğunu bilirsek o zaman fırsat doğacak ve Shakespeare’in kız kardeşi olan ölü şair, kaç kez çıkarıp bıraktığı bedene bürünecektir….Şuna inanıyorum ki bizler onun için çalışırsak, gelecektir. Ve yoksulluk ve karanlık içinde bile olsa, böyle bir çalışma yapılmaya değerdir.
Kadın olmanın en büyük avantajlarından biri, çok güzel bir siyah kadının yanından bile onu İngiliz kadını yapmak için istek duymadan geçebilmektir.
Erkekler, kadınların kendilerinden üstün olduğunu bilirler. Bu yüzden de en zayıfları ya da en cahillerini seçerler; böyle düşünmesinler diye. Kadınların da kendileri kadar bilgi sahibi olmalarından asla korkmazlar.
Kaynak
Virginia Woolf Kendine Ait Bir Oda















