Regl, yorgunluk ve “hiçbir şey yapmama” hâli neden bireysel bir kusur gibi yaşatılıyor? Beden zamanı, biyopolitika ve doğrusal zaman rejimi üzerine feminist teori temelli bir inceleme.
Bugün hiçbir şey yapmadım. En azından zamanımızın “bir şey” dediği hiçbir şeyi. Bana para kazandıracak, özgeçmişime eklenebilecek, ölçülebilir bir fayda üretecek bir faaliyetim olmadı. Entelektüel birikimimi arttırmadım, yeni bir beceri edinmedim, işlevsel sayılabilecek işleri bile… Çamaşır katlamadım, yemek yapmadım, evi temizlemedim. Bu yüzden kendimi suçlu hissediyorum.
Bir kusur olarak “verimsizlik”
Bu suçluluk, günün gerçekten “boşa geçmiş” olmasından değil; çağımızda verimsizliğin bir ahlaki kusur gibi kodlanmasından kaynaklanıyor. Bugün bedenim bir makine gibi çalışmadıysa bunun açıklamasını yapmak zorunda hissediyorum. Belki regl dönemindeyim, belki “normal” hissetmiyorum. Bu açıklama bedenimin bana değil, bir düzene ait olduğunun kanıtı. Çünkü bu düzende beden, yaşanan bir şey değil; yatırım yapılan bir araç. Her anı optimize edilmeli, her hali bir çıktıya dönüşmeli. Dinlenme bile ancak yeniden daha iyi çalışmaya hizmet ediyorsa meşru sayılıyor. Bu yüzden “hiçbir şey yapmadım” cümlesi masum bir cümleden ziyade biyopolitik bir itiraftır.
Biyopolitika, bedenin yalnızca yaşamasını değil, nasıl yaşaması gerektiğini de belirleyen bir iktidar biçimidir. Bu düzende beden, dinlenen bir varlık değil; sürekli optimize edilmesi gereken bir kaynaktır.

Üretim Zincirinde Bir “Aksama” olarak Regl
Emily Martin, The Woman in the Body’de modern tıbbın kadın bedenini bir endüstriyel tesis gibi kurguladığını deşifre eder. Bu kurguda regl, sistemin en fazla tedirgin olduğu olgudur: Atıl zaman, üretimin durması, çizgisel ilerlemenin kesintiye uğraması üretim zincirinde yaşanan bir aksama olarak kodlanır. Tıp kitaplarında reglin “dökülme”, “yıkım” ya da döllenme gerçekleşmediği için bir tür “başarısızlık” olarak betimlenmesi, kadın öznenin kendi döngüselliğini bir verimlilik krizi gibi içselleştirmesine yol açar. Böylece “kendini suçlu hissetmek”, bireysel bir duygudan ziyade bedene yönelmiş yapısal bir bakışın sonucu hâline gelir.
Modern tıpta regl, başarısız olmuş bir üretim sürecinin artığı olarak temsil edilir. Emily Martin’in de gösterdiği üzere, bu anlatıda beden bir fabrika, döllenme “başarılı üretim”, regl ise geriye kalan “atık”tır. Eğer regl yalnızca atıksa, neden ayrıntılandırılsın? Atık olan şey incelenmez, bertaraf edilir.
Bilginin politik suskunluğu
Regl dönemine ait bu bakış açısı, kadın bedenine dair bilginin neden bu denli yüzeysel kaldığını açıklar. Regl sırasında yaşanan ağrılar hâlâ çoğu zaman “karın ağrısı” gibi genelleyici bir ifadeyle geçiştirilir; oysa bu ağrı, çoğu bedende pelvisin derininde, kasıkla bel arasında yoğunlaşır. Ancak bu ayrım yapılmaz. Çünkü ayrım yapmak, dinlemek ve sınıflandırmak anlamına gelir. Benzer biçimde regl semptomları tekil ve homojen bir deneyimmiş gibi ele alınır; oysa bazı bedenlerde duygusal dalgalanma ve termal değişimler öne çıkarken, bazılarında eklem ve sırt ağrıları baskındır, bazılarında ise belirgin bir semptom dahi görülmez. Buna rağmen bu çeşitlilik sistematik biçimde haritalanmaz. Çünkü bu tür bir bilgi, regl deneyimini “istisna” olmaktan çıkarır.
Bu noktada karşımıza çıkan şey basit bir ihmal gibi gözüken epistemik bir körlüktür. Regl deneyimi yeterince bilinmediği için değil; bilinmesi, üretim temposunun, performans beklentisinin ve zamansal düzenin yeniden düşünülmesini gerektireceği için eksik bırakılır. Kadınların regl döngüsüne dair bilginin bu denli sınırlı kalması, bilimsel merak eksikliğinden değil, politik bir suskunluktan kaynaklanır. Çünkü bilgi yalnızca açıklamaz; aynı zamanda hak talebinin de zeminini oluşturur. Döngü evrelerinin zihinsel ve bedensel kapasiteyle ilişkisi ya da performans dalgalanmalarının sistematik biçimde haritalanması, sorunu bireysel bedenlerden çıkarıp kurumsal ve zamansal yapılara yöneltir.
Tam da bu nedenle regl deneyimi yüzeyselleştirilir ve parçalı verilerle sınırlandırılır. Bilgi eksikliği, kadının yaşadığı bedensel ve zihinsel yükü kişisel bir kusur gibi sırtlanmasına hizmet eden aktif bir mekanizma hâline gelir. Bilinmeyen şey, bilinmediği için değil; bilinirse düzenin yeniden yazılması gerekeceği için bilinmez bırakılır.
Kimin zamanı, kimin rutini? Toplumsal zamanın standartlaştırılması
Toplumsal zaman, erkek bedeni üzerinden standardize edilmiş düz bir çizgiye dayanır: Okul, iş, süreklilik. Oysa döngüsel beden, Elizabeth Freeman’ın kavramsallaştırdığı biçimiyle bu lineer zamana karşı bir direnç üretir. Zamanın bu şekilde “queerleşmesi” yani çizgiden sapması, performans rejiminde ahlaki bir kusur gibi kodlanır. “Bugün hiçbir şey yapmadım” cümlesi bu bağlamda, “bugün sistemin zamanına uyum sağlamadım” anlamını taşır.
Kadın bedeni, bu hiper-performans rejimini, rejimin görmek istemediği farklı bir bakışa zorlar. Döngüsel ritmi, biyopolitikanın talep ettiği doğrusal zamanla örtüşmez. Ancak bu örtüşmeme hâli yapısal bir sorun olarak ele alınmak yerine bireysel bir eksiklik gibi kodlanır.
Kadının hissettiği suçluluk, biyolojik bir eksiklikten değil; iki farklı zaman ve varoluş rejiminin çatışmasından doğar. Bu çatışmanın bedeli, biyopolitik düzen tarafından bireye “yetersizlik” etiketiyle kesilir. Sophie Laws’un da işaret ettiği üzere, bu etiket bir açıklama sunmaz; sorumluluğu yapısal düzeyden bireyin omuzlarına devreder. Regl, PMS ya da hormonal dalgalanma, burada bir deneyim değil; damgalayıcı bir tanıya dönüşür. Böylece sistem kendi uyumsuzluğunu görünmez kılar, kadını ise bu uyumsuzluğun taşıyıcısı olarak yalnızlaştırır.
Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu analizi, bu suçluluk duygusunun neden bu kadar içselleştirildiğini açıklar. Performans toplumunda birey, “yapabilirsin” buyruğu aracılığıyla kendi kendinin hem efendisi hem de kölesi hâline gelir. Zorlanmak artık dışarıdan dayatılmaz; kişi, kendi kapasitesini sürekli aşması gerektiğine inanır. Bu nedenle yorgunluk, dinlenme ihtiyacı ya da bedensel dalgalanma doğal sınırlar olarak değil, aşılması gereken kişisel engeller olarak algılanır. Bu noktada “hiçbir şey yapmadım” cümlesi, biyopolitik bir muhasebeye dönüşür.

Veri yetersizliği ve suçluluğun inşası
Kullik ve meslektaşlarının (2024) sporcular üzerinde yaptığı çalışma, regl semptomlarının uyku bozuklukları, anksiyete ve stresle olan kaçınılmaz bağını ortaya koyarak, “yetersizlik” hissinin biyolojik bir zemini olduğunu gösterir. Bu perspektiften bakıldığında, lüteal ya da menstrüel evrede yaşanan performans düşüşü, Han’ın tarif ettiği “performans öznesi”nin kişisel bir kusuru değil; bedenin hiper-kapitalist üretim hızına karşı geliştirdiği fizyolojik bir sınırdır.
Regl dönemindeki duygusal ve bilişsel dalgalanmalar, basit bir “duygusallık” meselesi değildir. Bu dönemlerde yaşanan şey, olayları açıklama biçiminde belirgin bir sertleşmedir. Duygusal yoğunluk arttıkça olumsuz deneyimlerin nedeni dış koşullara bağlanmak yerine bir suç unsuru olarak daha doğrudan kadının kendisine yönelir.
Ne var ki bu içsel denetim sesi kadını sürekli kendini sorgulamaya, yargılamaya ve eksik hissetmeye iten o sert mantık ana akım bilimsel literatürde büyük ölçüde görünmez kalır. Mackenzie ve arkadaşlarının (2024) menstrüel döngü üzerine yapılmış 307 çalışmayı kapsayan sistematik derlemesi, bu görünmezliğin rastlantısal olmadığını gösterir. İncelenen araştırmaların çoğu, kadınların döngüye eşlik eden bilişsel ve duygusal deneyimini bütüncül biçimde ele almak yerine, süreci hormon düzeyleri, fiziksel performans ya da ölçülebilir semptomlara indirger.
Bu parçalı yaklaşım, kadının yaşadığı bilişsel kaymayı olayları kendine yıkma eğilimini, artan öz-eleştiriyi kavrayacak bir dil ya da ölçüm aracı üretmez. McKenzie ve arkadaşlarının (2024) işaret ettiği bu metodolojik boşluk, kadını kendi bedensel ve zihinsel deneyimini adlandırabileceği bilimsel bir zeminden mahrum bırakır. Kiesner ve arkadaşlarının (2016) çalışması ise bu boşluğun içinde kalan şeyi görünür kılar: Döngünün belirli evrelerinde bazı kadınlarda atıf stilinin (olayların nedenini içsel ya da dışsal faktörlere bağlama eğilimi) sistematik biçimde içe döndüğünü, olumsuz deneyimlerin nedeninin dış koşullardan çok kendilerine bağlandığını gösterir. Bu kayma, “duygusallık”tan ziyade, kadının kendini açıklama biçiminde sertleşen ve içsel mizojeniyi besleyen bilişsel bir düzenlemeye işaret eder.
Reglin kamusal temsili, özellikle ped reklamları aracılığıyla, bu deneyimi neredeyse yalnızca “kan yönetimi”ne indirger. Bu anlatıda regl; ağrılı, yavaşlatıcı ya da zihinsel olarak dağıtıcı bir süreç değil; doğru ürünle sorunsuzca kontrol altına alınabilecek teknik bir aksaklık gibi sunulur. Böylece reglin bedende yarattığı çok katmanlı etkiler görünmez kılınır. Hareket edememenin, durmanın ya da geri çekilmenin tek meşru nedeni, sızıntı riskine indirgenir. Ped varken hâlâ yorgunsan, hâlâ isteksizsen, hâlâ durmak istiyorsan, sorun artık regl değil; sensindir. Bu temsil biçimi, kadın bedeninin sınırlarını tanımak yerine, kadına kendi sınırlarını sorgulatır ve içsel mizojeniyi yeniden üretir.
Kim için ne yapıyoruz?
Burada savunulan şey “hiçbir şey yapmamak” değildir. Mesele, neyin “bir şey” olarak tanınacağına kimin karar verdiğidir. Verimlilik rejimi; yalnızca ölçülebilen, hızlandırılabilen ve çıktıya çevrilebilen faaliyetleri eylem olarak kabul eder. Bunun dışında kalan her hâli, durmak, yavaşlamak, odak kaybı yaşamak, bedensel sınırları fark etmek eylemsizlik olarak kodlanır. Sorun, bu hâllerin nadir ya da istisnai olması değildir aksine sistem tarafından baştan tanımsız bırakılmasıdır. Tanımı olmayan deneyim, meşruiyet kazanmaz. Meşruiyeti olmayan hâl ise bireysel bir kusur gibi yaşanır. Bu yüzden “hiçbir şey yapmadım” cümlesi, norm karşısında verilmiş bir savunmaya dönüşür.
Dolayısıyla mesele eylemsizlik değildir. Mesele, yalnızca belirli beden ritimlerine uyumlu eylemlerin tanınması ve geri kalan her şeyin görünmezliğe itilmesidir.
Kaynakça:
TrujilloAmaya, J. F. Emily Martin The Woman in the Body A Cultural Analysis of Reproduction.
Foucault, M. (2008). The birth of biopolitics: Lectures at the Collège de France, 1978–1979 (M. Senellart, Ed.; G. Burchell, Trans.). Palgrave Macmillan.
Freeman, E. (2010). Time binds: Queer temporalities, queer histories. Duke University Press.
Görsel Kaynak: tr.pinterest.com















[…] “görmezden gelinebilir” olduğunu sessizce ilan eder. Bu bağlamda dijital erotizm, kadınlara özgürlük vaat ederken aynı anda onları sürekli kendini pazarlamak zorunda kalan […]