Yazar: 8:44 am Kültür-Sanat

Poor Things: Kadının özgürleşmesini ticari malzemeye dönüştüren bir masal

Son birkaç sene içerisinde “feminist bir eser” olarak sıkça tartışılan Yorgos Lanthimos’un Poor Things filmi, izlediğimden beri aklımda oldukça fazla soru işareti uyandırdı. Film, kadın cinselliğini ele alışıyla övgüler alıp bedensel özgürleşmeyi beyaz perdeye yenilikçi bir biçimde taşıdığı gerekçesiyle alkışlandı. Ancak bu film bende farklı duygular yarattı. Bella Baxter karakterinin ele alınışı, özgürleşmeden çok, erkek bakış açısının kadın özgürleşmesini nasıl gördüğüyle alakalıydı. Bella’nın arzuları ve istekleri kendisine aitmiş gibi görünse de film boyunca tanıklık ettiğimiz yolculuk özgürleşmenin yüzeysel bir taklidinden ibaret kalıyor.

Görsel Kaynağı: dailybruin.com

Özgürleşmek sadece aktif cinsellik değildir

Poor Things filminin en çok tartışılan yönü olan cinsellik sahneleri, kadının kendi bedenini utançtan arınmış bir şekilde kullanması olarak pazarlanıyor. Oysa bu sahnelerdeki çıplaklık, özgürleştirici olmaktan çok, seyirlik hale getirilen bir beden estetiğine hizmet ediyor. Bella’nın kendini keşfi, bir tür feminist aydınlanmadan ziyade, kadın özgürlüğünü çıplaklıkla bağdaştıran bir sinema anlayışının ürünü olmaktan öteye geçemiyor. Bu durum, ne yazık ki feminizmin özünü değil, pop kültüründe kadın bedeninin ticarileşmesine bir gönderme oluşturuyor. Film, patriyarkanın kadın üzerindeki tahakkümünü eleştiriyor gibi yaparken, aynı tahakkümün estetiğinden besleniyor. Bella’nın özgürlük hikâyesi, aslında erkeklerin kadın özgürlüğünü nasıl görmek istediğinin bir yansıması.

Görsel Kaynağı: rottentomatoes.com

Poor Things filminde konuşulmayan kadın bedeninin gerçek tabuları

Bella’nın hikâyesi ilk bakışta bir özgürleşme masalı gibi sunuluyor. Bir erkek bilim insanı tarafından yeniden hayata döndürülen Bella, bebek zihniyle başladığı yaşamında kısa sürede dünyayı, bedeni ve cinselliği keşfetmeye başlıyor. Ancak Bella’nın dünyaya dair tüm bilgisi, erkeklerin rehberliğiyle şekilleniyor: Onu yaratan bir erkek, ona “medeniyeti” öğreten erkekler, onun özgürlüğünü yorumlayan yine erkekler… Kadın öznesinin hikâyesi, baştan sona erkeklerin kurduğu bir sistem içinde gelişiyor. Bunun yanı sıra, kadrajın dışına çıktığımızda da filmin yönetmeninin ve senaristinin erkek olması, anlatının neden bu kadar yüzeysel kaldığını açıklıyor aslında. Film boyunca regl, doğum gibi kadının bedeninin ve cinselliğinin temel kökenleri olan temalar hiç karşımıza çıkmıyor. Özgürleşme ve bedensel özerklik yalnızca cinsel eylemler üzerinden anlatılmaya çalışılıyor. Filmin sonunda Bella’nın eğitim hayatına atılması ise senaryoya son anda eklenmişçesine acelelik hissi veriyor. Adeta filmin, kadın özgürleşmesini tek boyutlu ele aldığı yönündeki eleştirilerden kaçmak için kullandığı bir strateji havası taşıyor.

Poor Things; kadın özgürleşmesini bir fikir olarak değil, bir malzeme olarak kullanıyor. Feminizmi estetik bir süs, pazarlanabilir bir anlatı unsuru haline getiriyor. Bella’nın bedeni, özgürlük arayışının değil, bu arayışın ticarileştirilmiş bir temsilinin sahnesi oluyor. Oysa biz gerçekten feminist hikâyeler izlemek istiyoruz: Kadınların arzularını, korkularını, çelişkilerini kendi sesleriyle dile getirdikleri; tabularla hesaplaşırken sadece bedenlerini değil, bilinçlerini, öfkelerini ve dayanışmalarını da keşfettikleri filmler. Kadın özgürleşmesi, ancak kadınların kendi hikâyelerini anlatabildiği, kameranın da onların eline geçtiği anda gerçek anlamına kavuşacak; aksi halde sadece başka bir “özgür kadın” imajını tüketeceğiz.

Kaynakça:


Brody, Richard. “Poor Things Is a Madly Original Feminist Masterpiece—Or Is It?” The New Yorker, 22 Aralık 2023.


Laura. “Visual Pleasure and Narrative Cinema.” Screen, vol. 16, no. 3, 1975, pp. 6–18.


Sims, David. “Yorgos Lanthimos’s Poor Things Has a Feminism Problem.” The Atlantic, 18 Aralık 2023.

Kapak Görseli: edisonfilmhub.cz

Visited 24 times, 1 visit(s) today
Close