Yazar: 6:12 am Köşe Yazıları

Toplumsal cinsiyet nasıl öğrenilir?

“İnsan doğmaz, insan olunur.” der Simone de Beauvoir. Ama çoğu zaman bu cümleyi duyduğumuzda şunu atlarız: İnsan olunur ama nasıl olunur? Kim nasıl olmamız gerektiğini öğretir bize? 

Kültürel olarak bir çocuğun doğduğu anda kim olduğunu değil, kim olacağını konuşmaya başlıyoruz. Hatta giderek trend olan cinsiyet öğrenme partisi ile start veriliyor. Adı ne olacak, odasını mavi mi yapacağız pembe mi? Araba mı verelim bebek mi? Ağladığında “erkek adam ağlamaz” mı diyelim, yoksa “kız gibi nazlanma” mı? 

Toplumsal cinsiyet rolleri tam olarak burada, sessiz ama maalesef ki sistematik bir şekilde öğrenilmeye başlıyor.

Toplumsal cinsiyet rolleri nedir?

Toplumsal cinsiyet rolleri, biyolojik farklardan çok daha öte bir şeydir. Bir toplumun herhangi bir cinsiyete sahip bireyden nasıl davranmasını beklediğinin görünmez kural kitabıdır. Yani biz daha henüz dünyaya gelmeden birilerinin bizim için nasıl giyinmemiz gerektiğine, neyi yapıp neyi yapamayacağımıza ve hatta hangi mesleklerin bize uygun olacağına karar verdiği bir yapıdır.

Margaret Mead’in 1935’te aklına taktığı bu konu aslında bu kuralların her topluma göre değiştiğini gösterir. Papua Yeni Gine’de yaptığı araştırmalarda bazı kabilelerde kadınlar lider ve savaşçı, erkekler daha duygusal ve bakım verici rollerdeyken; başka kabilelerde bunun tam tersi görülür. Yani bizim “doğal veya fıtrat” sandığımız birçok davranış aslında kültürel olarak öğrenilir. Coğrafya kaderdir sözü de buradan çıkmış desek yalan olmaz. 

Kısacası, toplumsal cinsiyet meselesi biyolojik varoluşumuzda değil, bulunduğumuz ortam ve yetiştiğimiz ekosistemde gizlidir. 

Peki bu roller nasıl öğrenilir ve bu coğrafya nasıl değişir?

Sosyal psikolojide Sosyal Öğrenme Teorisi bize şunu söyler: İnsanlar sadece yaşayarak değil, gözlemleyerek öğrenir.

Yani çocuklar:

  • Ne söylendiğini değil, ne yapıldığını öğrenir,
  • Kuralları değil, örnekleri takip eder,
  • Söylenenle yapılan arasındaki farkı çok erken fark eder ve yapılanı taklit eder. 

Bir çocuk annesinin sürekli ev işi yaptığını, babasının ise “yardım ettiğini” görüyorsa; eşitlik anlatılsa bile zihninde rol dağılımı çoktan yazılır. Bu sebeple yetişkin olduğunda kadına yüklenen role destek olduğunu benimser. Bandura’nın meşhur “Bobo Doll” deneyinde çocukların gördükleri davranışları birebir taklit etmesi boşuna değildir. Davranış bulaşıcıdır. Özellikle de güç ve norm içeren davranışlar.

Ama mesele sadece aile değildir… 

Toplumsal cinsiyet rolleri bir “çok katmanlı öğrenme sistemi” gibi çalışır:

  • Aile – ilk senaryo ile karşılaştığımız çevre.
  • Okul – normların pekiştirilmesini sağlar.
  • Medya – ideal rollerin yayılmasına yardım eder.
  • Dil ve Kültür – belirlenen kalıpları görünmez yollarla taşır.

Örneğin Türkçede bile “adam gibi davran”, “kadın başına”, “erkek sözü” gibi ifadeler gündelik hayatın içine yerleşmiş mikro öğreticilerdir. Deyimler, atasözleri, duruma uygun olduğu düşünülen tarihi olaylar veya hikayeler bu rolleri kulaktan kulağa yayar. 

Peki bu roller neden bu kadar güçlü?

Sosyal canlılar olarak  en temel ihtiyaçlarımızdan biri bağ kurmak ve kabul görmektir. Öğrendiğimiz bu roller sadece davranışımızı pekiştirmeyi değil, “kabul görmeyi” belirler. Sosyolog Erving Goffman’ın “gündelik hayatın sahnelenmesi” yaklaşımına göre, hepimiz bir sahnedeyiz. Ve toplum bize hangi rolü oynarsak alkış alacağımızı erken yaşta öğretir. Bu yüzden bir çocuk sadece “nasıl davranacağını” değil “nasıl kabul edileceğini” öğrenir. Ne yaparsam ödüllendirilirim, ne yaparsam cezalandırılırım düşüncesi henüz bebek çağımızdan itibaren beynimizde yer kaplamaya başlar.

Tam da bu sebeple toplumsal cinsiyet rolleri aslında sadece kadınları sınırlamaz. Erkeklere de “Güçlü ol, ağlama, kontrolü kaybetme” mesajları verilir. Psikolojide bu durum “erkek rolü çatışması” olarak tanımlanır. Ve araştırmalar gösteriyor ki duygularını bastıran erkeklerde depresyon ve öfke patlamaları daha yüksek görülüyor. Yani mesele sadece eşitsizlik değil, insaniyetin daraltılması olarak ifade edilir. 

O zaman değişim nerede başlar?

Toplumsal cinsiyet rolleri bir günde oluşmadığı gibi bir günde değişmez. Ama her öğrenilmiş şey yeniden öğrenilebilir. Bu sebeple mesele ne söylediğimizde değil, neyi normalleştirdiğimizde. Çünkü kültür en çok tekrar edilen davranışlarla şekillenir. Küçük küçük, tekrar tekrar, çoğu zaman fark etmeden öğretilir.

Yazının burasına kadar geldiyseniz, teşekkür ederiz; bu öğrenmenin ilk adımını atmış sayılırsınız. Şimdi asıl soru: Tüm bu bilgilerimizi nasıl davranışımıza yansıtacağımız.

Bir sonraki yazımız Mikro Eşitsizlikler ve Mikroagresyon’da bu davranışları ele alacağız.

Sevgilerle,

Visited 39 times, 1 visit(s) today
Close