Veri boşluğunda kaybolan kadın sağlığı ve bilimsel ihmalin bedeli
Modern tıp, beyaz önlüklerin ve steril laboratuvarların ardında hepimize “evrensel” bir sağlık vaad eder. Ancak bu vaadin altında, yıllardır görmezden gelinen devasa bir boşluk vardır: Kadınlar.
Bugün tıp kitaplarını açtığınızda veya bir ilacın yan etkilerini okuduğunda karşınıza çıkan o gizli “standart insan” modeli, aslında 70 kilogram ağırlığında, beyaz bir erkektir. Biz kadınlar ise bu sistemde kendi biyolojik öznelliğimizle değil; sadece erkek yapısının hormonlar nedeniyle ‘belirsizleşmiş’ bir kopyası olarak kabul ediliyoruz.

‘Görünmez’ kadınlar ve hayati riskler
Bu durum sadece tıp alanıyla da sınırlı değil; hayatın her alanına sızmış sistematik bir ihmal söz konusu. Araştırmacı Caroline Criado Perez’in “Görünmez Kadınlar” çalışmasında çarpıcı örneklerle anlattığı gibi, dünya çoğu zaman sadece “erkek” ölçüleri üzerine inşa ediliyor.
Otomobillerdeki güvenlik mankenlerinden tutun da elimizdeki akıllı telefonların boyutuna, hatta polislerin giydiği çelik yeleklere kadar her şey erkek anatomisine göre tasarlanıyor. Bir kaza anında kadının ciddi yaralanma riskinin erkekten %47 daha fazla olması bir tesadüf değil; maalesef o güvenlik testlerinde kadın verisinin ve anatomisinin yeterince yer almamasının trajik bir sonucudur.
Perez’in dikkat çektiği bir diğer can alıcı nokta ise kalp krizleri. Çoğumuz kalp krizinin belirtisi olarak sol kolun uyuşmasını ve göğse saplanan o keskin ağrıyı biliriz. Ancak bu, “erkek tipi” kalp krizidir. Kadınlar genellikle mide bulantısı veya yorgunluk gibi farklı belirtiler gösterdiği için, “standart” verilere uymadıkları gerekçesiyle hastanelerden evlerine geri gönderilebiliyorlar. İşte bu, veri boşluğunun tam olarak ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide durduğu yerdir.

Görsel kaynak: Kitap kapağı görseli, Caroline Criado Perez’in Görünmez Kadınlar adlı eserinden alınmıştır.
© Epsilon Yayınevi – Türkçe çeviri: Mine Şengel.
Deney masasında neden az kişiyiz?
Peki, bu durum nerede başlıyor? Aslında her şeyin başladığı laboratuvarlarda. Beery ve Zucker (2011) tarafından yapılan bir inceleme, bilim dünyasında dişi farelerin deneylere dahil edilmemesi için ilginç bir sebep sunulduğunu gösteriyor: “Hormonal değişimler verileri karmaşıklaştırıyor.”
Araştırmacılar, erkek vücudunu daha “sabit” bir standart olarak görüp dişileri dışladıkça, ortaya çıkan sonuçlar da sadece bir kesimi temsil eder hale geliyor. Sinirbilim gibi hayati alanlarda erkek denek kullanımının kadınlardan kat kat fazla olması, kadın sağlığının bilimsel temelini eksik bırakabiliyor.
İlaçlar ve doğru dozaj sorunu
Laboratuvardaki bu bakış açısının günlük hayatımıza yansıması ise eczanelerde karşımıza çıkıyor. Zucker ve Prendergast (2020) tarafından yapılan bir çalışma, ilaçların çoğunlukla erkekler üzerinde denendiğini, ancak kadınların bazen daha fazla yan etki yaşadığını gösteriyor. Kadınların ilaçlar nedeniyle hastaneye başvurma oranının daha yüksek olmasının bir sebebi de bu. Çünkü ilaç dozları genellikle “ideal erkek” modeline göre ayarlanıyor. Oysa kadın metabolizması ilacı farklı bir hızla işleyebiliyor.

Eşitlik reçetesi: Kadınlar istisna değildir
Artık sormamız gereken soru şu: Bilim, toplumun yarısını bir “değişken” veya “istisna” kabul ederek ne kadar kapsayıcı olabilir? Tıbbın o tek tipleşmiş bakış açısı değiştikçe ve kadın vücudu bir “yan dal” değil, asli bir konu olarak kabul edildikçe hepimiz için daha güvenli bir sağlık sistemi mümkün olacak. Çünkü kadın vücudu artık veriler arasında kaybolan bir ‘hata payı’ olmayı değil, kendi biyolojik kimliğiyle bu bilimin sarsılmaz bir parçası ve asli bir öznesi olmayı hak ediyor.
Kaynakça:
Perez, Caroline Criado. (2019). Invisible Women: Exposing Data Bias in a World Designed for Men. Chatto & Windus.
Zucker, I., & Prendergast, B. J. (2020). “Sex differences in pharmacokinetics predict adverse drug reactions in women.” Biology of Sex Differences, 11(1), 1-14.
Beery, A. K., & Zucker, I. (2011). “Sex bias in preclinical research.” Archives of General Psychiatry, 68(1), 104-105.















